Saray’dan ’Urfa Sıra Geceleri’ne Musiki Geleneği...

Saray'dan 'Urfa Sıra Geceleri'ne Musiki Geleneği...

Urfa'da kış ve özellikle yaz mevsiminin sıcak uzun süren ve gecelerinin buluşma ve paylaşma geleneği ile kültür alışverişlerinin sıralı birlikteliği yıllarca devam ederek bugünlere gelmiştir...

02 Aralık 2018 - 18:56

Urfa'da kış ve özellikle yaz mevsiminin sıcak uzun süren ve gecelerinin buluşma ve paylaşma geleneği ile kültür alışverişlerinin sıralı birlikteliği yıllarca devam ederek bugünlere gelmiştir...

Türk, Acem, Kafkasya bölgesi, Azerbaycan, Arap, İran, diğer taraftan farklı dinlere ait toplumlar olan; Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Kürtler vd. bir- çok etnik farklılıkları ile bir arada yaşayan ve başka dinlere mensup kültürlerin benzer birçok inanç toplumlarının müzikleri, buluşmaların ortak paydasını oluşturmuşlardır...

DERGÂH MAKÂMINDAN MUSİKÎ MAKÂMINA...

“Saray'dan 'Urfa Sıra Geceleri'ne Mûsikî Geleneği”...

Urfa, 12.000 yıllık tarihi geçmişi ile mimari abideleri, kültür ve sanat eserleri, folklor ve edebiyat değerleriyle büyük bir medeniyetin tüm zenginliklerini gururla taşımakta ve bu değerlerin bügüne kadar gelmesiyle büyük bir öneme sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. Neolotik çağın başladığı bu bölgede yaşayan insanların avcılık ve tarımla meşgul oldukları ortaya çıkmıştır.

Bu bölgedeki araştırmaların öncesinde insanların çok tanrılı döneme ait ilk tapınağı, MÖ.5000 yılına ait Malta Adası’ndaki tapınak kabul ediliyordu. Ancak, Göbekli Tepe Tapınağı ortaya çıkınca tarihin seyri değişerek arkeolojik kazılarla tarihin de yeniden yazıldığı ifade edilmeye başlandı.

Höyükler, eski çağlardan günümüze kadar gelen medeniyet kalıntılarının zaman içinde doğal olaylar ve coğrafik hareketlerin değişen özellikleri ile türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle olu- şan ve çoğu kez içinde yapıt kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepelerdir. Diğer bir ifade ile toprak yığını veya küçük tepelerdir. İngilizce tumulus, barrow, burial mound, cairn, motte diye adlandırılır.

Şanlıurfa, Peygamberler şehri olması dolayısı ile çok önemli bir coğrafya’ya ve inanç geleneğine sahiptir. Tarihi geçmişi çok eski olan bu şehir Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Eyyüb'ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Kentin adının kökeni kesin olarak bilinmiyor. Bir söylentiye göre “Urfa” adı Süryanice “Orhani” den, bu sözcükse Arapça’da suyu bol anlamına gelen “vurhani”‘den kaynaklanmıştır. Orhani’nin “Orhe”, Orha gibi değişik imlalarına da rastlanmıştır. Kimileri “Urfa” adının, bu sözcüklerin bozulmasıyla ortaya çıktığını savunur. Peygamberler şehri denilmesinin nedeni ise birçok Peygamberin (Hz. İbrahim, Hz. Eyyüp, Hz. Elyasa, Hz. Şuayp, Hz. Nuh, Hz. Lut, Hz. Musa, Hz. Yakup) orada yaşamasıdır.

Bu kadar eski ve tarihi derinliği ile zengin bir geçmişe sahip olan bu bölgede, birçok medeniyet bir araya gelerek yüzyıllar içinde gerek göçer, gerek yerleşik konumda uzun yıllar içinde yaşam kültürünün her alanında biribirlerinin etkisi altında kalmışlardır. Türkler, Araplar, Orta Asya ve diğer doğu medeniyetlerinin geçiş alanında yaşam süren birçok farklı kültürün birbirleri ile olan derin alışverişleri olmuştur.

Urfa, eski medeniyetlerin ortasında adeta kültürlerarası geçişlerin ortak paydası olmuştur. Alanı geniş olan bu medeniyetlerin ortak sosyal ve kültürel yaşamları hep iç içe girmiş gelenekler, inançlar ayrılığı olsa bile bu etki, doğal olarak yaşamın ortak noktasını oluşturmuştur.

Aynı eylem üzerinde, akdeniz ikliminin Cebelitarıktan başlayarak doğuya doğru uzantısında olan ve uzantının devamında yer alan bu bölge, kışları oldukça soğuk karasal, yazları da bir o kadar sıcak adeta çöl iklimi etkisi süregelen bir bölgedir.

Gerek kış ve gerek özellikle yaz mevsiminin sıcak uzun süren ve gecelerinin buluşma ve paylaşma geleneği ile kültür alışverişlerinin sıralı birlikteliği yıllarca devam ederek bugünlere gelmiştir.

Türk, Acem, Kafkasya bölgesi, Azerbaycan, Arap, İran, diğer taraftan farklı dinlere ait toplumlar olan; Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Kürtler vd. bir- çok etnik farklılıkları ile bir arada yaşayan ve başka dinlere mensup kültürlerin benzer birçok inanç toplumlarının müzikleri, buluşmaların ortak paydasını oluşturmuşlardır.

Ortak düşünceler, sözler ve melodilerle bestelere dönüşmüş. Şarkılar, türküler, hoyrat ve maniler, uzun havalar birlikte terennüm edilmiştir.

Halk kahramaları, Acılarla üzüntü ve yoksulluğun daramların dile geldiği ve anlatıldığı destan ve ağıtlara konu olmuş ve şehir efsaneleri, sosyal yaşamın adeta ortak kaderi olmuştur.

Birçok inancın müzikal karakterleri birbirlerini etkilemiştir. Sıra gecelerinin kaynağı net bilinmese de bilinen en önemli kaynaklar yüzyıl içindeki kayda geçen son derece önemli bazı büyük ustaların taş plakları ile anlaşılmakta ve kulaktan kulağa ve sıralı gecelerin birlikteliği ile bu yazılı olmayan ama önemli bir kültür olan sözlü geleneğin katkılarıyla müziğin günümüze kadar devam etmesini sağlamış ve artık kayıtlara geçmiştir. Bundan öncesi için yazılı ve kaynak olarak aktarılan çok az belge ve bilgiden söz edilebilir.

Doğu medeniyetleri’nin zaman içinde yayılarak Kafkas, İran, Türk, Azerbaycan, Türkmen ve Arap Yarımadası’na kadar yayılmış bu coğrafya’da yaşayan daha nice ulusların kültürlerinin kesişme noktaları olmuş ve kökleri çok eski geleneklere dayalı disiplinli bir müzik geleneği olarak yaygınlaşmış ve bugün’e gelmiştir. Çeşitli ticaret yolları- nın kültürlerarası alışverişleri ile de, müziklerarası etkileşimleri ortaya çıkmıştır. Azerbaycan’da Mugam sanatı, İran’da ve Arap yarımadasında makam, Osmanlı’da medrese eğitimi ile tüm sanatlar, müzik geleneğinin tüm ilmi yönleri estetikleriyle yüksek seviye’ye ulaşmıştır.

Acemlerin müziği ve Arap edebiyatının buluşması ile olgunlaşan Arap coğrafyasındaki bu gelişme, Osmanlı-Türk müziği geleneği ve Anadolu’da Aşık geleneği, türküler, hoyratlar, maniler, ağıtlar ve diğer tüm formlar bu kültürlerin ortak buluşma noktasını (paydasını) oluşturmuştur. Tüm bu gelişmelerin olduğu bu coğrafyada Urfa bu zenginlikleri kendi potasında kaynaştırarak adeta zenginleştirmiştir.

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır. Temelinde tek kişinin (ozan tarzına uygun) usullü veya usulsüz, ama mutlaka bir makam'a bağlı olarak çalıp söylediği; müziğin sadece ritm ve melodi unsurlarını kullanıp insan sesine ağırlık veren ve nesilden nesle aktarımı Batı müziğindeki gibi nota yoluyla değil meşk yoluyla sağlanan bir şahsî üslup ve ifade müziğidir.

Sarayın, devleti yalnız askerî ve mülkî olarak değil, aynı zamanda fikir ve sanat hayatı açısından da yöneten bir merkez oluşu, Türklerde çok eski bir gelenektir. Ülkenin en ileri fikir ve sanat adamlarını toplayan, besleyen ve barındıran hep saray olmuştur. Şiir ve hat gibi mûsikî de eğitimlerinin ayrılmaz par- çası olmuş olan Osmanlı padişahları da sanatı -Selçuklu, Karahanlı, vd. ataları gibi- ırk, dil, din ve mezheb farkı gözetmeksizin koruyup desteklemişlerdir. Osmanlı mûsikîsinin, bir imparatorluk sanatı olarak, bütün Türk mûsikîsinin en fazla gelişmiş, zenginleşmiş ve incelmiş bölümü olmasının sebebi budur.

Osmanlı Musiki Kültürü İçinde Urfa’nın Yeri

Doğu kültürü içinde, musîki estetiği bakımından Urfa önemli bir yere sahiptir. Burada gazel okuma düşünce ve olgusu İstanbul ile gerek makam, gerek uslûb-tavır bakımından önemli bir benzerlik arz etmektedir.

Urfa’da gazel geleneğine, İstanbul adeta bir köprü oluşturmuştur. Bu sebeple Urfa’da özellik gösteren ve önem kazanan bu gelenek, doğu kültürü içinde, kaynağını Orta Asya’dan bugüne uzanan etkilerden ve bin yıllık Osmanlı geleneğinin de gelişmiş müzik estetik ve güzellikleri ile de İstanbul’dan etkilenmiş ve musîki estetiği yönünden önemli bir yere ve üne sahip olmuştur.

Urfa’da sıra geceleri icracıları, İstanbul’dan gelecek olan bir taş plak veya gazelhan’ın gelişini bekler, hem şiiri hem de gazel okuyanın tavrı ile aktarıcı olan kaynak kişiden gazeli ezberlerdi. Urfa’da okunan gazeller İstanbul’un etkisiyle de hep alışveriş içinde olmuştur.

Eski Urfa’nın merkezinde yer alan, daha önceleri halk arasında sebze ve meyve hali olarak bilinen bir Mevlevihane bulunmaktaydı. Ancak; o zamana kadar Mevlevihane kültürünün ve semâ âyini olmadığı bu mekân hep kapalı durumda kalarak bu kültür adeta unutulmuş ve icrası mümkün olmamıştır.

Urfa, sadece farklı form ve yapılardaki folklorik müziklerin değil, aynı zamanda Anadolu Mevlevilik geleneğinin de önemli bir merkezi olmuştur. Bu itibarla Urfa, hem klasik hem halk müziği geleneği ile köklü bir geçmişe ve birikime sahiptir.

Bazı kaynak ve kişilerin de belirtiklerine göre; Urfa’da müzik repertuarı içinde yer alan eserlerin, ortak bir yanı bulunmaktadır. Çünkü türküler, hoyratlar, gazeller ve benzer diğer ezgiler; edebi tarafı, yapısı, kullanılan kelimeler, tercih edilen makamlar, müziğin icra şekli, icrada kullanılan çalgılar, halk mü- ziği ile sanat müziğinin birlikte icra ediliyor olması geçmişten bugüne etkilendiği durumunu ortaya koymaktadır. Urfa’da okunan gazeller İstanbul’un etkisi ile de hep alışveriş içinde olmuştur.

Bu durum gerek grup, gerek usta icracılar arasında tatlı bir rekabet ortamı yaratmaktaydı. Hatta çoğu zaman icracılar arasında yeni bir eserin bilinmesi ustalık göstergesi sayılırdı.

Sıra gecesi toplulukları arasında yeni bir eser veya gazel icrası, bir başka grubun üyesi tarafından gizlice takip edilmek suretiyle dinlenir, aynen kopya edilerek öncelikli icra edebilmek için bir yarışın içine dahi girilirdi. Gazel, Urfa’da her ne kadar çok eskilere ve kökleri doğu geleneklerine bağlı ise de; Saray etkisi ile de, usta icracılar folklorik estetik ve bölgesel okuma geleneğinin, icrası ile farklı bir okuma tavrı kazandırdığı söylenebilir.

Urfa’da halk müziği ile sanat müziği olarak ifade edilen bu iki formun birlikte icra ediliyor olması bazı kaynaklara göre; Osmanlı döneminde saray’dan sürgün edilen birçok musikîşinas’ın Urfa’ya gönderildiğini bu kişilerin yıllarca müzik birikimlerini yöre insanlarına gecelerinde devam etmektedir. Urfa denilince, hiç şüphesiz sıra geceleri çatısı altında gazel okuma geleneği, türkülerin şarkılarla birleştiği, uzun havaların, mani ve hoyratların hemen ilk akla gelen özellikleridir.

Sıra Geceleri

Sıra geceleri bir buluşma ve bu buluşmanın öncelikleri ile önemli bir görevi de yerine getirmektedir. Sıra geceleri dostlukların paylaşıldığı, yeni tanışmaların yaşandığı, kırgın ve dargınların barıştığı, sevgi ve hoşgörü ortamının sağlandığı yerlerdir.

Sıra geceleri; âşıkların saza, şairlerin söze geldikleri, çırakların dize, ustaların ise; söze geldiği, ariflerin öze, yüreklerin yanıp köze ve gönül güzelliklerinin göze geldiği yerlerdir. Ustaların buluştuğu ve farklı meslek gruplarına mensup bu bölgenin ileri gelenlerinin ve aynı zamanda, içlerinde musikî ustaları olan kişilerin toplandığı evlerden bahsetmek gerekir.

Her hafta bir evde gerçekleştirilen, belirli niteliğe ve düzene uygun sıra ile devam eden bu toplantılara sıra gecesi denmektedir. Sıra gecelerinin asıl amacı müzik icrası olarak bilinse de, evvel-emirde bu toplantı öncesi özellikle ileri gelenlerin, bilgili ve tecrübeli kişilerin eğitim, sağlık, ekonomi, sanat, edebiyat, siyaset, dini konular ve Urfa sorunları, Türkiye ve Dünya meseleleri üzerine uzun sohbetler yapılıyor olmasıdır.

Sıra gecelerinde müzik usta-çırak geleneği çerçevesinde icra edilir. Müziğe yeni başlayanlar, bu toplantılarda ustaları dinleyerek kendilerini geliştirirler.

Sıra gecelerinde söz konusu buluşulan evde büyüklerin ve ustaların baş- köşede oturma düzeni; saygı ve hürmetin de bir ifadesidir. Müzik başladığı andan itibaren ustalar ve bilenlerin iştiraki ile de sessizlik ve saygı çerçevesinde devam eder.

Sıra gecelerinin dayanışma ve yardımlaşma, misafir ağırlama, müzik icrası bakımından benzerliğini, tarih içinde, 13. yüzyıldan itibaren varlığını sürdüren Anadolu esnaf ve sanatkâr kuruluşlarına eleman yetiştiren, esnafın işleyiş ve denetimini düzenleyen “Ahilik teşkilatında” görmekteyiz. İbni Batuta, Osmanlı Devleti’nin ikinci hükümdarı Orhan Gazi zamanında Anadolu’dan geçerken İznikte Bir Ahi zaviyesine misafir olduğunu ve kendisine oldukça ikramda bulunduklarını anlatır. İbni Batuta seyahatnamesinde şunları yazar: “O gün beldeye bir misafir gelirse; zaviyelerine misafir ederler. Ve alınan şeylerle ona ziyafet çekerler. O kimse dönüşüne kadar onların konuğu olur. Bir kimse gelmezse yemek içmek için toplanırlar, şarkı söyler ve raks ederlerdi.

”Sıra gecelerindeki birlik ve beraberlik, kardeşlik, dayanışma, fedakârlık, küçükler sevgi büyüklere saygı ve hürmet misafir ağırlama, misafire ikram, usta-çırak geleneği, bu birlik ve beraberliği tamamlayan müzik ve oyun gibi temel unsurlar Ahilik müessesesiyle tamamen örtüşmektedir.

Hazreti İbrahim Peygamber’in Urfa’da yaşamış olması ve Halil İbrahim sofrası bereketi kavramının, bolluk ve bereketin simgesi olarak sıra gecesinin amacı ile örtüşerek bu temel paylaşma ve dayanışma kültürünün ortak buluşma noktasına örnek teşkil etmektedir.

İstanbul - Urfa Gazelhan ve Hafızları

İstanbul hafız gazelhanları; Taş plak döneminde ünlenen ve günümüz ustaları tarafından en gözde hafız gazelhanlar olarak işaret edilen isimlerin başlıcaları; Hafız Osman, Hafız Sami, Hafız Kemal, Hafız Yaşar,Hafız Ahmet, Hafız Sâdeddin, Hafız Burhan gibi önemli şahsiyetlerdir.

Urfa’da yetişerek ünlenmiş hafız ve gazelhanlar ise; Kirişçi Baba Halil, Ali Hafız, Mukim Tahir, Kel Hamza, Hacı ibiş Efendi, Gazelhan Damburacı Derviş, Hafız Gazelhan Şükrü Çadırcı, Hafız Gazelhan Nuri Başaran, Hafız Gazelhan Yusuf Bilgin, Gazelhan Badıllı Mahmut Bitmez, Gazelhan Tenekeci Mahmut Güzelgöz, Hafız Gazelhan İsmail Uyanıkoğlu, Bekçi Bakır, Gazelhan Kazancı Bedih Yoluk bu sahada önemli şahsiyetlerdir. Medeniyetlerin buluştuğu ve ortak kültürlerin aynı noktalarda birlikte yaşandığı bu coğrafyada müziğin, edebiyatın, şiir’in yüzyıllar boyu etkileşimi devam edecektir.

Kaynak: Mehmet Emin Bitmez

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x