BİZİM MAHALLENİN VE ÖTEKİ MAHALLENİN MAYMUNLARI…
Dr.Mehmet Hakan SAĞLAM

Dr.Mehmet Hakan SAĞLAM

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

BİZİM MAHALLENİN VE ÖTEKİ MAHALLENİN MAYMUNLARI…

03 Haziran 2019 - 17:16

Bundan dört beş ay kadar önce isminin başına T.C. rumuzu ekleyen ve Mustafa Kemal’in fotoğraflarını kendilerine profil resmi olarak belirleyen bir takım kanı bozuklar güruhu, Amerika’nın Türkiye’ye yaptırım kararı almasından dolayı Trump’ı adeta ayakta alkışlamıştı. ABD başkanının kıçını yalayacak derecede sevinç yaşayan bu ahlâksızlar tayfası o günlerde zevkten çılgına dönmüştü.

ABD’nin aldığı yaptırım kararını Türkiye’ye yönelik bir eylemden çok Erdoğan’a yönelik bir tepki gibi algılayan bu embesiller sürüsünün yüreğinde bir gram vatan sevgisinin, bir habbe milliyetçilik duygusunun var olduğunu hiç kimse iddia edemez.

ABD’nin aldığı karardan dolayı neredeyse zil takıp oynayan ve sosyal medya hesaplarından “KOYDUK MU?” şeklinde paylaşımlar yapan bu tür şerefsizleri gördükçe kendi kendime sormadan da edemiyorum; “Türkiye’de bu kadar süzme vatan haini hangi ara türedi?

Anayasa değişikliği referandumunun yapılacağı EVET/HAYIR sürecinde AK Partili bir milletvekilinin konuşmasına bizzat şahit olmuştum. İsmini vermek istemediğim bu zatı muhterem; referandum sürecinde üniversite kampüslerini ziyaret edip öğrencilerle çay içip sohbet ettiğini, bu öğrenciler arasında muhalif düşüncedeki çocuklarında bulunduğunu anlatıp kendince başarılı bir kampanya yürüttüğünü anlatmıştı. Kendisini kırmamak için konuşmaya müdahil olmamış ancak içimden; “Vah AK Parti’nin haline vah!” demekten de kendimi alamamıştım. (Bu konuşmayı yapan milletvekilinin kendi şehrinde HAYIR oylarının ezici çoğunlukla önde çıktığını belirtmemde de fayda var). Sosyal medyayı kullanmayı bilmeyen 65 yaşında bir adamın, 18-21 yaş arası gençlerle kıraathane toplantısı yapar gibi, ayaküstü konuşarak çocukların siyasal tercihini değiştirdiğine inanması ne kadar aptalca bir durum değil mi?

Sayın Erdoğan, sosyal medyanın gücünden bi-haber, bilişim çağının oldukça gerisinde kalan bu çapsızlarla yoluna devam ettiği sürece, yapılan her seçimde bir öncekinden daha kötü sonuçlar alacaktır. Yaşanan gelişmelere bakınca “adam seçme” konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hata üstüne hata yaptığını, eti ciğeri beş para etmez kişilere hak etmedikleri unvan ve payeleri verdiğini üzülerek seyrediyorum.

Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul seçimlerini iptal etmesi üzerine 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den bugün tam da kendisine yakışır nitelikte bir yorum geldi.

Twitter hesabından YSK’nın kararını değerlendiren Gül, 2007’de yaşadığı “367” haksızlığını hatırlatarak, “Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.”  ifadelerini kullandı.

Sayın Gül’ün 2007 yılından bugüne kadar geçen süreçte yaşanan olaylardan zerre kadar ders almadığını, vefa duygusunu tümden kaybettiğini, yaptığı açıklamaların yorumdan çok bu ülkenin milli ve manevi değerlerine ihanet boyutuna ulaştığının farkına varamadığını, sosyal medya maymunlarının tebrik ve iltifatı karşısında kendini kaybedip idrak yeteneğini kaybettiğini zannediyorum.

Son bir aydan beri eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önderliğinde yeni bir parti kurulacağı ve Üç Dönemlikler olarak isimlendirilen küskün milletvekillerinin bu parti içerisinde yer alacağı konuşuluyor. Bu iddia karşısında “insanoğlu çiğ süt emmiş” demekten kendimi alamıyorum. Bir an için bu iddianın gerçek olduğunu ve Abdullah Gül’ün AK Parti içerisinden yeni bir parti çıkarmaya çalıştığını düşünelim. Ben o partinin alacağı oyu size peşinen söyleyeyim; en iyi ihtimalle %1 veya bilemediniz %2. Abdullah Gül bazılarına göre çok iyi bir siyasetçi ve devlet adamı olabilir ancak asla bir LİDER ve devlet adamı değildir. Recep Tayyip Erdoğan’a rağmen yeni bir siyasi oluşum içerisine giren Abdullah Gül’ün sonu eski maliye bakanı Abdullatif Şener’den hiç de farklı olmayacaktır.

Sayın Erdoğan, Abdullah Gül’ü Dışişleri Bakanı ve Başbakan yaptığı gibi son olarak bu yüce devletin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına da oturtmuştur. Abdullah Gül, maalesef kendisine sunulan bu nimetlerin farkında olmadığı gibi, kendisini gizliden veya açıktan destekleyen yerli ve yabancı istihbarat ve medya kuruluşlarının, şahısların, sivil toplum örgütlerinin davetkâr açıklamalarına karşı da sessiz kalmaktadır. Sayın Gül’ün şu anki tutumu “istemiyorum yan cebime koy” mealindedir. Normal şartlar altında vasat bir milletvekilinden başka hiçbir şey olamayacak Abdullah Gül gibi deneyimli! bir devlet adamının kendi üzerinde oynanan oyunu fark etmeyip, bu konu hakkında kendisine soru soran gazetecilere “sempatik” ve “kinayeli gülücükler” atması çok anlaşılır bir tutum değildir.

Erdoğan’ın yanında görünüp, onun arkasından her türlü fırıldağı çeviren muhafazakâr medyanın tetikçileri başta olmak üzere tüm Türkiye düşmanları için Abdullah Gül ve avanesi sadece ve sadece AK Parti’yi parçalamaya yönelik bir Truva Atı’dır. Amiyane tabirle Türkiye düşmanları açısından Abdullah Gül sadece “kullan-at” niteliğindeki kağıt mendilden başka bir şey değildir. AK Partili seçmen kitlesi açısından Abdullah Gül, değerini günden güne kaybeden eski bir “partili” konumuna gelmiştir. Tıpkı onun etrafında çöreklenmeye çalışan Ali Babacan, Bülent Arınç ve diğer bazı AKP’liler gibi.

Uyanın artık beyler! Sizi size nasıl anlatıyorlar bilmem ama inanın kocaman bir hiçten başka bir şey değilsiniz.

Hiç kimse kendini kandırmasın. AK Partinin son seçimde aldığı oyun tamamı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına verilmiştir. Elde edilen sonuçta hiçbir bakanın, milletvekilinin, teşkilat mensubunun katkısı, desteği ve yardımı bulunmamaktadır. Teşkilatlar çalışmamıştır. Seçimi almak için kıllarını dahi kıpırdatmamışlardır. Erdoğan, bu durumu görüp hissettiğinden bir konuşmasında “teşkilatta heyecan görmüyorum” dememiş miydi?

Neyse olan oldu, gelen geçti. Bundan sonra geleceğe bakacağız.

Bunlar bizim mahalle de yaşananlar. Şimdi gelelim öteki mahalleye.

Sosyal medyadan birilerine küfür edebilmek, onu linç etmek ne kadar kolay ve basit değil mi?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesinin ardından kendilerini bu ülkenin gerçek sahipleri olarak gören ve Laik Cumhuriyet’in arkasına sığınan ne kadar soytarı, edep ve ahlâk yoksunu erkek ve kadın müsveddesi varsa, sosyal medyada atıp tutmaya başladı. Hatta Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy ve Beylikdüzü gibi yerlerde şimdilerde tencere tavalar çalınıp duruyor.

Affınıza sığınarak bazı sorular sormak istiyorum.

Hemen her toplumsal olayda en önde yürüyen, gündemde kalabilmek için artistik hareketler yapan ve her biri birer demokrasi havarisi kesilen sözüm ona aydın ve sanatçı “kırıntılarının” bugüne kadar uluslararası alanda elde ettikleri herhangi bir başarıya tanık oldunuz mu?

Askeri darbeye, Türkiye düşmanlarına, vatan hainlerine, terör örgütlerine karşı duran, bunları eleştiren herhangi bir Türk aydını gördünüz mü?

Ya da herhangi bir Türk aydınının! Uluslararası arenada adam yerine konulup ciddi bir konferans veya toplantıya konuşmacı olarak davet edildiğini duydunuz mu?

Ya da yaptığı resim veya heykel çalışması yurtdışında milyon dolarlara satılan bir Türk sanatçısı duydunuz mu?

Ya da birkaç yazarımız dışında roman ve şiir kitapları onlarca dile tercüme edilip, dünyanın saygın edebiyat kurumlarında ödüle layık görülen çağdaş yazarlarımızla övünebildiniz mi?

Ya da hadi bunları da geçelim; Laik Cumhuriyet Aydınlarının kendi dertlerini anlatabilecek derecede birkaç yabancı dile vakıf olduğunu duydunuz mu?

Kendinizi fazla zorlamaya gerek yok, çünkü Cumhuriyet aydınlarının maalesef neredeyse tamamının böyle bir meziyeti yok.

Ancak tüm bunların aksine; askeri darbeleri alkışlayan, terör örgütlerine destek veren, onlara marş ve şarkılar besteleyen, devleti karalayan, kalkışmalara destek veren, kamuoyunu kışkırtan, sanatı dışında her işi yapan, yandaş hükümetlere yalakalık yaptığı için “devlet sanatçısı” ünvanını kapan dünya kadar aydınımız var değil mi?

Fular takmak, aykırı renkte elbiseler giymek, dağınık saç veya sakalla dolaşıp, pipo veya puro tüttürüp içki yudumlamak bizdeki aydın ve sanatçı kırıntılarının ortak özelliği.

Bu ülke de Osmanlı’dan sonra ne Mimar Sinan ve Mimar Kemalettin gibi mimarlar, ne Buhurizade Mustafa Itri Efendi ve Hacı Arif Bey gibi bestekârlar, nede Osman Hamdi Bey, Hoca Ali Riza ve Şeker Ahmet Paşa tarzında ressamlar yetişmedi.

Gezi Olaylarının bir kalkışma ve isyan hareketi olduğunu, kamu mallarına zarar verildiğini, Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki kredi notunun düşmesine neden olduğunu, yüzde 4,15’lere kadar gerileyen devlet iç borçlanma faizlerinin bu olaylar sonrasında yüzde 9,45’lere yükseldiğini, çatışmalarda bazı kişilerin öldüğünü herkes hatırlar. O günlerde kanal kanal dolaşıp halkı isyana teşvik eden, attıkları yalan yanlış Twitter mesajlarıyla infiale sebep olan sanatçı kırıntıları da herkesin malumudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tarz insanlara artık hiçbir şekilde değer vermemesi hususunu canı gönülden diliyorum.

Türkiye’deki aydınların ve sosyal demokratların şapkalarını önüne koyup bunları sorgulamasının zamanı gelmedi mi?

Taksim Gezi Olayları esnasında attıkları twitter mesajlarıyla halkı kışkırtıp Türkiye’de iç savaş çığırtkanlığı yapan sanatçı, bankacı, işadamı, gazeteci, medya patronu ve yurtdışı destekçilerin meydanda kasılarak dolaşmalarını ve televizyon ekranlarında aylar boyu görünmelerini hiç kimse unutamaz. Gezi Olayları sırasında Çapulcu olduklarını ilan edip, mesele Gezi değil sen hâlâ anlamadın mı? diyerek hükümeti bir ayaklanma sonucu devirmeye çabalayanların pişkin tavırları ise halen hafızalarımızda.

Peki Gezi Olaylarına kimler destek verdi?

Duman adlı müzik grubu protestolara destek için Eyvallah adında bir şarkı bestelerken, Demir Sert 31 Mayıs sabah beşte Gezi Parkı’nda yaşadıklarını anlattığı Bu Gaz Bi Harika Dostum isimli şarkıyla olaylara müzisyen olarak destek verdi. Boğaziçi Caz Korosu, Çapulcu Musun Vay Vay adındaki şarkıyı yaparken, Kardeş Türküler Başbakan’ın sözlerinden ilhamla Tencere tava hep aynı hava şarkısını besteledi. Oğuzhan Uğur çapulcu ve ayyaş söylemini eleştiren Birinci Vazife adında bir şarkı yaptı. Marsis Gezi Parkı olaylarında Başbakan’ın tutumunu Oy Oy Recebum adlı şarkıyla eleştirdi. Müzisyen Fazıl Say sahne aldığı konserde tencere çalarak olaylara destek verdi. Boyner Grubu adına Ümit Boyner, Herry markasının sahibi Selami Sarı, Silk & Cashmere markasının kurucusu ve CEO’su Ayşen Zamanpur gibi perakende grupları Taksim Meydanı’na bir alışveriş merkezi inşa edilmesi durumunda burada yer almayacaklarını açıkladı.

Can Bonomo, Demet Evgar, Ayşegül Aldinç, Gonca Vuslateri, Zülal Kalkandelen, Gürsel Tekin, Memet Ali Alabora, Okan Bayülgen, Şebnem Sönmez, Devrim Evin, Halit Ergenç ve eşi Bergüzar Korel, Cem Yılmaz ve Gülse Birsel protestolara destek verdiğini açıkça dile getirdi. Şebnem Ferah, Tarkan ve Sezen Aksu açıklamalar yaptı. Futbolculardan Didier Drogba, Manuel Fernandes, Gökhan Gönül, Selçuk İnan, Salih Uçan, Burak Yılmaz, Juan Pablo Pino, Wesley Sneijder, Colin Kazım Richards, Yekta Kurtuluş, Dany Nounkeu, Sercan Yıldırım, Recep Niyaz, Felipe Melo, Ersan Gülüm, Tomas Ujfalusi ve Pascal Nouma eylemi desteklediklerini sosyal medya aracılığıyla duyurdu. Mehmet Okur, Işıl Alben, Carlos Arroyo, Deron Williams, Jaka Lakovic, Josh Shipp, İbrahim Kutluay, İlkan Karaman, Jamon Gordon, Angel McCoughtry, Doğuş Balbay, Ufuk Sarıca, Cappie Pondexter, Eda Erdem ve Sinan Güler gibi basketbolcular da sosyal medyada konuyla ilgili görüşlerini paylaştı. Memet Ali Alabora, Ahmet Şık, Nasuh Mahruki, Okan Bayülgen, Erdal Beşikçioğlu, Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Can Bonomo, Cem Adrian, Fazıl Say, Sezen Aksu, Levent Üzümcü, Nejat İşler, Duman, Hayko Cepkin gibi ünlü kişilerde sosyal medya üzerinden veya protesto eylemlerine bizzat katılmak suretiyle destek verdi. TV’de program yapan Aslı Aydıntaşbaş ve Cüneyt Özdemir gibileri de unutmamak lâzım.

Seçim iptali dolayısıyla bu isimlerin pek çoğu yine sahnede. “HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK” sloganıyla memleketin ne kadar sözüm ona vatansever, demokrat ve laik geçinen tayfası varsa “kes-kopyala-yapıştır” yöntemiyle yazdıkları 10-15 kelimeden oluşan saçma sapan kelimelerle içlerindeki öfkeyi kusmakla meşgul.

Onu bunu bilmem. Türkiye’de vatana ihanet çok ucuz bir suç. Allah korusun bir başka ülkeyle savaşa girecek olsak, düşmanla mı uğraşacağız içimizdeki hainlerle mi uğraşacağız bu bile büyük bir problem.

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar