Batı Türkiye’yi terör destekçisi ve çocuk istismarcısı...

Batı Türkiye’yi terör destekçisi ve çocuk istismarcısı gösteriyor!

Oryantalizm, dünyanın Doğu ve Batı olarak iki yöne, dünya halklarının da esas olarak Doğulular ve Batılılar olarak birbirine karşıt ve indirgenemez bütünlüklere bölündüğünü iddia eden ...

17 Ağustos 2016 - 21:51

Oryantalizm, dünyanın Doğu ve Batı olarak iki yöne, dünya halklarının da esas olarak Doğulular ve Batılılar olarak birbirine karşıt ve indirgenemez bütünlüklere bölündüğünü iddia eden ideolojik bir kategoridir. Avrupa ve ABD’nin, daha genel olarak emperyalizmin İslam terörizmi tehdidi altında bulunduğu söylemi, bu ülke halklarının, kendi can güvenliklerinin korunması adına, kazanılmış demokratik haklarından vazgeçmelerini kolaylaştırmak için yaygınlaştırılan korkunun başlıca motifidir. Böylece bu korku, birlikte yaşayan halklar arasında var olan sempatiyi, başka kültürlere karşı duyulan iyimser merakı ortadan kaldırarak, düşmanlıkları körükler. Batı’da yaşayan Müslümanlara karşı ırkçı önyargıların çoğalmasına zemin hazırlar. (Bkz. Nuray Sancar http://www.ozgurlukdunyasi.org/arsiv/251-sayi-177/625-bir-somurgecilik-ideolojisi-oryantalizm) Edward Said’in; “Doğu Batıdan daha zayıf olduğu için Doğuya tahakkümü öngören Doğunun farkını onun zayıflığından ibaret bulan siyasi bir doktrindir” şeklindeki Oryantalizmi tarifi günceliğinden bir şey kaybetmedi. Bize maalesef şöyle bir kanaat oluşmuş; “Avrupa’nın kafasındaki Doğu muhayyeldir. Gerçeklere dayanmamaktadır. Kendi kafalarında çizdikleri Doğuya inanmış ve inandırmışlardır. Olayları, kişileri, durumları hep kendi bakış açısına göre yorumlamışlardır. Oryantalizmde Doğunun değerlendirilmesi Doğulu gözüyle yapılmaz. Değerlendirmeler Batılılar tarafından yapılır. Batılıda Doğuyu değerlendirirken olduğu gibi değil, görmek istediği gibi görür. Onu anlamaya ve olduğu gibi kabul etmek yerine değiştirmeye çalışır. Doğu üzerine yapılan bütün araştırmaların amacı tahakküm üzerine kurulmuştur.” Bu hiç şüphesiz Doğuyu köleleştirme ve sömürgeleştirme politikalarının meşruiyetine yöneliktir ve madalyonun bir yüzüdür. Madalyonun saklanan diğer yüzünde ise doğunun nesnel görüntüsü vardır ve fotoğraf doğru okunduğunda istihbarat örgütlerinin operasyonel gücünü artırmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ABD ve Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin yasal ve seçilmiş hükümetine destek vermekten kaçınmasının ardında bu oryantalist ve emperyalist bakış açısının derin izleri var. Alman televizyon kanalı ARD’nin haber programlarında yer alan ve ardından diğer Alman medyasında da yayınlanan, Federal Hükümetin Türkiye’ye yönelik İslamcı terör gruplarına destek suçlaması haberini de böyle okumak gerekiyor. Alman İstihbarat Teşkilatı BND’nin Türkiye ile ilgili raporlarına dayanılarak hazırlanan raporda AK Parti hükümetinin ‘2011’den bu yana attığı adımlarla, iç ve dış siyasette İslamcı bir çizgi izlemeye başladığı ve bu politikanın sonucu olarak Türkiye’nin Ortadoğu’daki radikal İslamcı grupların merkezi eylem platformuna dönüştüğü’ suçlaması yer alıyor. (Bkz. http://www.amerikaninsesi.com/a/turkiye-almanya-iliskilerinde-yeni-kriz-kapida-mi/3467531.html) Alman İçişleri Bakanlığı’nın basına sızan belgesinde yer alan, ‘Türkiye’nin İslamcı ve terörist örgütlere uzun yıllardır destek verdiği’ değerlendirmesi ortalığı karıştırdı. Alman kamu yayıncılık kuruluşu ARD’nin, İçişleri Bakanlığı’nın Sol Parti soru önergesine gönderdiği yanıt belgesindeki ‘gizli’ ibareli değerlendirmeleri yayınlamasının ardından tartışmalar büyüyor. ARD, İçişleri Bakanlığı’nın yanıtındaki ‘gizli’ ibareli bölümde, AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’daki Müslüman Kardeşler, Hamas ve Suriye’deki silahlı İslamcı muhalefete yönelik dayanışma ve destek eylemlerine dikkat çekilmiş, “Ankara’nın özellikle de 2011 yılından beri adım adım İslamileşen iç ve dış politikasının sonucu olarak Türkiye, Orta ve Yakındoğu bölgesindeki İslamcı örgütlerin merkezi eylem platformu haline gelmiştir” ifadesi kullanılmıştı. (Bkz. http://www.dw.com/tr/almanyada-t%C3%BCrkiye-ile-ilgili-gizli-belge-tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1/a-19478923) Türkiye’ye belden aşağı vurmakta atış serbest olunca Spiegel Online’da bu kampanyaya çorbada tuzum bulunsun türünden bir katkı sunuyor. Spiegel Online’da yer alan habere göre, 2015 yılı sonuna kadar Almanya’dan Suriye ve Irak’a giderek IŞİD’e katıldığı belirlenen 760 kişiden 190’ı Türk vatandaşı veya Türk kökenli. Anayasayı Koruma Örgütü (BKA) verilerine göre, 2016 yılı Mayıs ayına kadar Almanya’dan IŞİD’e gidenlerin sayısı 820’ye ulaştı. Bu kişilerin üçte biri Haziran ayı itibariyle yeniden Almanya’ya döndü. (Bkz. http://rudaw.net/mobile/turkish/world/170820162) Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik çamur atması teröre destek veren ülke yaftalamasıyla sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hükmü iptal etmesini fırsat bilip Türkiye’ye yükleniyorlar. Aslında nahoş durum bir durum. Çocuk tacizcilerini yüreklendiren bir karar. Türkiye’yi kamu vicdanında ve uluslararası arenada zor durumda bıraktığı kesin. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hükmü iptal etmesi ile ilgili olarak Ankara ile Stockholm arasındaki tartışmaya İsveç Başbakanı Stefan Löfven de katıldı. Resmi bir gezi için Ürdün’de bulunan Stefan Löfven, AYM’nin kararını “endişe verici” bulduklarını söyledi. Konuyla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan Löfven, “Çocuk çocuktur. Evlilik veya cinsel ilişki gibi konularda (yetişkinler gibi) değişik konularda seçim yapabilme olanakları yoktur” dedi. Haksızda sayılmaz. (Bkz. http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-37093434) Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, Avrupa Birliği’nin sığınmacılar konusunda Türkiye ile anlaşmaya ihtiyacı olmadığı görüşünde. Mültecilerin Avrupa Birliği ülkelerine alınmaması konusunda insan hakları ve mülteci sözleşmesini görmezlikten gelen Avrupa Konseyi, söz konusu Türkiye olunca Türkiye’deki sığınmacı çocukların yaşam koşulları, okula devam durumları ve çocuk işçi olarak çalıştırılmalarıyla ilgili acilen önlem alınması gerektiğini zaman zaman gündem taşıyor. Türkiye’deki kampları ziyaret etmesinin ardından bir rapor hazırlayan Avrupa Konseyi özel temsilcisi Tomáš Boček, “Dilenen, sokakta bir şeyler satan ya da satmak için ailelerine eski metalleri toplamada yardım eden çok fazla sayıda küçük çocuk gördüm” dedi. Avrupa Konseyi, çocuklar ve 18 yaşın altındaki refakatçisi bulunmayan sığınmacılara yardımda Ankara’ya nasıl destek olunabileceği konusunda görüşlerine başvurmak üzere Boček’i Haziran ayı başında Türkiye’ye göndermişti.(Bkz. http://tr.sputniknews.com/avrupa/20160816/1024413028/avrupa-konseyi-turkiye-cocuk-siginmaci.html) Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesinde düzenlenen koşullu salıvermeye ilişkin de bir düzenleme yapıldı. 107. maddenin ikinci fıkrasına göre, süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanların, cezalarının “üçte ikisini” infaz kurumunda çekmeleri halinde koşullu salıverilmeden yararlanabilecek. Buna göre Türkiye’de 38 bin mahkûmun erken tahliye olabilecek. Buna rağmen uluslararası platformda Türkiye’nin insan hakları karnesi pek iç açıcı değil. Özellikle düşünce suçlularının serbest bırakılması, siyasî suçlularının adil bir şekilde yargılanması, işkence, idam ve tutuklulara gösterilebilecek her türlü zulmün bertaraf edilmesi, siyasi cinayet ve adam kaçırma ve her türlü insan hakları ihlaline karşı durulması konusunda çeşitli kampanyalar düzenleyen Uluslararası Af Örgütü veya Amnesty International, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve diğer uluslararası standartlarca belirlenmiş her türlü insan hakkını savunma ve teşvik etmeyi amaç edinmiş uluslararası bir sivil toplum kuruluşu. Uluslararası Af Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü John Dalhuisen, “Türkiye’de 15 Temmuz gecesi gerçekleşen, en az 208 kişinin yaşamını yitirmesi ve yaklaşık 8 bin kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlanan kanlı darbe girişiminin ardından Türkiye’de insan hakları tehlike altındadır” demişti. (Bkz http://amnesty.org.tr/icerik/2/1951/) Türkiye’nin dışarıya verdiği bir başka olumsuz imaj, beyin göçüyle ilgili. Maalesef şimdiye kadar tersine döndürülemeyen beyin göçü yüzünden Türkiye’de bilimsel araştırmalar kan kaybediyor. Bir süre önce Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir habere göre, yurtdışında eğitim görmek isteyen Türk öğrencilerin sayısı 2009’dan beri her yıl ikiye katlandı. Gazete, İstanbul’daki Robert Kolej’de öğrenim gören 196 lise son sınıf öğrencisinden 151’inin yurtdışı için eğitim başvurusu yaptığını bildiriyor. Anadolu Ajansı, yaklaşık 90 bin Türk öğrencinin yurtdışında eğitim için her yıl 1,5 milyar dolar harcadığını kaydediyor. Ajansa göre, öğrenciler en çok İngiltere, Amerika, Malta, Kanada, Avustralya ve Almanya’yı tercih ediyor. Dünya Bankası kayıtlarına göre, yurtdışında en fazla öğrencisi bulunan ülkeler arasında Türkiye on birinci sırada yer alıyor. (Bkz. http://www.amerikaninsesi.com/a/turkiye-den-yurtdisina-beyin-gocu-hizlandi/3464933.html) Kendimizi Kaf dağında görmekten vaz geçmek en akıllıcası. Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com Bunu paylaş:

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Erdoğan: Şehitlerimiz var
Erdoğan: Şehitlerimiz var
Son dakika: İstanbul'da iki patlama sesi
Son dakika: İstanbul'da iki patlama sesi