Gazeteci A.Naci İPEK  Yaşar Kemal ile Urfa anısını anlattı

Gazeteci A.Naci İPEK  Yaşar Kemal ile Urfa anısını anlattı

A.Naci İPEK Gazeteci Çukurova’nın “Sarı Sıcak”ında doğup, Sarı Sıcak’ı yazmış, daha evvel yöredeki Ağıtlar’ı toparlayarak yazın / edebiyat dünyasına adım atmış.

09 Şubat 2018 - 23:00
Reklam

A.Naci İPEK Gazeteci Çukurova’nın “Sarı Sıcak”ında doğup, Sarı Sıcak’ı yazmış, daha evvel yöredeki Ağıtlar’ı toparlayarak yazın /
edebiyat dünyasına adım atmış.1952 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesi’nin Urfa muhabiri idim.

Ogünün şartları içerisinde binbir zorlukla haberlerimizi gazeteye ulaştırıyor, telefonla ulaşamadığımız zamanlar haberi
acele telgrafla gönderiyorduk.

Bu zordu, zaman alıyordu, ama amatör bir zevk ve heyecanla Urfa’mızın sesini, dertlerini, yokluk ve çilelerini duyurabiliyordum…

Bu işten de, mutlu ve heyecanlı idim… Sonraları Yenisabah ile Akşam’ın, daha sonraları da Yeni İstanbul’un
muhabiri oldum.
1955 yazında Cumhuriyet Gazetesi Yazı işlerinden bir telgraf geldi…

“Anadolu haberleri Şefi Yaşar Kemal Urfa’ya gelecek…ilgileniniz…” mealinde.

Birkaç gün sonra, misafirimiz geldi. Esmer, yağız, iri yapılı, davudi sesli,
koca ayaklı bir adamdı. Tanıştık, sohbetlere dalya dedik, Urfa’yı dolaştık, dostları ziyaret ettik. Gümrük Hanı’nın, Mecm’el Bahir’in, Anzılha’nın, Bedesten’in, Eyyüp Peygamber’in gizemli havasında, Urfa’yı Urfalıyı tanıdı.

Sonrasında Kale’ye çıktık…

Tesadüf Kale’ye doğru yöneldiğimizde Karaköprülü İsmail (Aksoy) Amcayı gördüm. Selamlaştık,Yaşar
Kemal ile tanıştırdım.

Sonra elini tutarak “Bizimle gel” dedim. İşim var gelemem dediyse de, Kale’ye beraber
çıktık.

Etrafı biraz dolaşıp mancınıkların arasına gelince İsmail Amca birdenbire
elini kulağının arkasına koyarak bir hoyrat patlattı. Bir derken, bir daha bir daha söyledi.

Yaşar Kemal hayret etti.

“Ben bu sese, bu ahenge aşığım, bu Urfa’ya gelmeme değdi” diyerek
İsmail Amca’nın elini öpmek istedi.

Kucaklaştılar, kırk yıllık dost gibi elele tutuşarak kaleden indik. Akşam olmak üzere idi. Kürkçü Pazarı'na doğru ilerledik.

Orada, tanıdık bir kebapçıda haşhaş kebabı yedik ve sohbetimiz bir hayli devam etti ve kalkıp giderken Yaşar Kemal; “bu sesi dinledikten sonra, böyle bir kebap yemek ömüre ömür katar…” dedi.

Urfa’ya gezmek ve röportaj için gelmişti. Fakat atlara da çok meraklı imiş.

Ertesi gün Veteriner Müdürlüğüne gittik.

Müdür Selim Deliloğlu ve Hemşerimiz Veysi Göncü ilgilendiler.

Tavladaki atları gösterdiler, burada da at sohbeti, tabiri caiz ise at seremonisi yapıldı.

Haradaki atlar tek tek gösterildi, sonra at yetiştiricileri dolaşıldı. Yöreye özgü “Arap atları”nın hakkında bilgilendirildi.

Ertesi gün, Viranşehir, Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği’ne geçtik.

Orada birkaç gün kaldık; çiftliği, tesislerini,üretimini ve çevreyi dolaştık.

Ayrılırken bize birer de Ceylan hediye ettiler.

Oradan Harran’a geçtik “Arap Atları”nın yarışlarını, oyunlarını seyretme zevkine vardık.

Yaşar Kemal Urfa’dan, Ceylanpınar ve Harran’dan çok memnun olmuştu.

Urfa’ya geldikten sonra Yaşar Kemal’in keçeye’de meraklı olduğunu öğrendim.

Ertesi gün Gümrükhanı, Bedesten, Sipahi Pazarı’nda dolaştık.

O zamanlar Sipahi Pazarı’ndaki esnafın çoğu tanıdık idi.

Eski keçe ve kilimleri bize gösteriyorlardı.

Yaşar Kemal hayranlıkla inceliyor, tüm detaylarını bir mütehassıs gibi tetkik ediyordu.

Ahmet Behram’ın dükkanında birkaç kilim ve keçeye gözü takıldı.

Sonra kalktı beni de çağırdı.

“Bunlardan almak istiyorum, yeteri kadar param yok, alıp sonra göndersem olur mu” diye sordu.

Ben de “sorun değil, istediğini al, bunlar esnaf işidir çok pahalı değildir dedim”.

Beğendiklerini aldık, bağlanıp denk yapıldı.

Benim ve Yaşar Kemal’in tüm ısrarlarımıza rağmen para almadılar, üstelik bize lahmacun ve kadayıf ziyafeti çektiler.

Yaşar Kemal, bu güzel karşılamadan, yemekten ve hediyelerden memnun olmuştu ki, “Bu güzel insanlar,
benim güzel yurdumun insanlarıdır.” dedi.

Oradan ayrılıp Anzılha’ya yöneldik. Ortada akan derenin kenarlarında söğüt ağaçlarını göstererek “söğütleri
çok severim” dedi. Ben de, bizde bunlara “Sevdalı Söğüt” derler. Kendi hüsünlerine sevdalı imişler, su kenarında
yetişir ve dalları suya kavuşmak için çabalar dediğimde, gözleri parlayarak,
tebessümle “Urfa’ya özgü bir isim ve güzellik” dedi.

Yaşar Kemal, On günlük Urfa konaklamasından sonra keçe ve kilimlerini de alarak İstanbul’a hareket etti.

Ve Urfa intibalarını temmuz ayında bir hafta boyunca yayınladı.

Bu röportaj sonraları “Bu Diyar Baştan Başa” ismi ile kitaplaştı.

Benim adımdan da bahsettiğinde övünç duydum.

Bu vesile ile Yaşar Kemal ile dostluğumuz arttı.

Her İstanbul’a gittiğimde Cumhuriyet’te buluşur, geceleri de o zamanlar yeni yapılmış olan Hilton Oteli’nde oturur kadeh tokuştururduk.

Galiba 1955 yılının sonbaharıydı , İstanbul’a gittiğimde gazeteye uğradım.

Birlikte rahmetli Burhan Felek’i ziyaret edip elini öptüm.

Çay içerken “Urfa’ya gelip Yaşar’ın meth ü sena ile bitiremediği Urfa’nızı görmek isterim” dedi.

Ben de
“Bizi onurlandırırsınız Hocam” dedim.

Fakat gelemedi.

Akşam yine Hilton’da Yaşar Kemal’le buluştuk.

Sohbet arasında bir ara “bir roman tertibi bir karalama yazdım.

Adı Teneke. Kitap piyasası iyi değil, herkes tanınmış eski yazarlara yönelik eserlerin peşinde” dedi. Ben de o sıralar Urfa’da Sarayönü’nde Doğuş Kitabevini açmış olduğumdan bu sorunlara aşinaydım.

Ondan bir süre önce de Mahmut Makal, Bizim Köy’ü yazmış, realist roman köyü anlatıyor diye çok popüler olmuştu.

Hatta rahmetli Celal Bayar Mahmut Makal’ı Çankaya’ya davet etmiş, ödüllendirilmiş, Bizim Köy çok meşhur olmuştu.

Kapak kompozisyonunda benim de katkımın olduğu sarı zemin üzerinde beyaz bir gaz tenekesi
ile piyasaya çıkan Teneke ve İnce Memet aynı senede yayınlandı.

Bu şartlarla yola çıkan, edebiyat alemine merhaba diyen Yaşar Kemal  büyüdü, devleşti gönüllere sığmaz oldu.

Yurdun değil Dünyanın malı oldu.

“Sulh” dedi, “sevgi” dedi, “demokrasi ve kardeşlik” dedi, “laiklik” dedi ve dünyanın sevgi meşalesi oldu.

Nobel barış ödülü hakkı idi.

Yerli ve yabancı işbirlikçiler, hatta bazı dost bildiklerinin iftirasına uğradı.

Şöyledir, böyledir denilerek hakkı verilmedi.

Bilmem bu işi yapanlar utandılar mı?,

Yaşar Kemal’in cenazesine geldiler mi?

Hayatta kalanların vicdanları şimdi rahat mı?

Başkaları gibi olmadı, olamadı.

Bu hakkı gasp edildi.

Kadim Dostuma rahmetler diliyor, Yurdumun ve tüm Dünya’nın haktan yana, sevgiden yana olan insanlarına
başsağlığı diliyorum.

Bana da her karşılaştırdığımızda “Ula Naci…” diye seslenirdi ve ilave ederdi, “ben bu hitabı Urfa’da öğrendim
ve sevdim.

Onun için kullanıyorum” derdi. Ben de kendisini rahmet, şükran ve özlemle anarak; Ula Koca Adam, Ula Yaşar Kemal, topraktasın ama gönlümüzdesin. Rahat uyu, müsterih ol.
Unutulmadın.

Naci İpek

Kaynak: haber merkezi

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..