Cerablus’tan nükleer enerjiye Türkiye hamlesi!

Cerablus’tan nükleer enerjiye Türkiye hamlesi!

Son bir ayda yaşadıklarımız küresel güç odaklarının yoğunlaştırılmış Türkiye’yi yok etme operasyonlarından başka bir şey değil. 15 Temmuz darbe kalkışması, Güneydoğuda karakollara ve güvenlik güçlerinin ...

26 Ağustos 2016 - 15:15

Son bir ayda yaşadıklarımız küresel güç odaklarının yoğunlaştırılmış Türkiye’yi yok etme operasyonlarından başka bir şey değil. 15 Temmuz darbe kalkışması, Güneydoğuda karakollara ve güvenlik güçlerinin binalarına yönelik bombalı saldırılar, Van, Elazığ ve Cizre’deki hain saldırılar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, Şavşat’tan Artvin’e giderken dağlık bölgede pusu kuran PKK’lı (resmi açıklamalara rağmen öyle olduğunu düşünmüyorum) teröristlerin roketatarlı saldırısı hep bu hain planın bir parçası. Cerablusa düzenlenen askeri harekât, bölgedeki dengeleri alt üst etti ve Türkiye masasındaki yerine muhteşem bir dönüş yaptı. Amerikalıların literatüründe bulunmayan biz Türklerin meşhur bir atasözü ABD yönetiminin Suriye politikasındaki kırılmayı çok iyi şekilde ifade ediyor. “Bir musibet bin nasihatten evladır” ” ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın uçağı Türkiye’ye giderken, Türk tankları da Suriye’nin kuzeyine giriyordu” ironisini sayfasına taşıyan Financial Times gazetesi, Cerablus’a düzenlenen operasyon ile ilgili haberinde ‘Türkiye, Kürtleri zapt etmek için Suriye’ye girdi’ başlığını attı. Aslında doğru bir ifade. Biraz kaotik bir açıklama ama ‘Türkiye eşeğini dövemeyince semerini dövdü’ de denilebilir. Eşeği de anladınız semeri de anladınız. Bu açıdan bakıldığında Rusya ve İran’ın Türkiye ile yakınlaşması ABD’yi Kürtleri terk etmesine zorladı. Bu durum ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Kürt güçlerinden Fırat’ın batısına çekilmelerini istediği açıklamalarına da net bir şekilde yansıdı. Beyaz Saray’dan Türkiye’nin Cerablus operasyonu ve YPG’nin durumuyla ilgili yapılan açıklamada, “Durumun komplike olduğunu inkar etmenin anlamı yok” değerlendirmesi geldi. (Bkz. http://rudaw.net/turkish/world/25082016 ) İçerde NATO destekli FETÖcü yapıyla mücadele eden Türkiye’nin Cerablus operasyonuna pek ihtimal vermeyen ABDli yetkililerin yaşadıkları hayal kırıklığını bizzat sahada savaşan Delta Force mensupları salya sümük ifade ediyor. IŞİD’e karşı YPG saflarında savaşan ABD’li Blackwater çalışanı Erwin Stran, Türkiye’nin ABD destekli Cerablus operasyonunu beklediğini ancak bunun bir ihanet olduğunu söylüyor. Ona göre “Bu Kürtlere atılan bir tokat. Yalnızca onlara değil, yabancı savaşçılara da” diyen ABD’li Stran, Menbic operasyonunda iki Amerikan vatandaşının öldüğünü, ölen Kürtleri ise sayamayacağını söyledi. Stran, “ABD Kürtleri aldattı mı” sorusuna; “ABD Kürtlere ihanet mi etti, kesinlikle öyle” diyerek yanıt veriyor. (Bkz. http://www.zernews.com/2016/08/abd-li-ypg-savascisi-abd-kurtler-e-ihanet-etti.html )
Marshall yardımlarına rağmen ABD’nin Türkiye’nin kalkınmasına ciddi destek sunduğu söylenemez. Aynı şey Avrupa içinde geçerli. Asla güçlü bir Türkiye istemediklerini her fırsatta her platformda belli etmiyorlar mı? Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri hep sancılı oldu. Menderes hükümetlerinin hamleleri ciddi finans kaynağı gerektiriyordu. IMF ve Dünya Bankası Türkiye’yi frenlemeye çalıştı. Menderes Batı’dan alamadığı fonları Rusya’dan almayı düşündü. Bu bağlamda bir nevi başarılı da oldu ve Ruslara İzmir Aliağa’da bir rafineri yaptırdı. Ayrıca İzmit körfezinde Paşabahçe cam fabrikası, yine Ruslar tarafından yapıldı. 27 Mayıs 1960 darbesi olmasa idi Başbakan Adnan Menderes Haziran ayında Moskova’ya gidecekti. ABD’nin 27 Mayıs’a yeşil ışık yakmasında bu da vardır diyenlerin sayısı da hayli fazla. Bunun için 27 Mayıs bir NATO darbesi diyenlere hak vermemek mümkün değil. Süleyman Demirel, ‘Morrison Süleyman’ lakabıyla tanınmasına rağmen ABD ile iyi ilişkiler kuramaz. Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki yakınlaşma 1965 seçimlerinde işbaşına gelen Adalet Partisi iktidarı döneminde de sürmüştür. 1965 Eylül’ünde Ankara’ya gelen bir Sovyet heyetiyle görüşmeler 12 Kasım’da bir ön protokolun imzalanmasıyla sonuçlanır. 20-27 Aralık 1966’da Sovyet Başbakanı Aleksi Kosigin Türkiye’yi ziyaret eder. Ziyaret sonunda yayınlanan ortak bildiride iki ülke arasındaki siyasal ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde durulur. Ancak bu gelişme öncelikle ekonomik ilişkilerde sağlanır. 1967, 1972, 1979 yıllarında ticaret anlaşmaları yapmalarına rağmen Türkiye ve Sovyetler farklı kamplarda yer alır. Sovyet kredisi ile finanse edilmek üzere ön projeleri hazırlanan 7 sınai tesise ait anlaşma, 25 Mart 1967 tarihinde imzalanmıştır. İskenderun Demir Çelik tesisleri, İzmir Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Aliminyum Tesisleri, Paşabahçe Cam Sanayiini de içeren bu 7 proje için Sovyet Hükümeti Türkiye’ye % 2.5 faizli ve 15 sene vadeli 200 milyon dolarlık bir kredi açmıştır. Anlaşmanın önemli yanı, kredilerin Türkiye’den yapılacak ihracatla ödenmesinin ve bu ihracatın % 60’ının da Türkiye’nin geleneksel tarım ürünleriyle yapılmasının öngörülmüş olmasıdır. Türkiye bu anlaşma ile sadece bazı önemli sınai tesisler kazanmakla kalmayıp aynı zamanda geleneksel tarım ürünlerini Sovyetler Birliği’ne pazarlama imkânı da bulmuştur. Sonraki yıllarda bu tesislerin hepsi de kurulup işletmeye açılmıştır. Demirel, ABD’ye rağmen Sovyet Rusya ile giriştiği bu ekonomik kalkınma seferberliğinin bedelini bizzat CIA ajanlarının kendisi hakkındaki ‘Amerika’nın adamı’ yaftasını sol örgütler arasında propaganda yapması ile ödediği gibi, 12 Mart 1971 muhtırasının neticesinde şapkasını alıp gitmesiyle de ödemiştir. Tesadüfe bakın 12 Eylül darbesinde Demirel başbakandır. Belki en trajiği 28 Şubat post modern darbe sırasında Cumhurbaşkanı olmasıdır. Ne hikmetse askeri darbeler hep onu bulmuş, kışlanın duvarına toslamaktan bir türlü kurtulamamıştır. (Bkz. Ömür Çelikdönmez/ http://www.timeturk.com/tr/makale/omur-celikdonmez/amerika-turkiye-nin-olmayan-fuzelerinin-derdine-dustu.html )
ABD ve AB, Türkiye’nin nükleer santral kurmasına karşı. Yurt içi ve yurt dışında Türkiye’nin nükleer santrale sahip olmaması için elinden geleni yapan kurumlar hatta ülkeler var. İşleri güçleri nükleer santralin yol açabileceği radyoaktif serpintilere, kazalara dikkat çekmek. Ne zaman ağızlarını açsalar Türkiye’ye Çernobil ve Fukuşima örneğini veriyorlar. Yani ‘sen bir çingenesin gümüş zurna neyine’ demeye getiriyorlar. Ancak kendileri tam gaz nükleer santralları kurmaya, geliştirmeye ve nükleer silahlanmaya devam ediyor. ABD ve AB, nükleer enerjiyi nükleer silahlanmada kullanıyor. Türkiye’yi nükleer santral projelerinden vazgeçirmek için, nükleer enerjinin günümüzde elektrik üretmek için kullanılan en pahalı yöntemlerden biri olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar.
Ama kazın ayağı hiçte öyle değil. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (Sipri) dünya genelinde nükleer silah projelerine yüz milyarlarca dolar harcandığını duyurdu. Sipri raporuna göre dünya genelindeki nükleer silahların yüzde 93’ü Rusya ve ABD’de bulunuyor.Stratejik silahların azaltılmasına dair 2’nci START anlaşması 2011 yılında yürürlüğe girmiş olmasına rağmen Rusya ve ABD’nin silahsızlanmayı yavaştan aldığı kaydediliyor. ABD’nin nükleer silahların modernizasyonu için 2015-2024 yılları arasında 348 milyar dolar harcayacağı açıklanmıştı. Bu rakamın önümüzdeki 30 yılda bir trilyon dolara çıkması bekleniyor. ABD’nin 7 bin, Rusya’nın ise 7 bin 290 nükleer başlığı bulunuyor. Nükleer silah üslendiren dokuz ülkedeki toplam nükleer başlık sayısının ise 15 bin 395 olduğu açıklandı. http://www.dw.com/tr/d%C3%BCnyada-30-bin-n%C3%BCkleer-ba%C5%9Fl%C4%B1k-var/a-19327477 Günümüzde batı cephesinde yeni bir şey yok. Eski hamam eski tas. ABD ve AB’nin bizim kontrolümüzde olsun küçük olsun anlayışıyla şekillendirdikleri Türkiye politikası, ülkemizi ne güldürüyor ne öldürüyor deyim yerindeyse sürüm sürüm süründürüyordu. Ancak Türkiye’nin Rus, Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetlerinin yanı sıra İran ve hatta Irak’ın doğalgaz ve petrollerinin Avrupa’ya intikalinde devasa bir enerji terminaline dönüşmesi ABD ile Avrupa başkentlerindeki hesabı bozdu. Türkiye şimdi nükleer enerji elde edebileceği santrallar kuruyor. Bu santraller hem Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanmasında kullanılan enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinde, bunların sürdürülebilir olmasında çok önemli. Türkiye bu amaçla bir dizi hamleler gerçekleştiriyor. Bu çerçevede Japonlar İstanbul’da 100 milyon dolarlık fonla nükleer bilim ve reaktör mühendisliği eğitimi verilecek bir üniversite kuruyor.
Nükleer bilim ve deprem konusunda ileri teknolojiye sahip Japonya, İstanbul’da üniversite kuracak. Japonya ile imzalanan İstanbul’da Türk- Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kurulmasına ilişkin anlaşma, Meclis’in tatile girmeden önce kabul ettiği son yasalar arasında yer aldı. Anlaşmaya göre Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde özellikle lisans düzeyinde nükleer bilim ve reaktör mühendisliği, mimarlık, inşaat ve deprem mühendisliği alanlarında eğitim verilecek. Üniversite kampusu içinde veya dışında teknopark ve işletme kurulum tesislerine sahip olabilecek. Üniversite, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yanında devlete ait bir arazi üzerine kurulacak. İlk etapta üniversiteye Japonya tarafından 100 milyon dolarlık bir fon sağlanacak. Türkiye de yer ve diğer altyapı unsurlarını temin edecek. Üniversitede Japonya tarafından görevlendirilecek profesörlerin maaşları yine bu ülke tarafından karşılanacak. (Bkz. http://enerjienstitusu.com/2016/08/22/100-milyon-dolarlik-fonla-turk-japon-nukleer-universitesi-kurulacak/ )
Bir diğer gelişmede Nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımını içeren Türkiye ve Çin hükümetleri arasında imzalanan işbirliği anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunun yürürlüğe girmesi. Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan 6738 sayılı kanuna göre, 9 Nisan 2012 tarihinde Pekin’de imzalanan “Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşması’nın onaylanması uygun bulundu. İlgili kanun Anayasanın 89. maddesinin birinci fıkrası ile 104. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmıştı. (Bkz. http://enerjienstitusu.com/2016/08/25/turkiye-cin-nukleer-anlasmasi-resmi-gazetede-yayimlandi/ )
Sinop’ta Japonya’nın işbirliği ile kurulması planlanan nükleer santralin fizibilite çalışmalarına geçen yıl başlandı. 20 milyar dolara mal olması beklenen reaktörün ilk ünitesinin 2023 yılında faaliyete başlaması hedefleniyor. Mersin Akkuyu’da Rusya’nın işbirliği ile yapılması planlanan nükleer santralin ise temeli bir yıl önce atıldı. Akkuyu Nükleer Santral Projesi, Rusya-Türkiye arasında 2010 yılında imzalanmıştı. 20 milyar dolardan fazla olan projenin lisansının 2016 yılında alınması planlanıyor. İnşaat izninin 2018 yılında alınması planlanıyor ve aynı tarihte inşaatın başlayacağı bekleniyor. Korkunun ecele faydası yok. Türkiye her geçen gün büyüyor. Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
 Trafik Kazası: 2 Ağır yaralı
Trafik Kazası: 2 Ağır yaralı
Biden: Başkan adayı olsaydım...
Biden: Başkan adayı olsaydım...