ALZHEİMER
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

ALZHEİMER

12 Kasım 2019 - 19:32 - Güncelleme: 12 Kasım 2019 - 20:30

ALZHEİMER!

Arayan Valimdi! 

Yattığı yerde küçülmüş gibiydi annem! Benim için hayatım boyunca ilkbahar kokan annem; şimdi yaprak döken solmuş bir gül gibi öylece duruyordu.

Ahmet Kaya'nın türküsünden milyon yıldızlar dadanmıştı artık kına tutmayan beyaz saçlarına.

Öyle solgun, öyle zayıf, öyle yorgun görünüyordu ki incitir miyim korkusu ile alıp bi güzel yıkayamadım başını.

Oysa bütün haylazlığımıza rağmen mavi leğende ne güzel yıkardı bizi...

Beri, tezek, su, sac ekmeği, yemek derken; kim bilir kaç yıl sırtında taşıdı beni.

Derdimi anlatamadığım veya parası olmadığı için beni doktora götüremediği kaç gece sabahları başımda. 

-Lelav Hadi ka pezete! (Hadi, sürün nerde?) dedi çocuksu ama derinden gelen bir ses tonu ile. 

Doktorlar ileri derecede alzheimer teşhisi koyalı tam 2 yıl oldu.

Alzheimer, beyin hücrelerinin programlanandan daha erken dönemde kayıp yaşaması sonucunda meydana gelir. Hücrelerin ölümüyle birlikte beyin büzüşüp yavaş yavaş küçülmeye başlayarak,  bilinç kaybı gerçekleşir.

Hastalığın nedenleri konusunda herhangi bir kesinlik yoktur. Beyindeki protein birikiminin yanı sıra sinir iletiminin bozulması, beyin hücrelerinin zarar görmesi gibi etkenler nedeniyle yaşanabilir. Yapılan araştırmalara göre hastaların sadece %20’sinde alzheimer görülme riski bulunuyor. Yani hastalık, yaş etkeninin yanı sıra genetik faktörlere bağlı olarak da görülebilir. Ancak sadece kalıtsal sebeplerle ilişkilendirilmesi yanlış olur. Çünkü Alzheimer, sinsice etkilerini gösteren bir hastalıktır ve bulguları yaşa bağlı olarak artış gösterir. Diğer nedenler ise şöyle sıralanabilir;

*Geçmişe bağlı depresyon. 
*Damar hastalıkları (Kolestrol, tansiyon yüksekliği ve kalp krizi)
*Geçmişe bağlı ciddi yaralanmalar. 
*APOE4 taşıyıcılığı
*Düşük eğitim düzeyi.

45 yaşında eşini kaybedip; 6 çocuğuna tek başına bakmanın ve bunu yaparken evladının üniversite harçlığı için ayakkabısını dahi satmak zorunda bırakan derin yoksulluğun altından kalkmak depresyon sayılırsa eğer; en alasını yaşadı annem...

Doğru dürüst doktor yüzü görmediği uzun yıllar içinde evlatlarına ekmek derdine düşen annem: Kaç kez kalp krizi geçirdi, kolesterolü tansiyonu neydi; ne o bilir ne biz...

Yokluğun, yalnızlığın kahreden çaresizliği yüreğinde kaç yara açtı bilmiyorum. Ama ırgat ırgat çalıştığı tarlalarda keskin çapaların ayaklarını, ellerini kaç kez yardığına ben şahidim.

Ve benim annem artık alzheimer hastaydı.

Hadi ise; benim en son askere gitmeden önce gördüğüm; biyolojik olarak öz dayım ama manen yaşayıp yaşamadığı dahi artık çok da umurumda olmayan annemin küçük kardeşi! 

45 yaşında tesadüfen karşılaştığınızda tanıyamayacağınız bir adama siz ne kadar dayı diye bilirsiniz bilmem ama ben demem...

Alzheimer hastalığının bir başka etkisi de; hastanın hafıza kaybının erken tarihten belleği silmeye başladığıdır.

Hasta tıpkı annemde olduğu gibi; ta çocukluk yıllarından kesitleri hatırlar fakat yaşadığı anda çevresindekileri tanımaz! 

Olsun, artık beni tanımasa, ayda yılda bir o kerpiç evde yaşayan oğlu olarak dert edinip bir kaç saniye hatırlasa bile; o benim annemdi.

Bir süre sessizce baktım. Allah'ım; kimseyi tanımamak! Kim bilir nasıl derin bir çaresizliktir yaşadığı.

Düşüne biliyor musunuz; sürekli yaşadığın evde etrafında sürü ile yabancılar var!

Derdini anlatamadığın, belki de seni anlamayan sürü ile yabancı!

Hatta bedenine dadanan dayanılmaz ağrıları bile dile getirememe hali...

Sancısı olduğunda ağlayan fakat her ağladığında süt, mama, oyuncak istediği yanılgısına kapıldığımız birkaç aylık bebek; kırık kanadının ağrısını anlatamayan kuş, kendisini hangi zalim avcının vurduğunu söyleyemeyen yaralı ceylan...

Annem öyle, o hallerde boylu boyunca uzanıyordu karşımda.

Bir ara inler gibi elini göğsüne vurdu. Belli ki göğüs ağrısı vardı. Sağ kolunu dirsekten bükemediğini fark ettim. Sanırım haraketsiz kalmanın yarattığı bir tür uyuşma hali olmalıydı.

İçim yana yana ama göz bebeklerimde biriken gözyaşı yağmurlarını içime akıtıp yalandan gülerek masaj yaptım koluna.

Yüzünde çocuksu bir gülümse ile;

-Te pezexü ani bremı? (Sürünü getirdin mi kardeşim?) diye sordu.

Aklı yine bir gün olsun kendisini arama, hal hatır sorma gereği duymayan Hadi kardeşine gitmişti.

Hani dedemin bıraktığı sürü ile mirası 8 kız kardeşini töre ile ekarte edip; 2 erkek kardeşi ile paylaşan; ablasının derin yokluk içinde geçen 38 yıl bir gün olsun yanında olmayan kardeş yani.

Bana kalsa o ve diğer 2 dayımı çatır çatır mahkemeye verirdim ama ekmek bulamadığımız günler de bile: "Sakın ha; nerde görülmüş kızların anne babadan miras istediği, erkek kardeşine karşı durduğu!" der engellerdi beni.

Evet, bizim coğrafya da kız, kadın olmak baba mirasından pay almayı ayıp sayan bir derin suçluluktu ne yazık ki...

Cennetin ayakları altında olduğunu söyleyip ayaklar altına aldığımız kadınlar.

Hoş, ülkece kadına ne değer veriyoruz ki coğrafyamdan ne bekleyeyim!

İnsanın annesini kaybetmesi vücudundaki bütün kemiklerin aynı anda kırılması kadar ağır gelirmiş... 

Rabbimin gücüne gitmesin: Siz hiç bütün kemiklerinizin kırılması pahasına annenizi cennete görmeyi istediniz mi?

O an en çok içine dert olan o kerpiç evi sadece klip sahnesi olarak kullandığımızı; İstanbul da oldukça güzel bir evde büyüdüğümü anlatmak istedim ama hıçkırıklar izin vermedi.

Hoş, anlatsam ne fayda...
Bir bebeğin elleri kadar narin ellerini tuttum. Diz çöküp baş ucuna: Kendisi için, kendi adını taşıyan ilk albümde okuduğum Kürtçe uzun havayı okudum.

Ayle Hore Ayle Horeee
Delalika dılemın
Güla Hesenike delal
Külilka Şeqülya jore.
Ez kurbana bejna dırej
Singu bere boz
Le por sore.
Dayka penclava
Rındıka Rınde
Bı çar yetina mayı üsti xuare

Ayle Hore Ayle Hore
Singu bere te
Jımınra gorı
Edi bese vere le
Hesret zore
Xeribi zore
Velle tünebun zore

Türkçesi:

Ay Hore ay Horeee;
Yüreğimin deleli... 
Horoz ve yiğit Hasanın gülü.
Eğriçay Köyünün çiçeği.
Boyuna, sinesine ve kına kırmızısı saçlarına kurban olduğum. 
5 erkek evladın
Ve 4 yetimi ile boynu bükük Rınde'nin annesi;

Ay Hore Ay Hore
Sinesi ebedi dergahım
Yeter artık gel
Hasretlik zor
Yokluk zor
Kimsesizlik zor.

Alzheimer illetinden geriye yüreğinde, aklında kaç ömürlük acıların hüznü kaldıysa gözlerinden yanaklarına döküldü annemin.

Kim bilir hangi acılarının pınarından dökülen.

Anne oğul hayatın bizden çaldıklarına ağladık uzun uzun.

Pamuk tarlalarında bıraktığımız yıllarımıza yani.

Siz hiç annenizin çektiği acılardan kurtularak toprağa karışması için dua etmek nedir bilir misiniz?

Kendimi dışarı attım sonra. Çocuğumun geçtiği daha doğrusu çalındığı sokakları yürüdüm bir zaman. Sürü ile insan gördüm hayatımda ilk kez!

Ne garip, burada herkes herkesi tanırdı oysa. Gözlüğümü taktım yüzleri net görmek için ama nafile! Herkes yabancı...

Havalı ve herkesin fotoğrafı olan telefon rehberime baktım. Sürü ile isimler vardı ama hiç birisi tanıdık değil!

Alzheimer bulaşıcı değil bilirim. Olsa ne yazar: Bulaşacaksa varsın annemden bulaşsın en ağır sancılar, hastalıklar.

Ama yok işte, tanıdık kimse yok ta ki küçük kızımın gülümseyen resmini görene kadar...

Etrafıma bakındım bir süre. Tuhaf ama kimse kimseye selam vermiyor!

Oysa bizim buralarda selamımız kucaklaşmaktır hasretle. Büyük bir taziye evini andıran garip bir hüzün var herkesin yüzünde. Herkes bu şehre ilk defa gelmiş gibi birbirine yabancı ve herkes derin bir sancının esiri gibi mutsuz.

Adını sonradan hatırladığın KEPEZ tepelerine doğru yürüdüm. Çocukluğumun çiğdem topladığımız bereketli tarlalarında yükselen beton yığınları arasından ağır ağır.

Salkım saçak fıstık ağaçları, yeni boy veren yonca yeşili ile bereketli topraklar tükenmemişti hala. Peki neden herkes de derin bir yokluk, yoksulluk hali?!

Hoş, alabildiğine pahalı arabalar da geçip gidiyordu yanımdan ama tekinde bile tek bir tanıdık yoktu.

Bildirim sesi ile baktım dünyayı cebime indiren telefon ekranına. Önce 4 kız kardeş sonra bir baba iki evladı ve eşi özür dileyerek intihar etmiş! Kimin umurunda!

Bir adam naylonu eritip; 3.5 yaşındaki evladının gözleri önünde eşinin yüzüne savurmuş acımasızca! Bir diğeri gırtlağını kesmekte bir annenin!

Urfa bilmem hangi köprüsünün altında 19' unda bir genç uyuşturucu komasından çıkamamış öylece cansız yatmakta!

Kepezin en güzel yeri olan Bayraklı Tepede esmer; bize benzemeyen gençler gördüm sonra. Koca ülkede bir tek onlar mutluydular!

Nargile keyfinde ve dünya umurunda olmayan bu gençler savaştan kaçmış zavallı Suriyeli göçmenlermiş öğrendim! 

Onların nargile keyfinde yaşadığı zavallı halleri bizim bayram sevincinden büyük düşlerimizdi oysa.

Ne nargilesi kardeşim; gençliğimize bulgurun yanında ekşi yayık ayranı içe bilmekti mutluluğumuz.

Lanet olsun! Saatlerdir kızımın resmi dışında tanıdık tek bir yüz bulamıyorum...

Nerde ablam, ağabeylerim, yeğenlerim, akrabalarım?!

Dostlarım nerde dostlarım?

Daha dün uğruna mücadele ettiklerim nerde?

Biri birilerinin acılarından, yokluğundan, sancısından, sevincinden, umudundan, aşından, ağrısından habersiz 2 milyonluk Urfa nasıl ağır böyle, nasıl çekilmez berbat bir durum.

Ne, 82 milyon mu böyle? Allah'ım çıldıracağım. Alzheimer mi olduk ülkece?

Sonra bir ses duydum. Çöp tenekeleri arasında ağlayan bir çocuk sesi! Sonra bir ses daha, bu kez çığlık çığlığa yavrusuna ağlayan bir anne sesi.  "Açız!" diyordu yoksul insanlar fakat duymuyordu insanı hayvan sayanlar!

Yok, yok! "Ölmüş olmalıyım!" diye düşündüm kendi kendime. Fakat oda mümkün değil zira etrafında yaşanan acılardan habersiz bir günahların cezası cehennem olmalıydı! Ölmüş olamam yani.

Telefonum çalana dek sürdü alzheimer pençesinde inyelen çaresiz hallerim... Çok şükür tanıdığım, tanımaktan gurur duyduğum ve coğrafyamın mangal yüreklisiydi!

Arayan, bütünü ile alzheimer olmaya başladığımız ve dostluktan, vefadan, kardeşlikten; yani bizi biz eden güzelliklerden yana ne varsa kirlettiğimiz düzende tertemiz kalan güzel adamdı.

Tanıdım evet; Urfa'nın, Urfalının Ağabeyi, kardeşi, amcası, dayısı, yeğeni, dostu, komşusu, sırdaşı, dertdaşı Abdullah Erin'ndi.

İnanmayacaksınız ama Abdullah Erin Urfa valisiydi Urfalının!

Heyecan içinde açtım telefonu. Tek kelime döküldü dilimden. Valim; vallahi alzheimer değilim!

Sonra onun vali olduğu yerde yakındır yeniden birbirimizi tanıyacağımız, birbirimize ağlayacak gülecek hallerimiz dedim kendi kendime.

Onun yüreğinden Urfamın sokaklarına dökülen adaletin, vicdanın, merhametin, sevginin çiçek açacağı ve birbirimize yeniden sarılacağımız gün yakındır dedim.

Klavye tuşlarına basa basa umudumu nakşettim whatssap mesajına.

"Sevgili Valim;

Yoksul olduğumuz külliyen yalan! Bereketli toprakları, yeraltı yerüstü zenginlikleri, tarihi eserleri ile değil ülkemin; belki de dünyanın en zengin şehridir Urfam!

Bize sadece senin gibi bir vali ve bu zenginliği kendine değil; Urfa hatta ülke halkı için üretime dökecek bilgi birikimi, vicdanı, vizyonu olan siyasi bir lider gerek...

Sevgili Valim;

Ülkenin en zengin şehrine Hoşgeldin bir vakit! Lütfen hoşkalasın daha çok vakit...

Zira bize senin o güzel yüreğinden dökülecek vefa gerek, merhamet gerek, kardeşlik gerek...

Bize 24 saat açık duran kapından gelen herkese cömertçe dağıttığın sevgi gerek... 

Bize yine yeniden ve kurtulup çıkar dünyasının; alzheimer pençesinden birbirimizi tanımak gerek.

Ben seni tanıyorum güzel adam... Bana herkesi; şehrime seni ve beklenen o lideri yeniden tanımak gerek...

Annem mi; kurban olduğum aynı ağrıların ve yalnızlığın içinde neylerse güzel eyler  Rabbimin şifasını bekler...

TEŞEKKÜRLER Metin Başkan!

Sevgili Dostlar; yıllardır bu şehrin tek kurtuluşunun hazır Abdullah Erin gibi bir valimiz var iken; iç siyasette yaşanacak bir barış ve siyasilerimizin sevgi ile ortak payda Urfa için omuz omuza yürümesidir derim.

Şükürler olsun ki Karaköprü Belediye Başkanımız Sn. Metin Baydilli bunun için yüreğini ortaya koyarak ve dev bir adım atılmasına vesile oldu.

Sevgili Metin Başkana ve onun bu mücadelesine kalben destek verip adım atan BŞ Belediye Başkanımız Sn. Zeynel Abidin Beyazgül'e, Aslan Ali Bayık, Salih Ekinci, Abdullah Aksak başta olmak üzere katkı veren verecek olan bütün siyasilerimize; Metin Esen, Mehmet KEKLİK, Ömer Dereci, Mustafa Çiftçiler ve diğer kaymakamlarımıza parti ayırmaksızın bu sevgi çemberine katılacak  bütün milletvekillerimize şimdiden kalben teşekkür ederim.

Bu şehir ancak sizlerin omuz omuza ve doğru bir siyasi liderin öncülüğü, valimizin devam edecek sonsuz desteği ile aydınlık yarınlara yürüyecektir.

O aydınlığa ilk adımı atan Baydilli başkana selam olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar