MHP’li Birol Gür BU FİTNE, MERAL AKŞENER’İN BOYNUNDA ÖLENE...

MHP'li Birol Gür BU FİTNE, MERAL AKŞENER’İN BOYNUNDA ÖLENE KADAR KALACAKTIR

Hülya Okur, MHP İstanbul İl Başkanı Birol Gür ile MHP ve politikaları eksenli bir söyleşi gerçekleştirdi.

10 Ağustos 2019 - 19:09

SuperHaber röportaj editörü Hülya Okur, MHP İstanbul İl Başkanı Birol Gür ile MHP ve politikaları eksenli bir söyleşi gerçekleştirdi. Gür, İstanbul seçimlerinden Cumhur İttifakı'nın geleceğine, İYİ Parti'nin kuruluşundan Meral Akşener'in son zamanlarda ülkücülere yönelik söylemlerine, Ekrem İmamoğlu'nun seçim sonrası hamlelerinden Öcalan'ın 23 Haziran öncesinde ortaya çıkan mektubunun kimlere yaradığına kadar bir çok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu...

SuperHaber'den Hülya Okur'un sorularına samimiyetle cevap veren MHP İstanbu İl Başkanı Birol Gür, ilk olarak MHP'nin dışında arayış içindeki eski ülkücülere mesajlar verdi. 

“Mensubiyeti MHP dışında arayanlar savrulup gidiyorlar” diyen Gür, "Bugün, İP’e giden arkadaşlarımızda, 1980 öncesi milliyetçi hareketçi camiaya “faşist, ırkçı” diyenler, komünist jargonla bizi suçlayanların bir başka diliyle karşı karşıyayız. Üzücü tarafı budur. Dün çay, yemek sofralarında bulunduk. Yedikleri kaba etmemeleri gerekiyor." ifadelerini kullanıyor. 

Akşener'e ilişkin düşünceleri ise daha keskin Gür'ün. Meral Akşener'in 1 Kasım seçimleri sonrası MHP'de başkanlık yarışına kalkıştığını hatırlatan Gür, “Bu fitne, Meral Akşener’in boynunda ölene kadar kalacaktır” diyor.

Cumhur İttifakı'nın her şartta 2023'e yürüyeceğinin altını çizen Gür, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden geri dönüşün asla mümkün olmadığını belirtiyor.

23 Haziran seçimlerinde MHP'nin sorumluluğunu yerine getirdiğini vurgulayan Gür'ün aslı endişesi ise İstanbul'un kaybetme ihtimali. Gür, bu konuda “İstanbul için endişelerimizde inşallah haklı çıkmayız. İstanbul’u yönetmek çok kolay değildir. İnşallah İstanbul kaybetmez” dedi.

İstanbul seçimlerinde lokomotifin AK Parti, MHP'nin ise destek olduğunu vurgulayan Gür, tekrarlanan seçim öncesi başlatılan hemşehri hareketi içinse “hemşeri harekatı halkı kaynaştırma hareketiydi” ifadelerini kullandı. 

İstanbul'dan konu açılmışken sözü Ekrem İmamoğlu'na getiren Gür, İBB Başkanı'nın son günlerdeki çalışmaları ile aşırıya gittiğini belirtiyor. İmamoğlu'nun başka hayaller peşinde olduğunu ifade eden Birol Gür, “İmamoğlu, Türkiye’nin sorunlarına cevap verecek bir makam değildir. İmamoğlu’nun ortada dolaştığı sıfatı Kılıçdaroğlu düşünmeli” diyor.

İmamoğlu'na atfedilen lider olma vasfına ise itirazı var Gür'ün bu düşüncesini de "Bu ülkede liderlik sosyal medya kahramanlığından çıkmıyor. bu memlekette cumhurbaşkanı olmak alınteriyle olur” sözleri ile ifade ediyor. 

23 Haziran seçimine saatler kala ortaya çıkan Öcalan'ın mektubunun kimlere fayda sağladığına ilişkin tartışmaya dikkat çeken Gür, asli faili şu sözlerle işaret ediyor: “Öcalan’ın mektubundan faydalanmayı umanlar fayda sağlamışlardır. Sonucu kime fayda sağladıysa fail odur.”

Meclis'de HDP'ye flu baktıklarının altını çizen Gür, İYİ Parti'yi bu konuda eleştiriyor ve "Demirtaş birileri için saz çalan çocuk ama bizim için terör örgütü temsilcisi”diyor.

Birol Gür'ün son sözleri ise Atatürk ve kendisini Atatürkçü olarak vasıflandıran CHP'ye ilişkin: "Mustafa Kemal Atatürk demek, üniter devlet demek. CHP, üniter devlet yapısını tartışmaya açmıştır. CHP, Atatürk’ü gardroba sıkıştırdı”

İşte Hülya Okur ile Birol Gür'ün söyleşisinin detayları...

“25 YILLIK BİR SÜREÇ” 
“Benim aklım hep Türkiye’dir” diyen Sn. Bahçeli’nin başkanlıktaki 22. Yılını kutladınız.  Sizin ülkücü harekette kaçıncı yılınız, kaçıncı inanışınız, kaçıncı baharınız?

1981 yılı itibariyle İstanbul’dayız. Ülkü Ocaklarında başlayan süreç 25 yıla tekabül ediyor. Mayıs 2018’den itibaren de bu makamda oturuyoruz. Sayın Genel Başkanımızın 22. yılını görmenin şerefini yaşıyoruz. 9 Şubat 2019 itibariyle 50. yılını kutlamış bir siyasi partiyiz. Sayın Genel Başkana 22 yıldır yol arkadaşlığı yapmaktan ayrıca mutluluk duyuyoruz. 

“BİZ BİRAZ DAHA RAHAT BİR KUŞAKTIK”
Sn. Bahçeli’nin konuşmalarında sık sık Nihal Atsız’ın ‘Türklerin Türküsü’ şiirinden alıntılar yaptığını biliyoruz. Siz de ölümlerle eğlenen tunç yürekli bir genç miydiniz? Sizin gençliğinizde de ölümler eğlenceye dönüş müydü?

1980 sonrası kuşağıyız. 1980 öncesi kuşağın yaşamış olduğu, üzücü hadiseleri, şehadet makamını yaşamamıştık. Kendimizi biraz daha rahat kuşak olarak adlandırabiliriz. Ölüm Allah’ın emridir. Ölümle barışık yaşamayı bilen bir nesiliz. Ülkücü hareket böyle bir hareket. Ölüm bir sonun başlangıcı. Biz öteki dünyada başlangıç yapacağımıza inanırız. Ölümle barışık yaşamak, elbette ölmek anlamına gelmiyor. Canlı ve diri kalmanın ülkücü harekete çok daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Mustafa Kemal Atatürk'ün güzel bir vecizesi vardır “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.” Bu asil kanın varlığına hala var olduğuna inanıyoruz. Bu şuurla yetiştik. Hem aile terbiyemiz, hem Ülkü Ocaklarında aldığımız terbiye bu vatan, millet için hangi bedeli ödemek gerekirse ülkücü hareket o bedeli ödemesini bilir. Genel Başkanımız iyi bir entellektüel, donanımını yazılı ve sözlü konuşmalarında iyi kullanır. Geçmişle bağını koruyan ve gelecekle bağını iyi kuran bir lider. Türk düşünürlerinin sözlerini kullanıyor, biz de nasibimizi, feyzimizi alıyoruz. 

“RECEP HAŞATLI’NIN MAKAMINDA OTURUYORUZ”
“HER SİYASİ PARTİNİN İSTANBUL’DA İKTİDAR ÖZLEMİ VARDIR”
Mehmet Bülent Karataş’tan sonra 2018’de il sekreterliğinden il başkanlığına getirildiniz. MHP İstanbul yönetiminin iddiası nedir?

İstanbul… Üzerine çok konuşulacak olan bir şehirde yaşıyoruz. Napolyon’a göre “Dünya bir devlet olsa baş şehri İstanbul olur” dediği bir şehir. Bu makamda olmak manevi sorumluluğu peşinden getiriyor. Fiziki sorumluluk açısından kolaydır. Yaradan kulunun üzerine kaldıramayacağız yükü vermeyeceğini söylüyor. İstanbul İl Başkanlığı makamının manevi sorumluluğu büyük. MHP, 50 yıllık bir siyasi hareket ama bu toprakların varoluş değerlerini içinde hırs eden, bu topraklarda şehit olan bütün neslin yükünü üzerinde taşıyan bir siyasi hareket. Şehadete eren Recep Haşatlı’nın makamında oturuyoruz. MHP’nin İstanbul’daki beklentisine gelince. Her siyasi partinin İstanbul’da iktidar özlemi vardır. Türkiye genelinde iktidar olmanın bir yolu da İstanbul’da iktidar olmaktan geçer. MHP de, İstanbul’da iktidar olmanın hesabını yapan ama bunun şartlarını sağlıklı yapmaya gayret eden bir parti. MHP, genel bir başarı için İstanbul’da başarı elde etmek mecburiyetinde. Bu başarıya katkı sunmak bizim de üzerimize vazife. Bizim gayretimiz, MHP’nin hem ülke genelinde hem İstanbul’da iktidar olma mücadelesine katkı sağlamaktır.  

“MHP’NİN BULUNDUĞU YERİ TARTIŞMAK ÇOK AKILLICA DEĞİLDİR”
MHP’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz, kaderde varsa nasip işidir diyorsunuz, aksi nasipsizliktir… Yine de kaderini yazarken düştüğü veya stratejik hataları olduğunu düşünüyor musunuz? 

MHP, insanların bir araya geldiği bir topluluk. İdeolojinin getirdiği birleşik bir yapı. Tarih içinde bazı insanların yanlışa meylettiğini görüyoruz. Ancak bu MHP’nin kurumsal kimliğinin, düşünce hayatının eksikliğinden kaynaklanmıyor. Birlikte yürüdüğümüz arkadaşların yol yürüme becerisini kaybetmesinden kaynaklanıyor. İnsanoğlu nefis taşır. Kişisel hataları bu nefse yeniklikten kaynaklanıyor. Bu milletin değerleriyle barışık bir partinin bulunduğu yeri tartışmak çok akıllıca değildir. 

“ARKADAŞLARIMIZI GÖRMEYE VE DUYMAYA DAVET EDİYORUZ”
Partiyi karıştırmak isteyen kişiler için “nasipsizler” ifadesini kullanıyorsunuz. O nasipsizlerin fitne çağı üzerinden çelik çomak oyununda olduklarını belirtiyorsunuz. MHP’nin bu fitneyi durdurma gücü yok mu, varsa neden kullanmıyor?

Doğrudur… Söylemlerimizle topluma mesaj vermeye çalışıyoruz. Ancak bu mesajı anlamak istemeyenlerin bizimle yol yürümeme tercihi de vardır. Fitneyi engellemek çok kolay bir şey değildir. Çünkü fitnenin olduğu dönemlerde ortalıkta sis bulutu olur. Gözler görmez, kulaklar duymaz. 1 Kasım sonrası arkadaşlarımıza tercihlerinin ve yollarının yanlış olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu arkadaşların, yarınların nasipsizliğine doğru adım attığı kanaatindeyiz. Sayın Genel Başkanımızın sosyal medya üzerinden yaptığı çağrıyı, görmeyi, duymayı beceremeyen arkadaşlarımızı görmeye ve duymaya davet ediyoruz. 

“YAVUZ AĞIRALİOĞLU SAVRULANLARDAN BİR TANESİDİR”
“MENSUBİYETİ MHP DIŞINDA ARAYANLAR SAVRULUP GİDİYORLAR”
Aslında bunu yapmaya çalışan bir isim var. Yavuz Ağıralioğlu. Fakat siz kendisini “omuzu kalabalık, yeni mahalle sevdalısı” gibi tabirlerle eleştirdiniz. Bir samimiyet olsaydı bunu anlar mıydınız, yani ne dese veya yapsa sizin için samimi olurdu? 

Arkadaşın kısa videosunu izlediğimde, 50 yıllık siyasi hayatının 22 yılında Genel Başkanlık yapmış bir isme, kendi kalibresinden akıl vermeye çalıştığını gördüm. Düşünce hayatını başka yerlerde monte ettirenler, zaman içinde savrulup gidiyorlar. Bunu isim olarak tartışmaya açmak istemem. Sosyal medyada yaptığım tespitler Yavuz Ağıralioğlu’nun şahsında değildir. Milliyeti ve mensubiyeti, MHP dışında bulanlar, savruluyorlar. Savrulanlardan bir tanesi de, Yavuz Ağıralioğlu’dur. MHP’nin Genel Başkanına akıl verecek ne melekede ne de akıl donanımına sahiptir. 

Bu gibi ifadeler kullananlara karşı salvolarınız da biraz sert olabiliyor. Ülkücü ahlak ve faziletinden bahsedenlerin diline sizleri doladığını belirten dava arkadaşlarınız oldu. “Dansöz bozmaları” şeklinde yanıtlar veriyorsunuz. Bu polemik dilini haklılık ve üstünlük için mi kullanıyorsunuz yoksa başka bir yol mu bırakmıyorlar?

Hayır. Aslında MHP’nin kendisini haklı çıkartmak gibi bir derdi yoktur. Bizimle yol ayrımına giden insanlar, kurdukları siyasi organizasyonda varlıklarını istedikleri kadar sürdürebilirler. Parti tüzüklerine göre eylem ve söylem geliştirebilirler. Ancak gittikleri yerden MHP’ye saldırıları bizi ilgilendiriyor. Kendi geleceklerini MHP’ye saldırarak koruyacaklarını düşünüyorlarsa, bu millet buna asla izin vermeyecektir. Bazı noktalarda cümleler bitiyor. Tartışmayı arzu ederiz ancak karşı taraftaki siyasi anlayışın çirkefleştiğini ve ahlaksızlaştığını görüyoruz. Teşkilata, divan üyelerine, Ülkü Ocaklarına ağıza alınmayacak sözler söylediklerinde, biz de aynı şekilde tepki veriyoruz. Dün de bu üslupla cevap veriyorduk, yarın da bu üslupla vermeye devam edeceğiz. Bugün, İP’e giden arkadaşlarımızda, 1980 öncesi milliyetçi hareketçi camiaya “faşist, ırkçı” diyenler, komünist jargonla bizi suçlayanların bir başka diliyle karşı karşıyayız. Üzücü tarafı budur. Dün çay, yemek sofralarında bulunduk. Yedikleri kaba etmemeleri gerekiyor. Bulundukları tercihteki yaşam alanında devam etsinler. Ülkücü hareketten ellerini, ayaklarını çekmelerini “özellikle” tavsiye ediyoruz. 

“MERAL AKŞENER’İN MHP GENEL BAŞKANI OLAMAYACAĞINI DÜŞÜNDÜK”
“BU FİTNE, MERAL AKŞENER’İN BOYNUNDA ÖLENE KADAR KALACAKTIR”
Peki biraz daha şahsileştirirsek… Meral Akşener’in sorunu Cumhurbaşkanlığı veya ülke değil, MHP demiştiniz. Senaryo karakter, gülüşü hafif, sufle almaya alışık, yurtta sulh gibi ifadelerle tarif ettiniz. Meral Akşener’in tek derdi MHP’yi bitirmek mi yani, bu sayede mi ülkeyi yönetmeye aday olabilecek?

Hanımefendinin 1 Kasım sonrası çıkışı MHP’nin Genel Başkanı olma sevdasıydı. Ancak MHP'nin mensupları bu hanımefendinin MHP’nin Genel Başkanı “olamayacağını”, olmaması değil olamayacağını düşünen insanlardı. Bu hanımefendi bunu bilebilecek kadar akıllı bir kadın. 1 Kasım sonrası MHP'ye fitne sokmasının tek nedeni “Ben başbakan olacağım” sözlerinde saklıdır. “Ben başbakan olacağım” sözlerinin içerisinde nelerin saklı olduğunu zaman içerisinde göreceğiz. Bu sözün arkasındaki neyse, MHP’nin yapmak istediği oydu. Birlikte yol yürüdüğümüz arkadaşlarımızı çeşitli saiklerle bizden aldı götürdü. 1 Kasım’da yol yürürken de parti kurmak arka planında vardı. Arkadaşlarımızla düğünlerimizi, cenazelerimizi ayırdık. Bu fitne bu hanımefendinin boynunda ölene kadar kalacaktır. Bu yafta ve etiketle dolaşacaktır. Ülkücü harekete sırtını dönenlerin ömürlerini nasıl sonlandığını yaşayarak tecrübe ettik. O büyük Allah ki, bu harekete sırtını dönenlerin sonlarını, finallerini iyi yazmıyor. Yaradan bu hanımefendinin sonunu, finalini iyi yazmayacak, buna inanıyoruz. Çünkü bu harekete bunu yapanların öbür dünyada da hesabı olacaktır. Bu dünyada da hesabını vereceklerdir. Bu hanımefendi sufle olarak konuşuyor. 15 Temmuz’un ana aktörü, yurtta sulh söylemiydi. Bu hanımefendinin kapalı toplantılarda, meydanlarda bu söylemi kullandığına şahitlik yaptık, tevafuk mu bunu tarih gösterecek. Bu hanımefendi verilen rolü oynuyor. Oynamaya da devam edecek. Oradaki arkadaşlarımızın Sayın Genel Başkanımızın çağrısına kulak vermesini beklediğimizi ifade ediyoruz. 

“DEVLET, MHP’YE NELER YAPILDIĞINI GÖRECEK”
“Başkan olacağım” söyleminin arkasında ne olduğunu, MHP’nin fikriyatı üzerinden cevaplayabilir misiniz?

Genel Başkanımızın bu konuyla ilgili sözleri var. 1 Kasım sonrası milliyetçi, ülkücü camimanın FETÖ operasyonu ile karşı karşıya olduğumuzu ifade etmeye çalıştı. Milliyetçi, ülkücü camimayı birilerinin elde etme kavgasına şahitlik yaptık. Gün gelecek bunlar görülecek. Devlet 1 Kasım sonrası MHP’nin neler yaşadığını görecek, gereğini yerine getirecektir. Cadı avına girmeye gerek yoktur. 

“SİLAHLI KUVVETLERİN SİYASİ AYAĞININ OLMAMA ŞANSI YOK”
Meral Akşener için 'yurtta sulh' söylemleri nedeniyle "FETÖ'nün siyasi ayağı" iddiaları ortaya atılmıştı. Bu konuda ne diyorsunuz?

FETÖ’nün siyasi ayağı, Türkiye’de hala tartışılan bir mevzu. 15 Temmuz’u yapanların nelere cesaret ettiğini gördük. Silahlı Kuvvetlerin siyasi ayağının olmama şansı yok. Siyasi ayağın hala eksik kaldığı kanaatindeyiz. Hanımefendi siyasi ayağı mı değil mi, bunu çözmesi gereken devlettir. Yarınlarda böyle bir tehlike yaşamamak adına önlemi almakla mükellef olan onlardır. 

Peki Akşener sizin için bir rakip mi? Çünkü satranç ustası Sayın Bahçeli’nin karşısına oturtuyorsunuz ve “Bahçeli şah mat diyecek, kalene sahip çık” uyarıları yapıyorsunuz.

Yok. Genel Başkan tek başına satranç oyuncusudur, karşısında rakip yok. Hanımefendinin Sayın Genel Başkanın karşısına oturacak ne siyasi birikimi var ne de tecrübesi var. En basit örnekle hanımefendi çocuğunun ülkücü hareketin asli kollarından olduğunu söyleyecek kadar ülkücü harekete yabancı biridir. Rekabet edecek ölçü içerisinde asla değildir. MHP'nin genel başkanı şah mat diyecektir. Çünkü MHP'nin genel başkanı siyaseti sabırla yapan biridir. Sabırla yaparken de iyi oyun kurar. İyi bir satranç oyuncusu olduğunu bizzat hanımefendinin kendisi ifade etmiştir. Genel Başkanın son çağrısı oradaki arkadaşların tartıştığı bir konu haline gelmiştir. Hanımefendinin şirretleşmesi ve uyumsuzluğu parti içerisinde Sayın Genel Başkanın çağrısının yer ve zemin bulmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Onun için 'kalene sahip çık' diyoruz.

“ÜLKÜ OCAKLARI YÜKSEK KARAKTERLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİM YUVASIDIR”
“HAYDUT KELİMESİNE HANIMEFENDİNİN YANINDAKİLER CEVAP VERMELİYDİ”
Son zamanlarda Ülkü Ocaklarından haydut çıkar söylemine karşına Sinan Ateş “Ülkü Ocaklarından namussuz adam çıkmaz, okyanus gibidir, içinde pislik barındırmaz” dedi. Siz ise “Ülkü Ocakları eğitim yuvalarıdır” ifadesini kullandınız. Bu eğitimden geçen herkesin; korkusuz, fedakar, bilge, dürüst, dost canlısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Elbette ülkücü ocaklarına giden genç kardeşlerimiz bu toplumun ortalama insanları. Ülkü Ocaklarında yetişen gençler gelecekle ilgili bakış açışlarını geliştirerek eğitim alayından geçiyorlar. Ülkü Ocaklarındaki bir genç; cesur, cevval ama aynı zamanda ahlakı yüksek, dünyayı okumada çok daha vasıflı hale geldi. 50 yıllık bir mazisi olan Ülkü Ocaklarından bugüne yetişen insanlar bu millete hizmet etmeye devam ediyor. Ülkü Ocakları; kendine güvenen, cesaretine inanan yüksek karakterli çocukların eğitim yuvasıdır. Bu “haydut” konusu esasında hanımefendinin yanı başında bulunan, dün Ülkü Ocaklarından yetişmiş olmasıyla hala övünmeye çalışan isimlerin cevap vermesi gereken bir konudur. Ama her ne hikmetse, hangi menfaat uğruna bu arkadaşlar sessiz kalmışlardır. Ülkü Ocakları bu manada kendini korumakla yükümlüdür. 

“MHP’NİN YOL HARİTASI; LİDER, TEŞKİLAT, DOKTRİN”
O korkusuzluğu, yüksek karakterliliği irdelemek isterim. Siz siyasi anlayışınızı; teşkilat, temsil, söylem, eylem, sorumluluk, liderin söylemleri, mecburiyet diye sıralarken, kaos, kargaşa, karıştırma, çatışma, dikkat, liderin uyarıları, ülkenin huzuru, vazgeçilmez diye devam ediyorsunuz. Kaos ülkücü hareketin vazgeçilmez bir parçası mı? Yoksa nerede bir kaos varsa ülkücü hareket orada mı?

Biz MHP’nin bir bireyiyiz. MHP’nin bir tüzüğü var. Parti üyeliğine başvurduğunuzda o partinin bütün dinamiklerine uyacağınızı beyan etmiş olursunuz. Aynı zamanda hiyerarşik yapısı vardır. Lider, teşkilat, doktrin diye adlandırdığımız bu yapı, MHP’nin yol haritasıdır. Farklı seslerin ortaya çıkması teşkilat bütünlüğünü ortadan kaldıracağı gibi doktrinel tartışmanın çok uzağında kalma ihtimali üzerine lidere bakması tercihimizdir. Lider, teşkilatı ve doktrinel hareketi tamamlayan bir unsurdur. Eğer hareketin mensubuysak liderin söyleyecekleri bizi bağlar. MHP, sosyal medyadaki kirli bilgiye değil, MHP’nin genel başkanı ne söylediğiyse ona bakmalıdır. 

“FETÖ, İNGİLİZ MUHİPLER CEMİYETİNİN ORGANİZE ETTİĞİ BİR YAPI”
İhanetler dedik de… Bugünün Türkiye’sindeki ihanetleri geçmiştekilerle kıyaslıyorsunuz. Mesela sizin tabirinizle; 150’likler, Prens Sabahaddin, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası,  FETÖ kadar tehlikeli ve can yakıcı mıydı? Önümüzde yeni ihanet perdeleri olabilir mi?
Bu coğrafya, hem jeopolitik anlamda hem stratejik anlamda önemli bir yer. Bu coğrafyada herkesin gözü olmasından doğal bir şey yoktur. Bu medeniyette daha önce yaşayan kavimler tarih sahnesinden silinmişlerdir. Ama 1000 yıllık bir milletin mensuplarıyız ve bunun bir bedeli olduğunu bilen bir hareketin mensuplarıyız. Bitti diyenler bizi ikna edemezler. Dün de bu coğrafyada ihanetler vardı yarın da devam edecektir. Akif'in “Tarih tekerrür eder” diye güzel bir sözü vardır, biz bu paylaşımları tarihten ders alalım diye yapıyoruz. Dün bu coğrafyaya ihanet edenlerin fiziki olarak yaşamıyor olsalar bile düşünce olarak yaşamaya devam ettiklerini görüyoruz. Milliyetçi hareket camiası, bu topraklarla barışık olmayan hiçbir şeyin bu topraklarda yeşermesine izin vermemeye, Türk milletinden aldığı güçle devam edecektir. Saydığınız ihanetler, PKK terör örgütü bu zihinsel düşüncenin farklı bir versiyonu. FETÖ, İngiliz Muhipleri Cemiyetinin organize ettiği yapılardan bir tanesi. En azından düşünce olarak. 



“CUMHUR İTTİFAKI, HER ŞARTTA 2023’E YOL YÜRÜYECEKTİR”
Bununla mücadele ittifak şeklinde devam ediyor. Sn. Bahçeli, hedefimiz ila-yı Kelimetullah’tır, hedefimiz Kızılelma’dır, diyerek, Cumhur ittifakının 2023 hedeflerine kitlendiğini beyan ediyor. Sizce Cumhurittifakının son durağı 2023 mü, ne olursa bu ittifak ayrışıp merkez siyasetine dönülür?

MHP’nin genel başkanı, 15 Temmuz itibariyle hükümet modelinin koyu bir taraftarıydı. Hem sandıkta milletin teveccühüyle hem de Türkiye’nin yarınları için bu sistemin sağlıklı bir zemine oturabilmesi için Sayın Cumhurbaşkanımız ile 2023 vizyonunu ortaya koymuştur. Cumhur İttifakı her şart ve zeminde 2023’e yol yürüyecektir. 2023 sonrası Sayın Genel Başkanın tavrı, düşüncesi bizim için önemlidir. Ama önceliğimiz sistemin oturması. Cumhuriyetin 100.yılında  sistemi oturmuş, bir çok sorununu çözmüş bir yarını Türkiye’yi taşımaktır. İla-yı Kelimetullah idealimiz ve Kızıl Elma hayallerini bırakmayacağımız bir ülkümüzdür. Bu ülkü ve idealler bizden sonra yaşamaya devam edecektir. 

“HÜKÜMET SİSTEMİNDEN GERİ DÖNÜŞ ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR”
Muhalefet seçim sonucu değerlendirmelerinde, aradaki farkı, halkın hükümet sistemini değiştirme talebi olarak yorumladı. Sayın Bahçeli’nin bu bir macera değil mecburiyettir ifadesi de ortadayken, hükümet sisteminden geri dönüş olur mu?

Biz aslında Sayın Genel Başkanımızın, İstanbul seçimleri öncesinde İstanbul’daki bir kaybedişin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin tartışmaya açılacağı ihtimali üzerine konuşmuştu. Bu sistemde bir geri dönüş asla mümkün değildir. 1966’dan bu tarafa parlamenter sistemin badirelerini tecrübe ettik. Milletin karar verme merci olduğunu artık birilerinin idrak etmesi lazım. 

“MHP, KÜLLERİNDEN DOĞMUŞTUR”
49 milletvekili çıkarttığınız 24 Haziran seçimlerinin ardından , “Bataklıktan çıktık” gibi bir açıklamanız olmuştu. 23 Haziran sonuçlarına baktığımızda bu bataklığın iyi kurutulamadığını mı gösteriyor?

23 Haziran, MHP’nin ciddi bir süreçten sonra sandığa gittiği bir takvim. Birilerinin MHP’nin tükendi tükeniyor hevesinin kursağında kaldığı bir takvim. MHP bugüne sahip çıkmıştır. MHP'nin bu milletin geleceği ile ilgili yapacağı kurguları, hayalleri bitmiş değildir. Türk milleti buna izin vermedi. 1 Kasım sonrası MHP’nin yaşadıkları, her siyasi partinin kaldırabileceği bir mesele değildir. MHP, bütünlüğünü sağlayarak, dışarıdan ve içeriden saldırılara karşı karakter duruşu sergileyerek, köz yapılmaya çalışıldığı dönemden küllerinden doğmuş, büyümüştür. MHP,  23 Haziran sonuçları ile ilgili buna defalarca atıf yapmıştır. 

“İSTANBUL İÇİN ENDİŞELERİMİZDE İNŞALLAH HAKLI ÇIKMAYIZ”
“İSTANBUL’U YÖNETMEK ÇOK KOLAY DEĞİLDİR”
“MHP, SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRDİ”
“İNŞALLAH İSTANBUL KAYBETMEZ”
Yine de Cumhur ittifakının adayı ve sizin de kıyası mümkün değil dediğiniz Binali Yıldırım kazanamadı. Bu sayısal veriyi nasıl yorumladınız? 

Siyasi tecrübe, iş tecrübesi, bilgi birikim, devlet tecrübesi Binali Yıldırım tarafında çok daha ağır basar. Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nde ilçede belediye başkanlığı yapmış bir isim. Ancak tabi hem 31 Mart’ı, hem 23 Haziran’ı ayrı başlıklar halinde tartışmak lazım. İstanbullu seçmen terazinin bir tarafının ağır bastığını görmüş olmasına rağmen, iyi irdelenmesi gereken bir seçim sonucuyla karşı karşıyayız. Bunun çeşitli etkenleri vardır. MHP, hem 31 Mart’ı, hem 23 Haziran’ı kendi içinde değerlendirmiştir. Alması gereken sorumluluğu yerine getirdiği kanaatindeyiz. MHP, İstanbul'daki bütün imkânlarını kullanarak, hem Anadolu'dan İstanbul'a hem şehir harekatı ile taşıdığımız arkadaşlarımızı tam anlamıyla sahaya sürdüğü bir seçim çalışması yapmıştır. MHP, bu manada sorumluluğu yerine getirdi. Ama İstanbullu seçmen sandıkta bir tercihte bulunmuştur. Bu tercihe elbette saygı duymak mecburiyetindeyiz. İnşallah İstanbul’un 5 yılında endişelerimizde haklı çıkmayız. İnşallah İstanbul kaybetmez. Temennilerimiz bu yöndedir. Çünkü İstanbul’u yönetmek çok kolay değildir. İstanbul’un ciddi bir bütçesi vardır. Bu bütçenin doğru yönetilmesi gerekir. Doğru yerlere kanalize edilmesi gerekir. Devletin kayyum atamak zorunda kaldığı bir belediye zihniyetinin, İstanbul gibi bütçesi geniş olmaması için dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Büyükşehir nazarında bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. PKK terör örgütüyle yanyana siyaset yapan bir siyasi anlayışın yönetmiş olduğu belediyelerin zaman içinde hem oradaki insanımıza, hem Türk insanımıza yaşattklarını bilen bir siyasi hareket olarak Türkiye’nin yarınlarında böyle bir acı tecrübe yaşamak istemiyoruz.

 

“İMAMOĞLU, TÜRKİYE’NİN SORUNLARINA CEVAP VERECEK BİR MAKAM DEĞİLDİR”
“İMAMOĞLU’NUN ORTADA DOLAŞTIĞI SIFATI KILIÇDAROĞLU DÜŞÜNMELİ”
“İMAMOĞLU, AŞIRIYA GİDİYOR”
“İMAMOĞLU BAŞKA HAYALLER PEŞİNDE”
Sayın Bahçeli; "İstanbul’un yeni Belediye Başkanı, boş zamanlarında makama uğrarken, geri kalan zamanda üzerine vazife olmayan şeylerle uğraşıyor" dedi. Son olarak Kanada Büyükelçisi ile Kaz dağlarında yürütülen faaliyetleri görüştü. Kendisini dış ilişkiler temsilcisi gibi mi görüyor sizce? Başlangıç olarak performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu düşünmesi gereken Kemal Kılıçdaroğlu. Çünkü Sayın İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla değil de, başka bir sıfatla dolaşıyor. Sayın İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir makamı ile İstanbul'un, İstanbullunun dertleri ile dertlenmesini tavsiye ederiz. Bulunduğu makam bunu gerektiriyor Türkiye'nin birçok soruna cevap arayacak makam değildir. Kendisi cevap verecek makam da değildir. Aşırıya gittiği kanatindeyiz. Üzerine vazife olmayan işlere karışıyor. Ama bu Kılıçdaroğlu’nun öncelikli meselesidir. Sayın İmamoğlu başka hayaller peşinde. İstanbul Büyükşehir makamı kendisine hafif gelmiş gibi. Başka hayalleri, tasarrufları var. 

“BU ÜLKEDE LİDERLİK SOSYAL MEDYA KAHRAMANLIĞINDAN ÇIKMIYOR”
“BU MEMLEKETTE CUMHURBAŞKANI OLMAK ALINTERİYLE OLUR”
Kapasitesi bakımından İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanlığı makamı için yeterli görüyor musunuz? 

İnsan yaşayarak tecrübe eder. Yarın bu tecrübelerden ne çıkaracağın önemlidir. Bugünden gördüğümüz şu, çok tecrübe sahibi olacağı kanaatinde değiliz. Bu memlekette lider olmak, cumhurbaşkanı olmak bir sosyal medya kahramanlığından çıkmıyor. Bu memlekette lider, genel başkan, cumhurbaşkanı olmak, tırnaklarıyla kazıyarak olur, bir tecrübeden geçerek olur, alınteri ile olur. Sanal kahramanlar ile bu ülkede ne lider olur, ne cumhurbaşkanı olur. 

“CUMHURBAŞKANININ LİDERLİĞİNİ TARTIŞMAK HADDİMİZE DEĞİL”
Liderlik deyince, hep liderimiz diye Sayın Bahçeli’den söz ediyorsunuz ama bu ülkenin bir cumhurbaşkanı var, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın performansını nasıl değerlendirirsiniz?

Bulunduğumuz makamdan, Sayın Cumhurbaşkanının liderliğini tartışmak bizim haddimize değil. Sadece şunu söylerim. Uzun yıllar Türkiye’de Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlık yapmak kolay değildir. Sokaktaki vatandaşın teveccühünü almadan o koltukta oturmak mümkün değildir. Cumhurbaşkanı daha bunu başarmış bir siyasi liderdir.

  

“LOKOMOTİF AK PARTİ İDİ, MHP DESTEKTİ”
“HEMŞERİ HAREKATI HALKI KAYNAŞTIRMA HAREKETİYDİ”
Seçim sonuçlarının sorumluluğunu partilerin genel merkezlerine bıraktınız ama İstanbul adına sormak isterim. AK Parti İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak ile de işbirliği, dayanışma içinde çalışmalar yürüttünüz. Hemşeri harekatı, bu dayanışmanın ana gövdesi miydi, desteği miydi?

MHP'nin yapmış olduğu çalışmalar, evet Binali Yıldırım Cumhur İttifakının adayı ama aynı zamanda AK Parti’nin bir mensubu. Burada lokomotif olarak ortaya çıkan Sayın Binali Yıldırım ve AK Parti’nin bizatihi kendisi. MHP’nin buradaki pozisyonu buna destek mahiyetindeydi. Hemşeri harekatıyla hem İstanbul ile Anadolu'nun kaynaşması, Anadolu’ya taşınmaları, ufuklarını genişletmeleri, buradaki akrabalarıyla hemhal olmaları sağlandı. Aslında bir anlamda kaynaştırma hareketiydi. Bunu hemşeri kıstasıyla dar anlamda düşünmedik. İstanbul ile Anadolu'yu bütünleştirme hareketiydi. 

“ÖCALAN’IN MEKTUBUNDAN FAYDALANMAYI UMANLAR FAYDA SAĞLAMIŞLARDIR”
Kendi içinizde kritiğini yaptığınızda, teröristbaşının 18 Haziran’da kaleme aldığı mektuptan Sayın Bahçeli’nin haberi olduğuna dair iddialar ortaya atıldı. Sayın Bahçeli buna açıklıkla yanıt verdi ama bu mektubun seçimlerde MHP seçmeni üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğuna inanıyor musunuz? Yani Cumhur ittifakı oylarındaki açığın MHP seçmeninden kaynaklandığı yorumlarına ne diyeceksiniz?

Cezaevinde olan bir ismin, İstanbul gibi değerli bir şehrin üzerinde tartışılmasını doğru bulmadığımızı ifade ettik. Sayın Genel Başkanımız da bu isimlerin İstanbul seçimlerini gölgelememesi gerektiğini ifade etti. Biz MHP, terör ve terör uzantıları hakkında ne söylediğini gayet iyi bilen bir partiyiz. Türk milleti de terör ve terör savunucu zihniyetlere, karaktersizlere bakış açısını iyi bilir. Bu manada MHP’ni suçlamak, havanda su dövmek gibidir. Hem İmralı’daki katilin, hem de cezaevinde yatmaya devam eden isimlere bakış açımız değişmez. Bunun kime fayda getirdiğine bakmak lazım. Bu mektubun açıklanmasından sonra faydalanmayı umanlar kimler ise onlar fayda sağlamışlardır.

“SONUCU KİME FAYDA SAĞLADIYSA FAİL ODUR”
Bu mektubun Cumhur İttifakına yapılan bir darbe olduğu şeklinde yorumlar da oldu. 

Devlet bu işin çözümünü mutlaka yapar. Cumhur ittifakına fayda sağlamadığı aşikardır. Eski bir istihbaratçının dediği gibi, bir olaya, failine baktığınızda sonucu kime yarar sağlıyorsa faili odur. Bu son hadise Cumhur İttfakına yaradığı kanaatinde değiliz.

“MECLİS’TE HDP’YE FLU BAKIYORUZ”
“DEMİRTAŞ BİRİLERİ İÇİN SAZ ÇALAN ÇOCUK AMA BİZİM İÇİN TERÖR ÖRGÜTÜ TEMSİLCİSİ”
İYİ Parti'nin cesaretlendirmesiyle yani sizin tabirinizle yancılığıyla ilgili HDP’ye “Ya millisindir ya gayri milli” diyerek,  gönderme yapıyorsunuz. Akşener, 24 Haziran seçimlerinde “Kürt siyasal hareketinin temsilcisi HDP” derken, 17 Temmuz’da, "PKK’nın sözcüsü olan sözde siyasi parti HDP" ifadesini kullandı. Sizin için dün ve bugün HDP aynı şeyi mi ifade ediyor, bu çelişkili ifadeler neyi gösteriyor? Demirtaş’a özgürlük çağrılarını, bir teröriste özgürlük çağrısı gibi mi algılıyorsunuz?

Cevabı uzun bir soru. Hanımefendinin nereden nereye savrulduğunun en bariz örneği. Kürtlerin siyasi hareketi tabirini kullanmak, hanımefendinin geldiği yeri ifade ediyor. MHP'de Kürt vatandaşlarımızdan arkadaşlarımız siyaset yapıyorlar. Bir kimliği partiye indirmek bu millete yapılacak en büyük ihanetlerden birisidir. Bize göre HDP, terör örgütünün siyasi uzantısıdır. Bugün cezaevinde yatan Demirtaş’ın ifadesiyle: HDP’nin ana fikri İmralı’daki bebek katilidir. İmralı’daki bebek katilinin kurgulamış olduğu siyasi partiye Kürtlerin siyasi temsilcisi demek millete ihanettir. HDP’ye bakış açımız, Meclis'te varlardır doğrudur ama flu bakıyoruz. Sayın Genel Başkanımız “O tarafa dönüp bakmıyorum” diyor. HDP, terör uzantısıyla ilişkisini kesmediği müddetçe bizim gözümüzde öyle olmaya devam edecektir. Kesebilir mi, çok zor, bizce mümkün değil çünkü kurgulayan Kandil. Demirtaş, TCK’nın müeyyidesinde yatıyor. Kimse Demirtaş’ı gözünün üzerinde kaş var diye yatırmıyor. Hanımefendinin bu kampanyaya katılması da ayrı bir başlık. Demirtaş’ın İmralı’daki bebek katili için dediklerini biz biliyoruz. Ayn-el Arap mevzusunda, Kobani olaylarındaki söylemleriyle, 6/7 Eylül hadiselerinde söylediklerini halkımız biliyor. Demirtaş birileri için saz çalan çocuk olabilir ama bizim için bir terör örgütü uzantısının temsilcilerinden bir tanesidir. 

“ATATÜRK OSMANLI TÜRK SUBAYI”
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEMEK, ÜNİTER DEVLET DEMEK”
“CHP, ÜNİTER DEVLET YAPISINI TARTIŞMAYA AÇMIŞTIR”
“CHP, ATATÜRK’Ü GARDROBA SIKIŞTIRDI”
‘Gardrop Atatürkçüleri’ diye bir kavram kullanıyorsunuz. MHP’nin Atatürkçülüğünü, CHP’nin Atatürkçülüğünden ayıran nedir?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin banisi. Başka bir özelliği de var, Osmanlı subayı yani bir Türk subayı. Bir çok cephede savaşarak gelmiş. Savaşarak geldiğinden kaynaklı toprakların kıymetini bilen bir isim yani vatanın ne olduğunu bilen bir isim. Mustafa Kemal demek, üniter/ulus devlet demek. Türkiye'de Atatürk'ü tartışmaya açanlar, arka planında Türkiye'nin üniter devlet yapısını tartışmaya açmaya çalışan zihniyetlerdir. CHP’nin bugün geldiği noktaya baktığınızda üniter devleti tartışmaya açtığını görürsünüz. Bunu Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Anayasanın ilk 3 maddesini tartışmaya açılabilir” sözünden çıkartıyoruz. Anayasanın ilk 3 maddesini tartışmaya açtığınız taktide ne üniter ne ulus devlet yapısından bahsedebilirsiniz. Mustafa Kemal bir anlayışın temsilcisidir. Onun için Mustafa Kemal'i tartışmaya açılmasına izin vermeyiz. Mustafa Kemal bu milletin bir değeridir, cumhuriyetin ikame edildiği anlayışın bir temsilcisidir. CHP’nin etnisite üzerine yaptığı konuşmalara, üst düzey yöneticilerinin devlete ve millete bakış açıları, 1915 Ermeni tehricine bakış açıları, PKK ile yol yürümelerine baktığınızda anlıyorsunuz ki; Atatürk’ü maske eden, arka planında değişik düşünceleri olan insanların ne yazık ki CHP’yi teslim aldığına şahitlik ediyoruz. Buna İstanbul İl Başkanı da dahil olmak üzere. CHP’nin Atatürk’ü gardroba sıkışmış bir Atatürk olarak tasvir ettiğini ifade etmeye çalıştık. Bu toprakların hiçbir değeriyle barışık olmayan, ne üniter ne ulus yapısıyla ilgili düşüncesi olmayan, bazen kafası eski komünist Rusya’da kalmış, bazen Batı ile biraraya gelmiş tiplerin Atatürk ile ilgili söylemlerini inandırıcı bulmuyoruz

Kaynak: SuperHaber / Hülya Okur

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Şanlıurfa'da Trafik Kazası :1 Ölü
Şanlıurfa'da Trafik Kazası :1 Ölü
Suruç'ta Trafik Kazası : 4 Yaralı
Suruç'ta Trafik Kazası : 4 Yaralı