KEŞKE DEĞİL İYİ Kİ DEME VAKTİDİR CUMHURBAŞKANIM!
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

KEŞKE DEĞİL İYİ Kİ DEME VAKTİDİR CUMHURBAŞKANIM!

30 Aralık 2018 - 21:43

"Ah keşke şu hatayı yapmasaydım! Şunu şöyle, bunu böyle yapsaydım!" diye diye belki de yaşlarının ve yaşamının en verimli, en güzel çağlarını kendi elleri ile korkak bir pişmanlığın dişlileri arasında öğüten bir adam olarak yalvarıyorum hepinize!

Lütfen ama lütfen "KEŞKE..." demeyin!

Ve bütün kalbim ile uyarayım istiyorum bu satırları okuyan herkesi. Her bir keşke çok şey çaldı benden bilin isterim!

Her bir keşke de kendi canımı yaktım çünkü korkaklığımın ağır bedelini hatırlattılar bana!

Her bir keşke de darmadağın oldum yaprak gibi! Ve  bir kez daha kopup hayatın ve gerçeklerin dallarından mevsimsiz sarardım, düştüm, incindim, kurudum...

Çünkü her bir keşke başarabilecek iken elimin tersi ile ittiğim ve yitip gidenimdi benim...

Çünkü her bir keşke derin bir pişmanlığın, kendi kendimi beyhude yere dağa, taşa çalışımdı...

Hayatın insana tek bir saniye ve yaşanmamış tek bir anın dahi telafisini vermezi öğrendiğimde: Can acıtan o kadar çok keşkelerim vardı ki!

Büyük üstat Doğan Cüceloğlu "Başarıya Götüren Aile" kitabının 32. sayfasında şiirsel bir anlatımla şöyle ifade etmiş KEŞKE denen lanet pişmanlığı:

KEŞKE

Dört mevsimlik bir sene olsa ömür;
"Keşke; onun gözüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir,
telafi etmek için geç...
Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'...
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatlarını, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanmamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir hakszılıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip söylenmemiş bir sözdedir.

Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir gülliğin ardından iç çekişte...

Yolunu gözlemeseydim, öyle demeseydim; terk edip gitmeseydim; en güzel yıllarımı vermeseydim' diye diye sızlanır gider.

...

'Keşke'nin panzehiri 'iyi ki'dir.
İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.

...

Keşkecilerin hayatı hayatı kasvetli bir pişmanlık mezarlığıdır.

'İyi ki' öyle mi ya!...
Onda yara bere içinde olsa, yan yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.

KEŞKE DEMEYİN NE OLUR!

İşte böyle ağır yenilgilerin ardından nafile bir acizlik içerisinde haykırıştır 'keşke' 

Bende diyorum ki; 

KEŞKE DEMEYİN CUMHURBAŞKANIM!

Ülkemin her bir karışında yaşayan Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez her milletten, dilden, dinden, renkten, ideolojiden milyonlar sizi haksızlığa baş kaldıran mangal yürekli ve mazlumların kardeşi bir haykırış olarak tanıdı, sevdi...

Onlarca seçimde yanınızda duran bu halkın yüreğinde bir şiir için hapse düşerken, her türlü kumpaslara, algı operasyonlarına rağmen başı öne eğilmeyen biri olarak gördü ve oyunu böyle bir adama verdi.

"Kürtler benim kardeşimdir" diye haykırdınız ve Kürtler bu kardeşliğe ellerini değil; yüreklerini uzattılar...

Kürtler Erdoğan'ı gönül sofralarının baş köşesinde ağırladılar yetmedi insanca yaşamaya, kardeşçe paylaşmaya, dostça söyleşmeye dair umutlarının en güzel tahtına oturttular Erdoğan'ı.

TRT Kürdi'ye siz imza attınız ve Erdoğan'lı Türkçe-Kürtçe barış kokulu türküler savruldu ülkemde.

Üç yıl tek damla kanı akmadı Türk-Kürt gençlerinin ve siz başardınız kucaklaşmayı.

Dünyayı sömürgelerinin altına alan 5 büyüğe ve Amerikan emperyalizmine kafa tutan da sizdiniz; İslam aleminin, coğrafyasının baş kaldırışı olan da siz!

Baş örtüsünden dolayı eğitim hayatı çalınan bacılarımın hayatla barışı da sizdiniz; Kürt olduğu için ağzı kuş tutsa hakkı verilmeyen genciminde...

Çünkü siz Ahmet Kaya'sına gözyaşı döken yufka yürekli adam; Şivan Perwer'in hasretine son veren barış elçisi, Karadeniz'de fındık toplarken beli bükülen Fadime ninenin umudu, Ege de zeytin karası yaşamı zorlaşanların tutunduğu dal, Marmara'da nefes, İç Anadolu da huzur oldunuz.

Çığ gibi büyüdü Erdoğan sevgisi ile onun mazlumların kardeşliğine duyulan güven.

Peki sonra ne mi oldu; değişti mi Erdoğan elbette HAYIR ama etrafınızda olan ve sizin çizdiğini yolun nereye varacağını dahi kavramaktan yoksun birileri hata üstüne hata yapmaya başladı!

Önce birlikte yola çıktıklarınızı yolda buldukları ile değişenler oldu!

Sonra halkımız ile aranıza aşılmaz duvarlar örmeye başladılar.

Halkın çığlıklarını duymamanız için ses geçirmez barikatlar kuruldu!

Mesela Cumhurbaşkanım; kendisine insanım diyen ve ülkesini, milletini seven her insan gibi bende lanetliyorum fetö terör örgütünün 15 Temmuz hain darbe kalkışmasını...

Kaldı ki tek bir çağrınız ile gövdesini tankların önüne siper eden milyonlar vardı!

Soğuk namlulara göğsünü siper edip şehit düşenlerimiz vardı!

Milyonlar dağ gibi durdu yanınızda. Lakin sonrasında ve sizin "Tek bir insan hiç yere mağdur olursa bu vebalin altından kalkamayız!" uyarınıza rağmen fetö avı cadı avına dönüşmeye; masum ve mazlumlar işinden, aşından edilmeye başladı!

Çoğunluğunu kriptocu fetöcülerin iftiraları sonucu olan on binlerce masum atıldı işinden!

Nihayetinde mağduriyetleri gidermek için kurulan OHAL komisyonu bugün adeleti zedelemek ve geciktirmek; güçlünün yakınını iade ettirdiği iddialarına sebep olmaktan öteye gidemedi!

KHK mağdurları perişan Cumhurbaşkanım!

Ölüme terk edildiler resmen. Kaldı ki Kürtleri sizden koparmak isteyen aynı yapı Doğu/Güneydoğu Anadolu da Kürt halkı üzerine gittiler!

Sırtlarını bakanlara, iktidara dayadıkları iddiaları ile birileri masum Kürtleri fişlediler, işinden, aşından ettiler, hiç yere mapus damlarına attılar!

Keşke demeyin Cumhurbaşkanım; masum KHK/OHAL mağdurlarının acılarına kulak verin ne olursunuz.

Kürt halkını görün, dinleyin Cumhurbaşkanım. 

Samimiyetle ifade etmek isterim ki; birileri nerde mazlum, fetö terör örgütü ile alakası olmayan kim varsa fişlemişler Cumhurbaşkanım!

Bakınız; aynı şehirden, aynı mahalleden, aynı ktiterden dolayı ihraç edilen iki kişiden birisinin iade diğerinin komisyon tarafından RED edilmesinin ne hukuki, ne insani, ne vicdani izahı yoktur Cumhurbaşkanım.

Ve ben aylardır yazdım, çizdim, anlattım. Bütün bu mağduriyetler; Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgesinde Kürt halkına yapılanların tek sebebi Erdoğan düşmanlığını halkımıza empoze etmek, Kürt halkı ile masum insanlar üzerinde kurulan baskılarla halkımızı size karşı kışkırtma operasyonudur!

Öyle olmasa intihar eden insanlara dair iki saat sonra iade kararı gelmez Cumhurbaşkanım!

Anlamsız kriterler ile masum insanların canlarına okudular!

Aç, açıkta bıraktılar!

Oysa bu ülke mazlumların sesi, kardeşi olarak sevdi sizi. Şimdi "Keşke daha yakından ilgilenseydim!" dememek; geri dönülmez vicdani, insani yaralar açılmadan o mağdurları görün ne olursunuz.

Çünkü benim görüştüğüm bütün milletvekilleri üzgün bu meselede ama ne gariptir ki tek birisi dahi durumu size izah etmiyor.

Bu durumun ve sayı bakımından önemli bir kitleye hitap ettiğinin gayet farkında olan gerek muhalefet partileri gerek Erdoğan'ı ancak başta Kürt halkı olmak üzere masum ve mazlumlardan koparmak olarak gören Fetö terör örgütü seçim stratejilerini bu masumların üzerinden kurguluyorlar!

Ve Cumhurbaşkanım; aslında dilim varmıyor, elim yazmaya gitmiyor ama en büyük keşke'niz olmasından korktuğum asıl mesele maalesef Ak Parti içerisine bir şekilde sızmış tefeci, rüşvetçi, faiz ve ihale baronlarının halkın vicdanında açtığı yaraların telafisi olmayan sonuçları olmasınadır.

Keşke demeden Cumhurbaşkanım; halkın şahsınıza ulaşmasının yegane yolu olan ancak  tıkanan Cimer ve diğer mecraları yeniden açınız.

Mesela bir şiir daha okuyun Nazım Hikmet'ten!

Megri megri türküsünü savurun da ağlamasın kimse.

Kriptocu fetöcülerin attığı iftiralar ve adaleti zedelemek noktasına gelen OHAL komisyonun mağdurların çocuklarının dahi hayatlarını kararttmalarına varan zulmüne karşı bir ses verin.

Mesela yeni yıla sizin imzanız ile KHK/OHAL mağdurlarının toplu iadeler müjdesi ile girelim Cumhurbaşkanım.

Yoksa her bir keşke hiç yere hayatları kabusa dönen masumların acı çığlıklarına bulanacak, üzgünüm...

Keşke demeden müsaade etmeyin sizi seksen milyondan koparmak isteyenlere...

KEŞKE DEME M.KASIM GÜLPINAR!

Biliyorum Başkanım; yıllar yılıdır Hakk yolunda adil, halkçı, tertemiz bir siyasetin mücadelesinde çok yoruldunuz!

Biliyorum, şahsınızın vizyonu, bilgi birikimi, tertemiz geçmişi, yönetsel yeteneği ile baş edemeyenlerin bitmek bilmeyen algı operasyonlarından, durmaksızın sizi engelleme çabalarından bıktınız, yoruldunuz!

Özellikle Beyaz Urfalı diye tabir edilen bir kesimin ve dahi elinden tutup kah meclise kah partinizin ve Cumhurbaşkanımızın çizdiği yolda belediyeleri halka açmak için belediye başkanlığı koltuğuna oturttuğunuz birilerinin sürekli şahsınızı sadece Siverek sınırlarına hapsetme çabalarından gına geldi!

Biliyorum ki; bırakın Siverek'i: Adıyaman, Diyarbakır, Bozova, Hilvan, Ceylanpınar, Birecik ve dahi Urfa'nın bütün ilçeleri ile bölgeden ta İstanbul'a, Ankaraya yayılan M.Kasım Gülpınar gerçeği ile karşılığı siz bölge üstü bir kimliğe sahipsiniz.

Ve biliyorum ki; memleketimin aydınlık yarınlara aracağı adımlar ancak şahsınızın siyasi liderliği ile mümkün olacaktır.

2 Milyonu aşan nüfusu ile Urfa halkı artık huzurlu yaşamak ister başkanım.

Zeki, cesur, vicdan ve yetenek sahibi  gençliğimin başarmak için önündeki tek engel kendilerine yol gösterecek bir ağabeyidir. Ve o rol model sizsiniz.

Keşke demeden toplayın milletvekillerimizi, genç siyasilerimizi, STK başkanlarımızı ve ileri gelenlerimizi; Urfa'yı şu içine düştüğü siyasi bataklıktan, ekonomik sıkıntılardan kurtarın başkanım.

Büyüklük böyle bir şeydir işte. Zamanında masaya yumruğunu masaya vurmaktır.

Ha, bilirim ki; yumruk vurulacak masa dahi bırakmadı liyakat yoksunu, çapsız, çıkarcı isimler.

Ancak siz M.Kasım Gülpınar'sınız ve gerekirse o masayı inşaa edersiniz.

KEŞKE DEME ABDULLAH ERİN VALİM!

Siz Urfa tarihinin en çok sevilen valisi oldunuz biliyoruz...

Urfa halkı gördü, tanıdı ve devletin şefkatli eli, gülen yüzü olan valisini bağrına bastı.

Keşkelerden yana ne ola bilir ki denebilir söz konusu Abdullah Erin olunca ama var valim var!

Urfam da halkın üzerine zulmün balyozu gibi inen tefeciler var!

Urfam da körpe beyinlere ırkçılığı nakşeden vatan hainleri var!

Urfam da Kürt'ü, Arap'ı birbirine düşman etmek isteyen birileri var!

Urfam da uyuşturucuyu ilkokul seviyelerine kadar indirip çocuklarımızı zehirleyenler var!

Urfam da rüşvetçi, torpil ile masumların hakkını çalanlar var!

Oysa Urfam da hayvancılık, tarım, turizm ile bizi bekleyen kocaman bir YAŞAMA sevinci de var valim.

Mevsimlik işçiler dramı bitmeli artık.

Bu şehir bu ülkenin ekonomik, turizm, sanayi, tarım ve hayvancılığının çatısı, lokomotifi olabilir.

Ve bunu başarma adına keşke'nin zırnığı kalmasın o güzel yüreğimizde deyi Cumhurbaşkanımıza anlatın herşeyi...

Biliyorum yapmazsınız ama "Keşke gitmediğim, kucaklamadığım kimse kalmasaydı!" dememek için herkesi kucaklamalısınız Zeynel Abidin Beyazgül başkanım.

2 milyonu öyle bir kucaklamalısınız ki; kimse kendini yalnız hissetmemeli.

Ve STK Başkanlarım, kurum amirlerim, kaymakamlarım, kanaat önderlerim; "Keşke geç kalmasaydık!" demek yerine 2019 yılını şehrimize kardeşliğin, hoş görünün, huzurun, bereketin yılına çevirmek için el ele verin.

KEŞKE DEME EY URFALI!

Ve Ey Urfalı; sen ki medeniyetlerin beşiği, insanoğlunun ilk bir araya geldiği ve dahi insanlığa birlikte yaşamanın güzelliğini yaşayan şehrin evladısın.

Sen ki; tarihin sıfır noktasında ülkenin en verimli topraklarının üzerinde boy verensin.

Sen ki; peygamberlerin şehri Urfa'nın evladısın kaldır başını!

Bunca zenginlik içerisinde yokluk yakışmıyor sana...

Kaldır başını ve şehrin için, kendin için, evlatların için taşın altına elini koy.

Her şeyi devletten, validen, belediyelerden, iktidardan, Cumhurbaşkanından, muhalefetten, vekillerden bekleme!

Keşke yerine iyi ki memleketim için mücadele ettim de.

Tefecilere, rüşvetçilere, ihale, uyuşturucu, fuhuş baronlarına fırsat verme.

1) KALK AYAĞA HEMEN!

 Aşıksan eğer o kadına, adama: Boğazında kör düğüm ne varsa diline vuramadığın, çık karşısına ve bağıra çağıra " Seni seviyorum!" diye haykır.

Yıllar sonra saçına, sakalına ve hatta yüreğinin orta yerine dolanan akların hüznünde "keşke söyleseydim" demenin derin acılarına düşme. "İyi ki sevdiğimi haykırdım!" de kendi yüreğine. 

Varsın sevgin karşılıksız olsun ne yazar; ya varsa aşka dair en ufak bir umut kırıntısı, ya oda seviyorsa seni?

Neden keşke'lerin cevapsız sorularına bırakasın aşkını, sevdanı, sevdiceğini?

Varsın seni sevmesin ne çıkar?
Sen sevmekten vazgeçme ve sevdiğini haykırmaktan. Nasıl olsa dağ gibi çökecek ayrılık hüznü!
Nasıl olsa söylemesen de acı çekeceksin!...

O halde "İyi ki haykırdım de, kavuşamamanın günahını karşıdakine yükle dostum.

Keşke demek yerine aşık olmaktan korkma yahu! İyi ki doyasıya sevdim de bağıra çağıra.

2) YUVANI KURTAR!

Evliysen, erkeksen: Kalk oturduğun kahve köşelerinden veya arkadaş muhabbetlerinden. Bugün de sigara içme mesela veya oyun oynama!

En yakın çiçekçiye git ve bir demet gül al eşine. Unutma, gelecekte kahrını çeken sadece o olacaktır.

Unutma seni her halinle kabul edecek olan eşinden başkası değildir.

Unutma, sen dışarılarda koştururken sosyal bağlamda deşarj olursun da; eşinin gün boyu sığınmak için beklediği adam sensin.

Evliysen, kadından da kalk ayağa!

Bırak hayatın bitmek bilmez sıkıntılarını. Bu gün eşine en sevdiği yemeği hazırla mesela. Kapıyı gülümseyerek aç, sorun yerine " Sen başara bilirsin, dana güveniyorum!" de.

Şu fani dünyanın derdine yıkmayın yuvanızı yahu!

3) ÖPÜLECEK ELİN VARKEN DAHA!

Düşün seni bu yaşa getiren anne babayı... Ve hala öpülecek bir elin varken keşke demeden git öp, baş tacı et onları.

Babanla zaman geçir doyasıya. Anne ol da sen yıka anneni bir kere ve mesela kendi ellerin ile yemek yedir annene, babana.

Emin ol mezarı başında keşkelerin hıçkırığı kar etmeyecek pişmanlığına.

4) SARIL KARDEŞİNE!

Unutma, annen bir daha diz çöküp bir kardeş, bacı, ağabey, abla doğuramayacak sana!

Küs kalma onlarla sakın! Küçük, büyük yaşın ne olursa olsun koş kardeşlerine, pişman olma gitmediğin için.

5) KOMŞUNUN KÜLÜ DURUYOR ORADA!

Mesela kapat şu telefonu, dizileri, bilgisayarı. Bir kase çorba yap ve çal komşunun kapısını!

Unutma, komşu komşunun külüne muhtaçtır hala ve belki şimdi senin bir avuç külün merhem olacak komşunun yarasına, unutma.

Belki aradığın çare komşunun külünde gizlidir, iste!

NE İSTİYORSAN ONU YAP!

Sakın ha, annen baban, mahalle, toplum baskısı ile meslek edinme kendine!

Biliyorum şaşırdın ama ben derim ki; birilerinin istediği mutsuz doktor olacağına, gönlünün istediği manav olmayı seç!

En azından mutlu olursun inan ve keşkelere bırakma içindeki, hayalini kurduğun mesleği...

Benim gibi yapmayın mesela! Çocukluğundan beridir sahnelerde, dizilerde olmak isteyen, yazan çizen biri olarak 40 yıl boyunca kendinizi ait olmadığınız bir konumda hayata mahkum etmeyin.

Ekmek davasında ayakkabı boyacılığından tutun da, pazarcı tezgahtarlığına onlarca işi şerefim ile yaptım...

Yahu nasıl olsa yokluğu, yoksulluğu en derine yaşadım ve şimdi diyorum ki; keşke bu yaşam kavgamı müzikal, tiyatral ve edebiyat alanlarında gösterseydim de yine yokluk çekeydim!

Zira en azından %50 de olsa başarma şansım vardı hayallerimin. Oysa bunu fark ettiğimde 40 yaşımda adım attım profesyonel müzik hayatına!

Barmen olarak çalışırken öykü kitabı yazarı oldum!

Ve 40 yıl keşkelerin açısında direnirken çaresizliğe, yoksulluğa sadece 5 yılda albümler yaptım, klipler, kitaplar, diziler...

Şimdi sevilen, saygın bir köşe yazarı bile oldum şükürler olsun.

Ha, çok mu zengin oldum; hayır ama en azından kendi hayallerimdeki kendimin sıkıntılarını bile severek göğüslemek gibi onurlu bir hayatı yaşıyorum.

Dolayısı ile eğer senden bir tarım işçisi değil de tiyatro sanatçısı çıkacaksa; Koş o sanatçının peşinden.

Daha da önemlisi sizi siz olun dilinizi, kimliğinizi, ideolojinizi, hayallerinizi, umutlarınızı hiç bir kimse, kurum, kuruluş veya parti ile ailenizin, mahallenizin, toplum baskılarının ipoteği altına koymayın!

Nerede, nasıl, ne şartlarda, hangi meslekte, hangi coğrafya da yaşamak istiyorsanız onun için mücadele edin.

İnsanı yaradandan ötürü insan olduğu için sevin sadece.

Ülkemizi, milletimizi koşulsuz sevin ama Türkseniz Türk, Kürtseniz Kürt, Arapsanız öyle kalın!

Alevi, sünni her neye inanıyorsanız, vaz geçmeyin inancınızdan.

Okuyun bir de... Bıkmadan okuyun derim.

Aşık olun doyasıya dostlar... Aşk adamı güzel eyler unutmayın.

KAHROLASI KEŞKELERİM!

Geçen gün Suat adında KHK mağduru bir kardeşimizi ziyaret ettim!

Uzun yıllar ülkesine şerefi ile hizmet eden polis memuru idi Suat. Sonrasında kötü bir iftira ile işinden aşından olan gerçek bir mazlum yani.

Şimdilerde özel bir şirkette pazarlama elemanı olarak çalışarak ekmek kavgasında Suat.

Tıpkı "Ekrem'im; çocuklarımı geçindirmek için tenimi mi satayım?" diye soran öğretmenim gibi!

Tıpkı intihar ettikten iki saat sonra iadesi gelen mühendis kardeşimiz gibi!

Tıpkı haksızca işinden olmuş ve yaklaşık üç yıldır açlığa, yalnızlığa mahkum edilen diğer KHK/OHAL mağdurları gibi Suat'ın hikâyesinde iki husus acıttı canımı!

1- Vatan hainliği ile suçlanmanın dayanılmaz ağırlığı altında EZİLMEK!
2- Çaresizlik içerisinde kapısını çaldığı bütün kapıların yüzlerine kapanması!

Düşünsenize; kendi ülkenizde bulaşıcı hastalık mikrobu taşıyan vebalı gibi olacaksınız!

Düşünsenize; masum olduğunuzu anlatamadığınız gibi; bir de en yakınlarınız dahi terk edecek, koyu ve kahreden bir yalnızlığa mahkum olacaksınız.

Görüşmeden sonra evime geldim. Sözde Suat kardeşime üzülmüştüm yağmurlu ve soğuk İstanbul akşamında!

Sözde canımı yakıyordu bu insanların ekmek kavgalarında yaşadıkları derin sıkıntıları.

Oysa ben üzerimde pamuklu polar eşofman takımı, onun üzerine giyilmiş kalın bir kaban, başında el örgüsü bir bere, elimde sıcacık çayımla kendi vicdanımı kandırıyordum!

Ne hale geldik değil mi; dedim kendime. İnsanlar üşümekte içi boş sobaların önünde!

İnsanlar yiyecek ekmek bulamamakta maalesef.

Ve ben birkaç satır yazdım diye vicdanımı avutmakla meşgulüm vay vay vay.

Tam o sırada bir kedi miyavladı acı acı! Muhtemelen açtı, üşüyordu!...

Her zaman yaptığım gibi sadece üzüldüm!

Oysa kalkıp bir bardak sıcak sütü koya bilirdim o kediciğin önüne.

Sabaha doğru keşke demenin yangını ile uyandığımda sokak kedisinin sesi gelmiyordu artık!

Donarak mı öldü; yoksa donmak üzere artık sesi mi çıkmıyordu bilmiyorum kahretsin!

İşte bu yüzden Cumhurbaşkanıma sesleniyorum ve ülkeme:

Giderek telafisi zor bir yaraya dönüşen KHK/OHAL mağdurlarının sorunları çözülmelidir.

En kutsal yapı olan aile yapısına büyük zarar veren süresiz nafaka ayıbı bitmelidir.

Urfa hak ettiği yatırımlara kavuşmalıdır.

Keşke demek yerine yapabildiğim tek şeyi yapıyorum işte: Lütfen mazlum ve masumların ezilmesine müsaade etmeyelim.

Son bir not: Kara bir kışın ortasındayız artık! Lütfen evsizlere dikkat edin ve bir de sokak hayvanları için beş dakikanızı ayırın.

Ama her şeyden önce doyasıya yaşayın bu hayatı.

Sevgi ile.

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar