Suudi Arabistan adaları Türkiye’ye verecek mi?

Suudi Arabistan adaları Türkiye’ye verecek mi?

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik gücüyle doğru orantılı ordu gücünün de kıtalar arası müdahaleye uygun şekilde düzenlenmesi kaçınılmaz. Bölgesel ve küresel barışın tesisinde üstlenilen rolün gereği, ...

20 Nisan 2016 - 02:17

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik gücüyle doğru orantılı ordu gücünün de kıtalar arası müdahaleye uygun şekilde düzenlenmesi kaçınılmaz. Bölgesel ve küresel barışın tesisinde üstlenilen rolün gereği, jeostratejik konum ve enerji jeopolitiği açısından ülke sınırları dışında deniz ve hava üslerine duyulan ihtiyaç, ikili anlaşmalarla ve bölgesel işbirliği imkânlarıyla temin ediliyor. Soğuk Savaş sonrası küresel terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması gibi risk ve tehditlerle birlikte bölgesel kriz ve çatışmaların yoğunlaşması nedeniyle küresel ve bölgesel barışı destekleme harekâtlarında artış olmuştur. Dünya barışının korunmasına yönelik çabalara Türkiye’nin katkısı, Kore Savaşı’na katıldığı 1950 yılında başlar, günümüze kadar devam eder. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yaşanan gelişmeler paralelinde, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’ye yönelik büyük çaplı saldırı tehditlerinde göreceli azalma olsa da, Kafkaslar, Ortadoğu ve Balkanlar’da istikrarsızlık ve belirsizlikler, farklı bir güvenlik tehdidini gündem taşıdı. Bölgesel kriz hatlarında ortaya çıkan yeni şartların gereği olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin, güvenlik için yeni yaklaşımlar geliştirmesi gerektiğinden, ülke güvenliğinin bölgedeki istikrarın sağlanmasına, muhafazasına ve artırılmasına doğrudan bağlı olduğunun bilinciyle hareket ettiği söylenebilir. Siyasi iradenin de aynı kararlılığı göstermesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri giderek daha fazla artan oranla askeri eğitim işbirliği, barış için ortaklık programı, çok uluslu barış gücü teşkili faaliyetlerine önem verdi ve barışı destekleme harekâtına daha fazla katkı sağladı. Türkiye günümüzde bu askeri misyonunu Bosna-Hersek, Kosova, Afganistan, Lübnan ile Somali karasuları ve açıklarında icra edilen barışı destekleme harekâtlarına katkı vererek halen sürdürüyor. Tarihi geçmişi, kültürel kodları ve Jeostratejik konumundan dolayı, birbirlerinden farklı siyasi rejimlerin, dinlerin, ekonomik sistemlerin ve askerî güçlerin çatışma risklerinin yüksek olduğu kriz bölgesinde yer alan Türkiye; Karadeniz’e, Ege’ye, Akdeniz’e, Balkanlar’a ve Orta Doğu’ya hâkim olan konumu ile üç kıta arasında kara ve deniz ulaşım yollarının kesiştiği Cebelitarık Boğazı’ndan başlayıp Orta Doğu ve Orta Asya’ya uzanan stratejik halkalar zincirinin odağında bulunuyor. Çanakkale ve İstanbul gibi Türk Boğazlarını kontrolünde tutması, Süveyş’i ve dolayısıyla bölgedeki deniz ulaştırmasını kontrol edebilecek bir mevkide olması ve Orta Doğu, Kafkas ve Hazar havzasındaki enerji kaynaklarına yakınlığı ve enerji ulaşım halkasının merkezinde olması sebebiyle Türkiye’nin stratejik önemi daha da artmıştır. Stratejik önemi büyük Türkiye’nin bulunduğu bölgede, yüzyıl öncesinde imzalanan anlaşmaları ve çizilen haritaları hükümsüz kılan askeri hareketlilikler yaşanıyor. Irak ve Suriye savaşın pençesinde. Afganistan’ın geleceği belli değil. Balkanlar ve Kafkaslar patlamaya hazır bomba. Filistin sorunu çözümsüzlüğü sürdürüyor. Türkiye’nin konuşlu bulunduğu coğrafyada yaşanan bu siyasi, ekonomik ve askeri değişimin hangi ülkeleri nasıl etkileyeceğinin belirsizliği, askeri ve istihbarat kurumlarıyla Türkiye’yi teyakkuzda tutmaya yetiyor. Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin bölgede bir güven unsuru olarak varlığını devam ettirmesi, hiç şüphesiz güvenlik konseptini ve ekonomik büyümesini sürdürülebilir bir formata kavuşturmasına bağlanabilir. Asimetrik savaş ve düşük yoğunluklu çatışmaların yol açtığı bu belirsizlik ortamında, Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditler, soğuk savaşa öncesi dönemde olduğu gibi yalnızca bölgedeki askerî güçleri değil bu ülkelerdeki politik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, sınır anlaşmazlıkları, iktidar ve güç mücadeleleri ile terörizmi de kapsadığından, Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesindeki krizlerin yanı sıra politik kararlara bağlı olarak dünya barışını tehdit eden krizlere de müdahaleye hazır olmak zorunda. İşte bu nedenlerle Türkiye’nin Katar ve Somali’de askeri üsler kurmaya yöneldiği söylenebilir. Katar ve Somali’de askeri üsler kurulmasının temel nedenleri arasında, uluslararası karasularında faaliyet gösteren gemilerin ticaret güvenliği ve ikili anlaşmalarla siyasi askeri ve ekonomik ilişkiler geliştirdiği dost ülkelere yönelik terör eylemlerinin ortadan kaldırılmasından söz edilebilir.
Katar Emiri Al Tani’nin 2014’ün Aralık ayında Ankara ziyaretinde, iki ülke aralarındaki işbirliğini askeri alanda daha ileri boyutlara taşıma kararı almış; bu çerçevede Katar’da bir Türk üssü kurulmasında mutabakat sağlanmıştı. Kasım 2015 itibariyle de ortak tatbikatlarla karar pratiğe döküldü. Tatbikata giden yaklaşık 100 Türk askeri Katar’dan dönmedi, böylece ilk askeri unsurlar çalışmaya başladı. Üssün tamamlanmasıyla birlikte yaklaşık üç bin Türk askerinin Katar’da görev yapması planlanıyor. Türkiye, Basra Körfezi’nden sonra Kızıldeniz’in çıkış noktasındaki Aden Körfezi’nde de askeri varlık göstermeye hazırlanıyor. Türkiye, Basra Körfezi’nden sonra Kızıldeniz’in çıkış noktasındaki kritik nokta olan Aden Körfezi’nde de askeri üs kuruyor. Birleşmiş Milletler’in onayladığı yaklaşık on bin 500 Somalili asker, Türkiye’nin Somali’de oluşturacağı askeri tesiste eğitim görecek. Bir seferde yaklaşık 500 askerin eğitileceği tesisin yaz sonunda faaliyete geçmesi bekleniyor. Tesisin güvenliğini sağlamakla ve eğitim faaliyetiyle görevli yaklaşık 200 Türk askeri burada görev yapacak. Katar’da hazıklıkları devam eden askeri üsten sonra Somali’de de bir askeri eğitim tesisi kuruluyor. Türkiye, “Afrika Boynuzu”nda olması nedeniyle stratejik öneme sahip Somali’ye “Askeri Eğitim Üssü” kurma hazırlıklarını neredeyse sonlandırmak üzere. Meclis Savunma Komisyonu’nda kabul edilen Somali ile Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması’nın, Türkiye’nin Somali’ye askeri eğitim imkânı vermesi Türkiye’nin bu üssü kurmasındaki en önemli etken sayılabilir. Türk unsurlara ve diplomatik misyonlara saldıran radikal dinci El Şebab örgütü ve Aden Körfezi’ndeki korsanlar nedeniyle bölgenin en riskli ülkesi olan Somali’ye kurulan bu üs, Türkiye’nin Katar’da kurduğu ve Kasım 2015’ten itibaren ortak tatbikatlar yapmaya başladığı üsten sonra yabancı bir ülkedeki askeri nitelikli ikinci Türk üssü olacak. Basra Körfezi’nden sonra Kızıldeniz’in çıkış noktasındaki Aden Körfezi’nde de askeri varlık göstermeye hazırlanan Türkiye’nin, “Afrika Boynuzu”nda olması nedeniyle stratejik öneme sahip Somali’ye de askeri üs kurması, Türkiye’nin ekonomik, kültürel ve siyasi açılımlarını askeri takviyelerle güçlendirmesi adı geçen coğrafyada varlığını ve iddiasını devam ettirmesi açısından çok önemli. Ancak daha da önemlisi Akabe Körfezi’ni Kızıldeniz’den ayıran Tiran Boğazı’nın girişinde bulunan Sanafir ve Tiran adalarının Suudi Arabistan tarafından Türkiye’ye tahsis edilmesi ve Türkiye’nin burada askeri üsler kuracak olması. Neden mi? Türkiye ile Suudi Arabistan arasında yeni bir ittifakın kurulduğuna dikkat çekiliyor. Doğal olarak Türkiye’nin Suudi Arabistan’la işbirliği; Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de olumlu yönde etkileyecektir. İttifakın bölgedeki dengeleri önemli ölçüde değiştirmesi beklentiler arasında. Suudi Arabistan’a göre, İran’ın bölgedeki gücünün dengelenmesi için Türkiye gerek askeri gerekse ekonomik kapasitesi ile çok büyük bir stratejik ülke. Ayrıca Suudi Arabistan kendi bölgesinde izlediği politikalarla Amerika’nın hedef tahtasına oturmuş durumda. ABD, 11 Eylül saldırılarında Suudi Arabistan yönetimini sorumlu tutan bir bilgiye sahip. Rusya ve Suudi Arabistan’ın, petrol üretim seviyesini sabit tutma konusunda anlaştığı iddiası da ABD’yi rahatsız ediyor.
Suud yönetimi Türkiye’nin askeri desteğini yanında görmek istiyor. İran’ın Yemen ve Afrika ülkeleri üzerinden Suudi Arabistan’a yönelik ablukası, Suud rejimini tedirgin ediyor. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in Türkiye’ye gelmeden önce Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret esnasında Suudi Arabistan ile Mısır arasında çizilen yeni deniz sınırı anlaşması gereği, Sanafir ve Tiran adalarının Suudi Arabistan tarafında kalması kararlaştırıldı. Aslında bu emanetin geri alınması. 1906 yılında İngiltere ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan uluslararası sınır anlaşması uyarınca Mısır’a ait adalar, imzalanan anlaşma ile Arabistan’a geçti. Esasen Mısır’a ait olan fakat Suudi Arabistan’ın her zaman üzerinde iddiada bulunduğu Tiran ve Sanafir adaları Kızıldeniz’i Akabe Körfezi’nden ayırırken, İsrail’in Akabe Körfezi’nden Kızıldeniz’e açılabildiği tek nokta. Bu geçiş noktasının İsrail’in ticari faaliyetlerinde önemli rolü var. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon’un “Kızıldeniz’de yer alan Tiran ve Sanafir adalarının hâkimiyetini Mısır’dan devralan Suudi Arabistan, İsrail’in gemi ve uçaklarının boğazı serbestçe kullanmaya devam edebileceği yönünde yazılı garanti verdiğini, Suudi Arabistan’ın, İsrail ile Mısır arasında 1979’da yapılan anlaşmada söz konusu adalarla ilgili belirlenen duruma bağlı kalacağını kendilerine yazılı ilettiğini” ileri sürmesine bakılırsa bu takasın arka planında İsrail’in rahatsız olmayacağı bir başka askeri gücün boğazda konuşlandığı anlaşılabilir. Bu gücün Türkiye olduğu ortada. İsrail’in gündeme taşıdığı söz konusu anlaşmaya göre, Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na açılan boğaz, uluslararası karasu sayılıyor ve gemi veya uçaklar bu alanı serbest olarak kullanabiliyor. Tiran Adası, Akabe Körfezi’ni Kızıldeniz’den ayıran Tiran Boğazı’nın girişinde yer alıyor. Sina Yarımadası’nın 6 kilometre doğusunda yer alan adanın yüz ölçümü 80 kilometrekare. Tiran Adası’nın hemen doğusunda yer alan Sanafir Adası’nın ise 33 kilometrekare büyüklüğünde olduğu kaydedildi. Türk şirketlerinin ağzını sulandıran bir diğer önemli gelişme Mısır’a resmi ziyaret için giden Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz al Suud ile Kahire hükümeti arasında 2005 yılında İsrail ile güvenlik endişesi sebebiyle askıya alınan Kızıldeniz’e köprü inşası konusunda anlaşmaya varılması. Kral Selman’ın Kahire’ye yaptığı ziyaretin ikinci gününde, Kızıldeniz üzerinde iki ülkeyi birbirine bağlayan bir köprü inşası için Mısır ile anlaşma yapıldı. İzmit Körfez Köprüsü, Kanal İstanbul ve Avrupa’nın en büyük havaalanı olacak 3. İstanbul Havaalanı projelerini gerçekleştiren Türk şirketlerinin, Suud yönetimin inşa etmeyi düşündüğü Mısır ile Suudi Arabistan’ı birbirine bağlayan Kızıldeniz üzerinde inşa edilmesi düşünülen köprünün yapımına talip olmaları. Türkiye hem Kızıldenize köprü inşa edecek hem de Kızıldeniz’i Akabe Körfezi’nden ayırırken, İsrail’in Akabe Körfezi’nden Kızıldeniz’e açılabildiği tek noktada, Tiran ve Sanafir adalarında Suud rejiminin onayıyla askeri üs kuracak. Olur mu olmaz mı bekleyelim görelim! Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
 Trafik Kazası: 2 Ağır yaralı
Trafik Kazası: 2 Ağır yaralı
Biden: Başkan adayı olsaydım...
Biden: Başkan adayı olsaydım...