BAŞLIK PARASINA HAYIR! ADALET İSTİYORUM! OKUMAK İSTİYORUM!

BAŞLIK PARASINA HAYIR! ADALET İSTİYORUM! OKUMAK İSTİYORUM!

Bir bölge düşünün. Yoksulluk ve cehaletin pençesinde kıvranıyor. Terör mü? Baş belası. Annesi ve babası PKK örgütüne katılan yada faili meçhul cinayetlere kurban giden, sokakta hem çalışıp hem ...

30 Aralık 2015 - 23:07

Bir bölge düşünün. Yoksulluk ve cehaletin pençesinde kıvranıyor. Terör mü? Baş belası. Annesi ve babası PKK örgütüne katılan yada faili meçhul cinayetlere kurban giden, sokakta hem çalışıp hem yaşamak zorunda kalan, üşüyen, sevgi ve şefkatten yoksun, sefalet içinde yaşayan yetim ve öksüz çocuklar. 30 yıldır bölgede güvenlik güçleri ile PKK mensupları arasında devam eden çatışmalardan, terör ve şiddet ortamından en çok etkilenen ve mağdur olan, hakları elinden alınan, istismar edilen, siyasete dahi alet edilen küçük bedenler. Zorunlu olarak göçe tabi tutulan, gittikleri yerlerde dışlanan, ayrımcılığa maruz kalan, sağlık ve eğitimden yeterince faydalanamayan, yoksulluk ve yetersiz benlenme sonucu hastalanan, binlerce eğitimsiz, aç, susuz ve hasta çocuk. Bölgede yaşanan terör ve siyasi çatışmalardan ötürü sevdiklerini kaybeden, kötü olaylara tanıklık eden, sakat kalan, şiddete maruz kalıp psikolojisi bozulmuş, hayata küsmüş, kimsesiz bırakılmış, geleceğimiz dediğimiz bir sürü çocuk. Uyuşturucu madde bağımlısı olan, cinsel yönden istismar edilen, baskı ve şiddet uygulanarak dağa kaçırılan, tehdit edilen, insan hakları ihlallerine maruz kalan, hırsızlık ve kapçak yaptırılarak suça itilen mağdur çocuklar, Sağlık, eğitim, sosyal ve hukuksal haklarından mahrum, mutsuz ve umutsuz binlerce çocuk. Çevre veya mahalle baskısı sonucu suç işleyen, siyasi olaylara karışan veya karıştırılarak hapse giren ve orada bir militan olarak yetiştirilen, çıktıktan sonra da terör örgütlerine katılan masum çocuklar. Okulda olması gereken çocukların çoğu tarlada çalışıyor, küçük kız çocukları kendilerini evlilik masasında buluyor. Umudumuz, geleceğimiz ve cumhuriyetimiz teminatı olan çocukların hali içler acısı. En çok üzüldüğüm çocuk tipi;  Terör ve şiddet ortamında yaşamak zorunda kalan,  devamlı uyarıldığı için korku içinde yaşayan polis ve asker çocukları ile terör ve şiddet ortamından kaçıp, ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan ve gittiği yerde etnik kimliği yüzünden dışlanan yada etnik kimliğini gizlemek zorunda kalan çocuklardır. İşin en kötü tarafı ne biliyor musunuz? Bütün bunları gördüğümüz halde, umursamıyor, insanlık olarak eksik kalıyoruz. Bütün bu çocukları topluma kazandırmak ve onlara daha iyi şartlar sağlamak, sağlık, aile, toplumla ilişkiler, kişilik, arkadaşlık kurma, para, meslek ve gelecekle ilgili konulardaki sorunlarına yardımcı olmak bizim insanlık görevimiz olmalıdır. Van’daki Yağmur ismindeki kızımız; Ben insanım. Başlık parası karşılığında alınıp satılan bir mal değilim. 14-16 yaşlarında evlenmek istemiyorum. Okumak, öğretmen, doktor olmak istiyorum diye bas bas bağırmasına rağmen sesini duyan kimse yok. Yada duymamıza rağmen umursamıyoruz. Hakkari’deki Baran ismindeki oğlumuz; Yaşanan bu terör ve şiddet benim suçum olmamasına rağmen, cezasını ben çekiyorum. Sevdiklerimi kaybetmek istemiyorum. Ölümlere tanıklık etmeyi, şiddete maruz kalmayı, illegal grupların oyuncağı olmayı, eğitim ve sağlıktan mahrum kalmayı istemiyorum. Ağlamak değil gülmek, hırsızlık değil yardım etmeyi, vatana ve millete hayırlı bir genç olmayı istiyorum diye bağırmasına rağmen, sesini kaç kişi duyuyor? Mardin’den Melek; Ankara’da Gamze, güvenli bir ortamda yaşamını sürdürüyor, tam donanımlı okullarda eğitim görüyor, yetmiyor dershanelerde ve özel hocalardan eğitim alırken, ben bütün eğitim olanaklardan yoksunum. Uygulanan yasaklardan dolayı sokağa dahi çıkamıyorum. Devletin bizi, TEOG, YGS-LYS’de aynı sınavlara sokup yarıştırması, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı değil mi? Adalet istiyorum diye bağırıyor. “Çocuklar geleceğimizin güvencesi yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.” diyen ve dünyada ilk defa çocuklara bayram hediye eden, Türkiye Cumhuriyeti’ni gençlere emanet eden ulu önder Atatürk’ü maalesef dinlemiyor, gereken önem ve dikkati göstermiyoruz. Savaşlarda dahi eğitim ve öğretim kurumlarının zarar görmemesi için azami gayret gösterilir. Doğu ve Güneydoğu’da; Eğitim ve öğretim yeri olması gereken okulların, savaş mekanı haline getirilmesi, çalışma alanı olan sınıfların, çatışma alanına dönüştürülmesi, yakılıp yıkılması, çocukların hak ve hürriyetlerinden yoksun bırakılması, çocukların yoksul ve cahil kalması kimin işine yarar? Bunların olmaması için, içinde bulunduğumuz toplum, devlet kurum ve kuruluşları, yerel ve ulusal basın, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler üzerine düşeni yapmış mıdır? Gerekli duyarlılığı gösterip, bunların önlenmesi için mücadele edip, üzerine düşen gayreti göstermiş midir? İşin özü Doğuda çocuk olmak; Hayata erken atılmaktır. Hayvanlara bakmak, tarla işlerinde çalışmak, her gün karda, çamurda kilometrelerce yürümek, başlık parasına satılmak, göç yollarına düşüp eğitimden, sağlıktan nasibini almamak, illegal örgütlerin maşası olmak, terör ve şiddet ile iç içe yaşamak, yetim kalmak, aç, susuz ve hasta olmaktır. Yani Doğuda çocuk olmak hiç kolay değil, emin olun her adamında harcı değil! Şu bir gerçek ki; Doğuda, teröre, şiddete ve insan hakları ihlallerine rağmen, devletine güvenen milyonlarca çocuk var. Bunlara maddi ve manevi yönden yardım etmek, vatan, millet ve bayrak sevdalısı olarak yetişmelerini sağlamak, illegal grupların maşası haline gelmelerini önlemek, anne, baba ve bütün insanlara karşı görevlerini bilen, yerine getiren, dürüst ve ahlaklı birer insan olarak yetişmelerini sağlamak hepimizin insanlık görevidir. Çocuklar bizim için bir utanç vesilesi değil, övgü ve gurur kaynağı olmalıdır. Asilms@hotmail.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Erdoğan: Şehitlerimiz var
Erdoğan: Şehitlerimiz var
Son dakika: İstanbul'da iki patlama sesi
Son dakika: İstanbul'da iki patlama sesi