CIA Mossad ve MI6’nın sızdığı tarikatlara operasyon!

CIA Mossad ve MI6’nın sızdığı tarikatlara operasyon!

Gençlik yıllarında çoğumuzun bir şekilde okuduğunu düşündüğüm “İngiliz Câsûsunun İtirafları”nda 1700’lü yıllarda İstanbul’a gelen ve orada çeşitli İslami ilimleri ve lisanları öğrenen İngiliz casusu Hempher’in, ...

27 Eylül 2016 - 06:02

cia-mossad-ve-mi6nin-sizdigi-tarikatlara-operasyon
Gençlik yıllarında çoğumuzun bir şekilde okuduğunu düşündüğüm “İngiliz Câsûsunun İtirafları”nda 1700’lü yıllarda İstanbul’a gelen ve orada çeşitli İslami ilimleri ve lisanları öğrenen İngiliz casusu Hempher’in, İslâm dünyasını ve Müslümanları parçalamak için yaptığı casusluk faaliyetleri ve vehhâbîliği nasıl kurduğu anlatılır. “İngiliz Casusunun itirafları” başlığıyla yüzlerce baskısı yapılan bu kitap; İngiliz sömürgeler bakanlığında oluşturulan bir birim hakkında detaylı malumat verir. İngilizlerin İslam düşmanlığının tarihsel köklerini öğrendiğiniz gibi casusluk ve misyonerlik faaliyetlerinin boyutları hakkında da bilgi sahibi olursunuz. ‘İngiliz Casusunun İtirafları’ adlı hatırat, Suudi Arabistan’da Vehhabiliğin doğuşunda İngiliz gizli servisinin rolünü anlatır. Hatıralar ilk önce Alman gazetesi Spiegel’de tefrika sonrasında ise Lübnanlı bir doktor tarafından Arapça’ya tercüme edilir. Kitabın Alman istihbarat teşkilatının ürünü yani fabrikasyon olması da muhtemeldir.
Ancak bu kitabın İngilizlerin İslam coğrafyasındaki faaliyetlerine ve sonuçlarına bakıldığında doğruluğundan şüphe edilemeyecek türden bilgiler içerdiği söylenebilir. Adı geçen kitap Türkiye’de emekli bir albay olan Hüseyin Hilmi Işık tarafından 1990 yılında neşredildi. Bilahare Arapçadan Farsça ‘ya, sonra da “Memoirs of Hempher, The British Spy to the Middle East” adıyla İngilizceye tercüme edildi. Kitabın değerlendirmeler bölümünde şu bilgiler paylaşılır: “İngilizler, kendi yetiştirdikleri adamları Osmânlı devletinde önemli makamlara getirmişlerdi. Bu devlet adamları, ismi Osmânlı, fikri ve zikri İngiliz idiler. Bunların en meşhûrlarından Mustafâ Reşîd Pâşa son sadrazamlığında, altı günlük sadrazam iken, 28.10.1857 de İngilizlerin Hindistan Müslümanlarına yaptığı büyük Delhî katliamını tebrik etti. Daha önce de, Hindistan’daki İngiliz zulmüne karşı ayaklanan Müslümanları bastırmak için, İngiltere’den gelen yardımın Mısırdan geçirilmesi için Osmanlılardan izin istediler.
Bu izin de, yine masonlar vâsıtası ile verildi. Hindistan’da İngilizler halkı dinden uzaklaştırmak için İslâm dininin temeli ve en bâriz vasfı olan bütün medrese ve çocuk mekteplerini kapattılar. Halka liderlik yapabilecek bütün âlimleri ve din adamlarını şehîd ettiler. İngilizler, hâkim oldukları bütün İslâm memleketlerinde yaptıkları gibi, İslâm âlimlerini, İslâm kitâblarını, İslâm mekteblerini yok ettiler. Tam din câhili bir gençlik yetiştirdiler. Sömürdükleri yerleri idâre edenlerin adları, Ahmed, Mehmed, Mustafâ, Alî gibi Müslüman isimleri idi. Fakat İslâmiyyet ile ilgileri sâdece bu isim benzerliğinden ileri gitmiyordu. Bunların göstermelik parlamentoları olmuş, fakat hiçbir zaman bağımsız olmamışlar, hep İngilizlerin emri ile hareket etmişler.” (Bkz. https://derinstrateji.wordpress.com/2015/02/05/ingiltere-dosyasi-omur-celikdonmez-ingiliz-soslu-arap-milliyetciliginin-ingiliz-siiligi-ve-ingiliz-sunniligi-ile-imtihani/ )
İngiliz istihbaratının faaliyetinin sadece Arabistan ile sınırlı olmadığı ortada. Hindistan Müslümanları üzerinden Orta Asya ve Osmanlı imparatorluğuna nüfuz edebilmek için sözde dini cemaatler özellikle sufizm ve tarikatlarla İslam dünyasında faaliyet gösterdikleri anlaşılıyor. Hindistan Müslümanlarından devşirdikleri casusları nasıl kullandıklarını biliyor musunuz? Millî Mücadele Dönemi’nin en cüretkâr casusu herhalde Mustafa Kemal’i öldürmek üzere geldiği iddia edilen “İngiliz tebaasından, Hindistan’ın Peşaver eyaletinden” 43 yaşındaki Mustafa Sagir’di. İngiliz istihbaratı tarafından İstanbul’a getirilen Mustafa Sagir, Aksaray’da duvarları Mustafa Kemal, Enver ve Cemal paşaların resimleriyle süslü bir eve yerleştirilmiş ve “Hindistan Müslümanlarının aralarında topladığı 3 milyon altını Kuva-yı Milliyecilere ulaştırmak için gelen Hint Hilafet Komitesi Murahhas Azası” hüviyetiyle kamuoyuna pompalanmıştı.
Mustafa Sagir’in taşıdığı sanılan bu değerli yük, kısa sürede Ankara’nın da dikkatini çekmişti elbet. Bu sırada İngilizlerin düzmece bir operasyonla Mustafa Sagir’i tutuklaması inandırıcılığını daha da arttırmış olmalı ki, 17 günlük hapisten kısa bir süre sonra, üzerinde Karakol Cemiyeti’nin mührü bulunan bir belge ile Ankara’ya doğru yola çıkacaktı. İngiliz casusu Mustafa Sagir’in gizli görevi Ankara Hükümetinin istihbarat görevlilerince deşifre elince, Divan-ı Harbe verildi ve hakkındaki idam kararı 24 Mayıs 1921 tarihinde yerine getirildi. Mustafa Sagir’in üzerine atılı suçu işlemek için mi Ankara’ya geldiğine dair tek kanıt, kendisinin idamdan önce İngiliz makamlarına yazdığı söylenen mektuptaki Britanya’ya sadakatini belirten ifadelerdir. Mustafa Sagir’in diğer İngiliz casuslarına gözdağı vermek için özellikle idam edildiği söylenmekte. (Bkz. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/istiklal-savasinin-iki-casusu-gavur-mumin-ve-mustafa-sagir-1190132/ ) Türkiyeli Müslümanların inanmakta zorlandıkları bir diğer İngiliz Projesi de Hindistan kaynaklı Müceddililik’tir. Türkiye’de daha çok İmam Rabbani olarak tanınan Ahmed Sirhindi; manevi makamının ilk üç halifeden bile üstün olduğunu iddia ettiği için hapis yattı. Bu şahıs (Sirhindî), 1028/1619 yılında Bâbür Hükümdarı Cihangir tarafından, mânevî makamının yüksekliği ve bilhassa sülûk esnasında ilk üç halifeyi aştığına dair iddialarından dolayı sorgulanmak üzere Agra’ya getirildi. Verdiği cevaplarla ikna olmayan Cihangir, onun tutuklanarak Gevâliyâr (Gwalior) Kalesi’ndeki hapishaneye gönderilmesini emretti (Cihângîr, s. 272-273). Rabbani, yaşadığı dönemde putperest Hinduların İslam’la tanışmaları için hiçbir çalışma ve gayrete girmezken, Şiiler hakkında verdiği fetvalarla ve yazdığı eserlerle Sünni Müslümanları Şillere karşı kışkırtmış ve Müslüman’ı Müslüman’a düşman etmek konusundaki genel tavrı Hindistan’ı işgal eden İngilizlerin (British East India Company) sömürgeleştirme politikalarına hizmet etmiştir. (Bkz. http://www.btpadalar.com/?artikel,122/ – http://www.meltemhaber.com/?haber,10290 ) Yine bu ekolden gelen ve Türkiye’deki Nakşibendi şubelerinin silsilesinde yer alan Nakşi Şeyhi Halid Bağdadi’nin de hakkında İngiliz casusu olduğuna dair kuvvetli rivayetler bulunuyor. İşin ilginci bu iddiaları gündeme getirenlerin cezalandırılması. (Bkz. http://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/rtukten-fetvali-karar-780041/ )
Osmanlının son döneminde ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında ülkede patlak veren isyanların Nakşibendi tarikatı kollarınca gerçekleştirilmesi ve bunların İngiliz istihbaratı ile ilişkileri malûm. 31 Mart vakıasının başkahramanı Derviş Vahdeti ile Cumhuriyet sonrası isyanların bu tarikatla irtibatı acaba rastlantı mı? Fetöcülerin CIA projesini artık bilmeyen yok! Ancak bugünlerde diğer tarikat ve meşreplerle ilgili ortaya atılan iddialar, Fetöcülerle başlayan operasyonların CIA Mossad ve MI6’nın sızdığı tarikatlara yöneleceğini gösteriyor.
Hedef tahtasına konulmak istenen tarikat oluşumlarından birisi de halk arasında tanınmış şekliyle Adıyaman Menzil cemaati. Cemaatin bazı bakanlıklarda etkin olduğu ve Menzil vekillerinin (halifelerinin) atamalarda referans gösterildikleri basında yer almıştı. Hatta Fetullah Gülen’i göklere çıkaran ifadelerin (Cübbeli Ahmet; Mustafa İslamoğlu; Nureddin Yıldız, Yusuf Kaplan, Alpaslan Kuytul vs.) moda olduğu günlerde Şeyh Abdülbaki’nin de, Gülen’le ilgili olumsuz konuşanların nikâhının düşeceğini söylediği rivayetleri piyasada dolanıyordu. Bununla kalsa iyi 17 Aralık operasyonundan sonra menzil Şeyhi Abdülbaki’nin kendisini ziyarete gelen AK Partilileri kovduğu iddia edilmişti. (Bkz. http://www.timeturk.com/tr/2014/02/11/menzil-cemaati-nde-buyuk-fitneye-karsi-aciklama.html )Haznevilik’in Menzilciliğe karşı gündeme taşınmasını bence bir kenara not edin. Haznevilik sadece Türkiye’de değil Suriye başta olmak üzere, Irak ve diğer bölge ülkelerinde etkin olan bir tarikat. Aynı şey Menzil için söylenebilir mi?
Tüm bunlar bir kenara kendilerine Süleyman Hilmi Tunahan’a intisaplarından dolayı Süleymanlı veya Süleymancılar denilen grubunda tıpkı Fetöcüler gibi CIA kontrolüne girdikleri iddiasına ne demeli? Süleymanlı cemaatinin önde gelen isimlerinden müstafi Yüzbaşı Avukat Hayrullah Karadeniz’in herkese açık Facebook hesabından Süleymancıların CIA’nın kontrolü altında olduğu açıklaması, son günlerin en bomba haberlerinden. Hayrullah Karadeniz geçtiğimiz günlerde vefat eden Süleymancıların lideri Ahmet Arif Denizolgun’un Ak Parti iktidarının ve devletin yıpratılması için Fetöcülerle işbirliği yaptığını yine Hayrullah Karadeniz söylüyor. (Bkz. http://www.ekrangazetesi.com/haber/8105/hayrullah-karadeniz-yazdi-bir-mevtanin-ardindan.html )
Aklıma gelmişken; İngiliz Times gazetesi, ülkenin dış istihbarat servisi MI6’in ajan sayısını arttıracağını yazdı. Times’taki haberde, MI6’in 2020’ye kadar yaklaşık 1000 kişiyi daha işe alacağı belirtiliyor. Yeni işe alımlarla MI6’in personel sayısı 3500’e yaklaşacak. Times, MI6’in özellikle kadınları ve etnik azınlıklara mensup kişileri işe alacağını bildiriyor. İngiltere’nin MI6 dışında iki istihbarat servisi daha var. Ülkenin iç istihbarat servisi MI5’ta yaklaşık 4 bin, dinlemeden sorumlu istihbarat servisi GCHQ’nun ise 6 binden fazla çalışanı bulunuyor. (Bkz. http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37437552 ) Ben sanırdım ki bu İngilizlerin devasa bir istihbarat teşkilatı ve yüzbinlerce çalışanı var. Hiçte öyle değilmiş! Neden peki? Çünkü içimizdeki İrlandalılar onlara gereken hizmeti veriyorlar da ondan.
Bekleyin daha kimler çıkıp kimler ve hangi gruplar hakkında neler söyleyecek? Allah adına insanları aldatanların elbet ödeyecekleri hesap olacak. İşin manevi ve ahiret kısmı bir tarafa, o kısım Allah’la onlar arasında. Ama sözde din adına ortaya çıkıp, yüzyıllarca İslam’ın bayraktarlığını yapan Müslüman Türk milletinin vatanına, istiklaline ve istikbaline göz diken, yabancı istihbarat örgütlerinin kontrolüne giren hainlerin yasalar önünde göreceği cezalar olacaktır, olmalıdır. Bu din tacirlerin unuttuğu ve bizim unutmadığımız nedir biliyor musunuz? Âlemlerin Rabbi olan Allah her şeye kadirdir. Biz buna iman ediyoruz. Son söz 2001 yapımı ‘Deli Yürek: Bumerang Cehennemi’ filminin bir repliği olsun;
“Bu ülkenin ekmeğini yiyip ihanet eden ekmeği yediği yerden bir gün kurşunu yer”
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Karaköprü'de Loğar Kapağı Tehlike Saçıyor
Karaköprü'de Loğar Kapağı Tehlike Saçıyor
Karbonmonoksit Zehirlenmesi: 1 ölü
Karbonmonoksit Zehirlenmesi: 1 ölü