KIYAMET DÜĞMESİ!
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

KIYAMET DÜĞMESİ!

03 Aralık 2019 - 23:08

KIYAMET DÜĞMESİ!

Bugüne ve geleceğe kısa veya uzun vadeli perspektiften bakma konusunda sicilleri hayli bozuk; tasası, kaygısı, çalışması ve hafızasının pratikleri çıkarları üzerine kurulu insanların ne kadar umurunda olur bilmem ama 20'nci yüzyılın ortalarına kadar oldukça güvenli bir dünyada yaşadığımızı iddia eden bilim adamları bugünler de insanoğlu başlarında bulunduğu yüzyılın sonlarını görebilecek mi sorusuna cevap arar duruma geldiler!

Oxford Üniversitesi'nin İnsanlığın Geleceği Enstitüsü'nden Anders Sandberg, "Varoluşsal risk, insanoğlu ya da gelecek nesillerine nokta koyacak tehditlerdir" diyor mesela.

Düne kadar dünyamızın gökyüzünden gelebilecek büyük taşların yol açabileceği büyük, küresel felaketlere açık olabileceğini düşünmeyen bilim adamları; Luis ve Walter Alvarez adlı baba oğul bilim insanlarının dinazorların dünyaya çarpan bir göktaşıyla öldükleri hipotezini yayınlaması ile bu ihtimalin giderek güçlendiğini Fark ettiler.

Ancak uzmanlara göre gerçek şu ki; İnsanoğlunun yarattığı riskler bir göktaşının dünyayı yok etme ihtimalinden çok daha büyük!

Öyle ki bilim adamlarına göre günümüzde dünyayı kökten yok edecek bir kıyamet düğmesinin olması halinde o düğmeye kendi isteği ile basmaya hazır 300 milyon sosyopat ve psikopat var!

İçinizden "Aman Allah'ım" dediğinizi duyar gibiyim fakat şaşılacak bir durum yok aslında...

İnsanı insan olduğu ve yaradandan ötürü sevmeyi unuttuğumuz; kendisine dokunmayan yılan ile ulu orta sevişen, zulme, haksızlığa kör sağır bir anlayışı hayatının odağına koymuş toplumların varacağı son seviştiği, besleyip büyüttüğü yılanın zehri ile yok olmak değil midir?

Hayatı bütünü ile tüketmek üzerine kurgulanan ve lüks bir yaşam için ekolojik dengeleri alt üst eden insanların varacağı son kendini kendi elleri ile tüketmek olmayacak mı?

Aşkı, sevdayı, dostluğu, kardeşliği, vefayı, merhameti, paylaşmayı, bölüşmeyi, dertleşmeyi reddedip; kinden, nefretten, çıkardan beslenen insanoğlunun varacağı nokta kendi nefret lağımında boğulmak değil midir?

Bu dünya dini kalkan kullanıp tarihin en vahşi katliamlarını gerçekleştiren; koyun keser gibi insan kesen, çoluk çocuğu uçuruma atan, kadınları esir pazarlarında satan DEAŞ (İŞİD) gibi barbarlara bile sempati besleyenler olduğu dehşetine tanıklık etti!

Ülkece geldiğimiz noktaya bakalım mesela.

Çoluk çocuğa hunharca tecavüz edenlerin vakıf kurduğu acı gerçeğine tanıklık ettik!

Annesi ile bir olup sevdiği kızı testere ile kesip keman kabına koyan iş adamının yeğeninin intihar etti denilerek ortadan kaybolduğu gerçeğini gördük.

Özgecan' a yapılan vahşeti unuttuk bile...

Evladının gözleri önünde boğazı kesilirken etrafında vahşeti videoya çekme telaşına düşmüş ruhsuzlara "Ölmek istemiyorum!" diyerek çırpına çırpına ölen bir anne vardı hatırladınız mı!?

Daha dün 8 köpek yavrusu ile hamile 2 köpeğin torbaya konularak denize atıldığının haberini sıradanmış gibi okumadık mı!?

Zevk olsun diye bir kedinin üzerine benzin döküp yakan ruh hastaları hangi cezayı aldılar!?

Para, mal, mülk için anne babasını kör bıçakla doğruyan evlatlar; yasak ilişkiden doğan bebeğini kah canlı kah hayvanca boğazlayıp çöpe atan anne babalar!

Eşini, kardeşini zina pazarında satışa çıkaranlar aslında insanoğlunun kıyamet günü için çırpındığı hallerin özeti, belgesi değilde nedir? 

Son dönem ülkemizde giderek artan din istismarcılarının 80 milyonun ahlaki, kültürel ve ekonomisi üzerinde yarattığı tahribatları kaç on yıllarda telafi edebilir diye düşündünüz mü hiç?

174. Ayette "İlmimi parayla satmayın" emri yazılıdır.

Her Ramazan ayında program yaptığı TV kanalı ve özelde gittiği programlarda fakir fukaraya şükretmeyi öğretmek karşısında dolar üzerinden milyon kiralar kazandığı iddia edilen Nihat Hatipoğlu'na duyulan saygıyı hangi mantık ile izah edebiliriz?!

Bir otelde sapkın halleri sosyal medyaya düşmüş; İslami değerleri tamami ile siyasete alet eden Cübbeli Ahmet'in sözde insanı kabir azabından koruduğu iddiası ile sattığı mucize kefeni almak için sıraya girenlerin hissettikleri suçluluk psikolojisini düşündünüz mü hiç?

Bir okul müdürünün öğrencilerine hayvanlarla cinsel ilişkiye girmeyi meşru kılan kitap dağıttığı haberi toplumda nasıl bir infiale yol açtı?!

Her ne kadar sonrasında ben yapmadım, adıma açılmış fake sayfadır diye savunsa bile kadın bir yazarın tiwitter hesabından "İŞİD'li militanlara sevişmek cihaddır ve cennetin garantisidir!" iddiası ülkece yaşadığımız ahlak çöküntüsünün resmi değil midir?!

Çocuğa taciz ve tecavüzü din üzerinden meşru kılma çabasındaki sözde bazı din adamlarının varlığı tek başına aslında kopmuş bir kıyametin ortasında yaşadığımızın belgesi değil midir?

Cinsel sapkınlıklarını kadınların iki bacakları üzerinden tatmin etmek için kadınlarımızı dört duvar arasına mahkum etmek ve tecavüzü, köleliği, cinayeti meşru kılma çabaları kıyamet alameti değil de nedir?

Dünyanın en zengin ve bereketli topraklarına, su kaynaklarına sahip bir ülkenin bugün dışarıdan patates, buğday, domates  alacak duruma gelmesinin nedeni sürekli tüketen, tembel bir yaşamı tercih etmek değil midir?

Bakınız Yaşamın Geleceği Enstitüsü'nden araştırmacı Phil Torres, dünya üzerinde kıyamet düğmesine basmak için ciddi çalışmalar yapan  insan sayısının günden güne arttığını anlatmak için adeta çırpınıyor.

Japonya da kıyamete inanan Shinrikyo tarikatı gibi; "Allah' ın kendilerini dünyayı yok ederek kurtarma görevi verdiğine inanan aşırı dinci veya ruh hastası insanların artışına dikkat çekiyor."

Gelin birlikte insanoğlunun kendi eli ile kendini yok etmek için imza attığı bazı gerçekleri analiz edelim. 

1-NÜKLEER SAVAŞ!

Ulusların kendilerini savunma gerekçesi ile seri üretime geçtiği kimyasal silahların artışı gelecekte olası bir nükleer savaşı riskini giderek arttırıyor.

Olası bir nükleer savaş muhtemelen hepimizi birden öldürmeyecek ancak etkileri çok büyük olacak...

Küresel Felaket Riski Enstitüsü'nden Seth Baum, nükleer patlamayla şehirlerin yanmasından oluşacak tozun, bulutları aşıp stratosfere yükselebileceğini; bunun da güneş ışınlarını engelleyebilecek duruma geleceğini ifade ediyor.

Çoğumuzun farkında bile olmadığı veya olduğu halde görmezden geldiği bu durum: İnsan ırkının yok olma ihtimalini oldukça güçlendiriyor.

3- NÜFUS ARTIŞI & İKLİM DEĞİKLİĞİ! 

Londra Üniversitesinden araştırmacı bilim insanı Karin Kuhlemann, insan ırkının yok olmasının riskleri arasındaki nüfus artışına odaklanmış!

Kuhlemann, insanoğlunun yok olmasına yol açabilecek birçok şey gibi, iklim değişikliği ve nüfus artışının birbiriyle bağlantılı ve her ikisininde biz insanların suçu olduğunu söylüyor.

İklim değişiyor, kaynaklar azalıyor. Kaynaklarımızın azaldığı gerçeğini örtmek için petrol kullanıyoruz! Buda iklim değişikliğini körüklüyor.

İşte burada çok çarpıcı bir uyarıyı ihmal etmiyor Kuhlemann: Nüfus artışının durdurulmaması halinde iklim değişiminin ölümcül sonuçlarını durdurmak imkansız olacak.

4- BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİNİN  YOK EDİLMESİ!

Mesela beyaz bir çiçekten polen toplayan arı nufusundaki azalma, insan ırkının yok olmasına dair kırmızı alarm zillerinin çalınmasına neden.

Betonlaşma, lüks hayat, kuraklaşan topraklar, silahlar vs vs: Vahşi ortamı vahşice ortadan kaldırmak "yazık oldu" veya anılarda yaşatılabilir güzelliklerin bitmesi gibi yaşadık.

Oysa bazı araştırmalar yüzyılın ortalarında denizlerde ticari balıkçılığın devamına yetecek balık kalmayacağını gösteriyor!  Bu da ortada satın alacak balık kalmayacağı anlamına gelecek ki böyle bir durumun ekonomik soğuk savaşın fitilini ateşleveği ortada ve kaçınılmaz.

Böcekler sessizce ortadan kayboluyor ve artık yiyecek böcek bulamayan çok sayıda kış türü de!

Ekokoljik dengeyi kökünden sarsacak birçok canlı türünün şimdiden yok olduğunu biliyoruz. Tehlike kapıda değil aslında: Tehlike evin içinde artık ama görmemekte ısrar ediyoruz.

5- SALGINLAR!

Varoluşsal Risk Enstitüsü'nden Lalitha Sundaram biyolojik riskler üzerinde ciddi araştırmalar yapmış.

1918' deki İspanyol gribi salgınına dünya nüfusunun %50'si yakalanmış! Yaklaşık 50 ile 100 Milyon kişi hayatını kaybetmiş.

Kaldı ki o dönemlerde dünyada büyük bir hareketlilik vardı. İnsanlar savaştan geri dönerken ve birbirlerine çok yakınken yaşamıştı.

Her ne kadar günümüzde aşı geliştirme konusunda çok ileri düzeyde olsak bile; küreselleşme yeni tehlikeleri beraberinde getiriyor.

İspanyol gribi döneminde tren ve gemi ile seyahat eden insanlar artık havayolu ile salgınları çok daha hızlı yayabiliyor

Buna ilaveten sağlık sektöründe yayılan ve sıklıkla haberlere konu olan ilaç yolu ile salgın bulaştırmak iddiaları durumu daha da vahim hale getiriyor.

İlaveten geçmişte Tokya da bir kıyamet tarikati tarafından düzenlenen serin gazı saldırısı ile 12 kişinin hayatını yitirdiği acı örnek üzerinden tehlikenin bireysel tehditler boyutunu da gözler önüne seriyor.

Bilim ve teknoloji ilerledikçe sentetik biyoloji üzerinde çalışan bir laboratuvarda ölümcül bir virüsün yaratılması gibi felaketle sonuçlanacak senaryolar da gündemdeki yerini aldı.

Torres, "İdiyosinkratik aktörler" diye tanımladığı bireylerin, insanlığın sonunu kendi kişisel nedenleri üzerinden de getirebileceğini söylüyor.

Bu bireylerin insanoğlunun sonunu getirme niyetlerini kamuya açık bir şekilde empoze edebilecek yazılımları kullanabileceklerini belirtiyor.

*Başedilmesi mümkün olmayacak yapay zeka,
*Ekonomik bir patlamaya neden olabilecek borsa çöküşü,
*Kazayla meydana gelebilecek özerk algoritmalar ya da makinelerin kontrolünü tamamen kaybedeceğimizin fikri bile kıyametin bize ne kadar yakın olduğuna delalettir.

MASUM DEĞİLİZ HİÇ BİRİMİZ!

İnsanoğlunu ve belkide dünyayı yokoluşa sürükleyen sürü ile başlıklar sıralamak mümkün ama unutmayalım ki çağımızın en büyük sorunu doymak bilmeyen ve doymak için önüne geleni yok eden biz insanların varlığıdır.

Bilimsel bir araştırmaya göre insanoğlunun ansızın ortadan kaybolduğu bir dünya 1 ay gibi kısa sürede kendini baştan yaratmaya başlayacaktır.

Bir ay sonunda bütün nükleer santraller çökecek, metroları, şehirleri su basacaktır.

Bir yıl içerisinde artan bitki örtüsü 10 yıl içinde bütün şehirleri esir alacak; canlı türleri yeniden artacak.

Bu bilimsel araştırmanın bize gösterdiği gerçek: Dünyanın biz insanoğluna değil, bizim dünyaya ihtiyaç duyduğumuz ancak buna rağmen dünyayı yok etmek için elimizden geleni yaptığımızdır.

İşin özü, geçmişte, bugün ve gelecekte yaşadığımız, yaşama ihtimali olan bütün felaketlerin tek suçlusu biziz ve masum değiliz hiç birimiz.

URFA YOK OLUYOR!

Sevgili Dostlar; uzun süredir kültürel yapısı, yeraltı yerüstü kaynakları, tarihçesi ve siyaseti üzerinde ciddi araştırmalar yaptığım Urfa'nın bugün içinde bulunduğu sorunlar sarmalının sebepleri de tıpkı varoluşsal sorunların yerel yansımalarından ibarettir!

Alabildiğine bencil, korkunç derecede yıkım gücüyle çıkarcı, ölümcül derecede duyarsız bir yaşamı seçmenin ortasında hergün biraz daha batıyor Urfa ama farkında değiliz veya farkında olmak istemiyoruz.

Çokça siyasetçi, biraz cehaletten, bir tutam kısa yoldan zengin olma düşü,  fazlaca makam, güç hırsı, bir avuç Siyasal İslam, bolca tüketim alışkanlığı, haylice farkında olmamak durumu dünyanın en zengin kaynaklarına sahip Urfa'nın kısa süre sonra kültürel, ekonomik, sosyoekonomik, politik, ahlaki anlamda Afrikalaşmasına neden olacak kadar hızlı bir tükenmiş trendine girmiş durumda.

Gelin Urfa'yı yokoluşa sürükleyen sorunları birlikte analiz edelim.

1- Son dönem siyasal İslamın sahte derviş hırkasını giyinmiş zenginlerinin fakir fukaraya öğütme makinesinden çıkan "Şükret ve zengine çalış" dayatmasına ses çıkaramayan koyun sürüsü psikolojisi!

2- Yine, ülke ve yaşadığı şehirde olup bitenleri analiz etme yetisini körelten öğretilmiş akraba düşmanlığının bir köpek, bir dönüm arazi ve sürüyle sudan ucuz sebeplere dayalı ölümcül  kan davaları!

3- Dünyanın en iyi buğdayına, mercimek, fıstık, Karacadağ Princi, pamuk ve daha birçok mahsülün boy verdiği bereketli topraklar üzerinde bir türlü adım atılmayan sanayileşmenin Urfa Halkını yoksulluğa mahkum ettiği gerçeğini görememek; sanayileşmenin gerekliliği ve tesisi için çaba satfetmemek.

4- Bütün dünya ve İslam coğrafyasınun gözünün üzerine çevrildiği en önemli tarihi eser ve bulgularına rağmen; turizm pastasından hak edilecek payı almıyor olmaya ses çıkarmamak, bu yönde proje üretmemek, üretime zorlamamak.

5- Başta DEDAŞ olmak üzere çiftçinin belini büken ve dahi tarımı bitirme noktasına getiren şartlara bir türlü çözüm getirecek fikirler üzerinde yoğunlaşmamak; siyasileri bu yönde adımlara atacak tepkiler vermemek.

6- Okul, branş öğretmeni ve derslik sayısında var olan korkunç eksik rakamların tamamlanması için toplumsal talepte bulunmamak dolayısı ile kendi evlatlarının batıdaki akrabaları ile eşit olmayan sınavlarda başarız olmalarına seyirci kalmak.

7- Dr. Hastane, tanı ve tedavi merkezleri, hasta yatak kapasitesi bakımından oldukça eksik ve geride kalmış olmanın getirdiği ciddi sorunlara dair çözüm arayışı içinde olmamak!

8- Şehrin üzerine kabus gibi çöken tefecilik illettinin kaynağını kökünden kurutacak önlemler almamak veya siyasilere, kolluk kuvvetlerine bu yönde yeterince baskı yapmamak veya yardımcı olmamak.

9- Varlıkları ile Peygamberler şehrini fuhuş yuvası haline getiren Suriyeli mültecilerin aynı zamanda şehrin kültürel yapısı ve ekonomisi üzerinde yarattığı tahribatları dile getirmemek.

Misal Fakıbaba'nın bu şehre yaptığı en büyük kötülük, ihanet olan otogar mevzusunu dahi tartışmaya açamayacak, konunun üzerine gidemeyecek kadar zavallı bir teslimetçilik Urfa'nın birilerinin rant sağlayacağı vurgun cenneti haline gelmesinin başrollerinden birisidir.

Urfa'nın göbeğine o ucube otogarı koyan Fakıbaba'nın kabineye girmesini sağlayan bazı zavallı basın ve siyasetçilere dahil tahammül göstermek de bir başka sorun bu şehir için.

Ülkenin en genç nüfusuna sahip bir şehrinin bu taze iş gücünü üretime kazandıracak istihdam alanlarının yaratılması için sesini çıkaramayan 2 milyonluk Urfalının bugün yüzlerce dönüm tarım arazilerinin katledilmesi ile yapılması planlanan millet parklarına, lüks hizmet binalarına kayıtsız kalması bu şehrin bir diğer felaket habercisidir.

Kanımca Şanlıurfa'yı telafisi olmayan bir felakete sürükleyen en önemli mesele; yüz yıldır bu şehre hakkettiği hizmetleri getiremeyen; bırakın bir şehri kendi kendini yönetme yetisinden yoksun, kah feodal yapının kah paranın kah bazı yapıların destekleri ile siyaset yapan isimlerin Urfa siyasetini yönetmeleridir!

Yaşadığı şehrin tarihinden, gücünden, insan ve doğal kaynak üretim potansiyelinden, kültüründen olduğu gibi, sürekli ilerleyen teknoloji ve dünyanın gelişiminden habersiz bazı insanların; ortaçağ imparatorluk, krallıklarında görülen babadan oğula devirlerle sürekli milletvekili, belediye başkanı olmaları bu şehre yapılmış en büyük kötülüktür...

Bir an için düşünün lütfen. Ülkenin önemli tarım ve hayvancılık şehirlerinden birisi olan Şanlıurfa' da birbirinden değerli ziraat mühendisleri varken ilkokul diploması dahi para ile alınmış; yardımcı doçentliğe sahte imza ile ulaşmış bir milletvekili bu şehrin tarım ve hayvancılığının çağa uygun modernize edilmesine nasıl katkıda buluna bilir?

Düşünün lütfen. Yerlerde gezen eğitime; yoksulluğa, olmayan öğretmen, okul, dersliğe rağmen her yıl ülkenin en önemli tıp fakültelerinden mezun olan prıl prıl gençler dururken, binbir takla ile  Suudiarabistan' dan omuzlara takılan Dr. Vekilin şehrin ruhuna enjekte ettiği cehaletin virüsünü nasıl yenebilir Urfa?

Bu şehir alalade bir doktorun tarım ve hayvancılık bakanlığı makamına oturtulmasının ülke tarım ve hayvancılığının felaketi olacağını bile haykıramayacağı kör bir siyasetin esiri!

Düşünün... Hakkında mazot kaçakçılığı yaptığına dair iddiaların ayuka çıktığı; vekil olur olmaz kendisine, babasına özel araç, yakıt, yakınlarına sürü ile imtiyaz isteye isteye bir kaymakamın görev aşkını bitiren bir diğerinin ilçeden gitmek için çırpındığı bir adama akademisyen vekil diyorlar!

Hukukçunun, doktorun, mühendisin memur olamadığı fakat kendisine bile oy vermeyecek kadar karşılığı olmayan adamın vekil olduğu yerde ilimin, bilimin ne kadar değeri olabilir?

Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen değerli siyasiler de olmuştur mutlaka. Fakat liyakat, bilgi birikim, eğitim, düsürtlük, vizyon yoksunu bazı milletvekilleri ve belediye başkanları Urfa için kıyamet düğmesine sürekli basan tiplerdir ya; kurban olduğum Allah peygamberlerinin yattığı bu şehre dayanma gücü vermiş işte...

BENİM DAVAM!

Evet Sevgili Dostlar; Urfa, oturdukları koltukların kendilerine tanıdığı bütün imtiyazlar yakınlarının para musluğu haline getiren siyasilerin elinde nükleer başlıklardan çok daha fazla zarar gören bir şehirdir artık...

İhale, torpil, Beytülmal hırsızlığı, Tefeciliğe bulaşmış siyasilerin varlığı Urfa için ekolojik dengenin yok olmasından çok daha güçlü bir felakettir aslında.

İki kelimeyi bir araya getiremeyenlerin Dr. Akademisyen sayıldığı siyasi cehaletinin Urfa ve Urfa halkına verdiği zarar polen bulamadığı için yok olan arılardan çok daha vahimdir...

Ben İsotçu diyorum, varın siz yerli deyin! 2 milyonluk bir şehrin siyasetini, ekonomisini yöneten grubun kuklası olmuş kimisi ağa, kimisi para babası, kimisi bazı cemaatlerin oyuncağı siyasetçilerin varlığı Japonya da serin gazı saldırısında bulunan ruh hastası tarikatten çok daha tehlikelidir Urfa için.

Düşünün, Şanlıurfa BŞ Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül'ün hizmetlerini konuşamıyoruz çünkü şehri esir alan fake sayfa  baronu bu sayfalar üzerinden tehdit, yıldırma politikası ile kan kusturuyor; bu şehri bazı milletvekilleri, belediye başkanlarının yakınları dizayn ediyor ve bu durum denizlerde balıkların tükenmesinden çok daha tehlikelidir Urfa için.

Mehmet Yalçınkaya'nın tek başına mücadelesine rağmen perişan olan Akçakale esnafının hali, Eyyübiye ilçesinin mevsimlik işçiler olmaktan kurtulamayan fakir fukara sakinlerinin halleri ortada iken ve bunlardan habersiz bir Vekilimizin İstanbul da sözde 13 ilçemizin eksiklerini tespit ettiğine dair havaları ozon tabakasının delinmesinden daha tehlikelidir! Neden biliyor musunuz; daha Türkçe konuşmayı beceremeyen o Dr vekil devletin kırmızı plakalı aracı ve devletin yakıtı ile bakanlık kulisine kurban ediyor Urfa halkının umutlarını! Çünkü Urfa halkının ve Urfanın sorunlarını bilmeyen vekil iklim değişikliğinden çok daha zararlıdır Urfa için.

Buzulların erimesi ile oluşacak tsumanilerden çok daha tehlikelidir adları sosyal medyada belediye başkanından para isteyen siyasilerin var olma ihtimali!

Urfa BŞ ve ilçe belediyeleri akıl almaz borç yükü altında hizmet yapamama noktasına gelmişken; birbirlerinin namuslarına, makamlarına, şereflerine suikast yapan siyasilerin varlıkları göktaşlarının dünyaya çarpmasından çok daha vahimdir.

Ve her türlü itibar suikastine; hak gasplarına, tehdide rağmen benim kavgam işte Urfa için kıyamet düğmesine basma meraklısı bu tip siyasilerin parmaklarını Hukuken kırmak, kalemim ile Urfa ve Urfa halkının biraz daha yaşamasına emek verme kavgasıdır.

Urfayı kurtaracak siyasetçi profilinin üzerinde taşıması gereken vasıflar;

1- Liyakat sahibi olması.
2- Halk nezdinde güvene dayalı sonsuz bir kredi ve karşılığının olması.
3- Var olan zengin kaynakları ve insan gücünü üretime yönlendirecek bilgi birikime sahip olması.
4- Çağdaş dünyanın gelişimini takip ve analiz etmek için en az 3-4 yabancı dil bilmesi.
5- Az çok tarım ve hayvancılıktan, az biraz tarihten, kültürel yalandan anlaması.
6- Geçmişinde zerre şaibe olmaması.
7- Binlerce insana ekmek kapısı olacak şahsi bağışların sahibi olamasa bile istihdam alanı yaratacak bilgi birikime sahip olması.
8- Devletin kendisine tanıdığı imtiyazları bile yoksulun ekmek davasına katık etmesi.
9- Vicdanı, merhameti ile halkı devletin şefkati ile kucaklama; umuduna, acısına dokunma duygusuna sahip olması.
10- Makama parasına para, gücüne güç katmak için değil, gücünü Hakk için halkın yoluna serecek yürekte olması.

İşte bu yüzden benim davam babamın oğlu olmayan; hiç bir biyolojik, ekonomik, aşiret ve kan bağımın olmadığı bilakis kendisi ile anılmanın şahsıma sürekli hak gasoları olarak döndüğü Mehmet Kasım Gülpınar'ı anlatmak değil...

Dünyanın en zengin toprakları üzerinde ülkenin en yoksul halkının yaşıyor olmasına isyan eden davamın beni götürdüğü iki adres vardı:

Birisi yukarıda saydığım özelliklerin çoğunu üzerinde taşıyan Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin bir diğeri Urfa siyaseti her zamanki algı operasyonlarının, zavallı çözüm üretmekten, halkın sorunlarından uzak siyaset keşkemekeşliğinin ortasında günlerdir Türkiye'nin AB ile ortaklığının stratejik önemini anlatmak için günlerdir Avrupa da alın geri döken Mehmet Kasım Gülpınar vizyonu.

Üç kuruşluk reklam geliri yüzünden DEDAŞ zulmüne boyun eğmeyen;  belediye başkanı, üst düzey bürokrat torpile ile makam peşinde koşmayan, şehrin mülki Amirlerinin, belediye başkanlarının yakını olmak üzerinden yüz binlerce liraya site satmayan, sözde fuarlar ile belediyeleri sömürmüyor olmanın, sitesi fetöden kapatılmış, eski bakan sayesinde 15 Temmuz gecesi karakoldan çıkmış, bir belediye başkanını koltuğundan etmek için eski belediye başkanı ile iş tutmuş ruh hastalığı belirtilerini göstermemenin bedelini "Aman Gülpınar'ın adamı duman edelim!" veya "Gülpınar' zarar veriyor!" algısı ile yalnızlaştıralım. "Valiyi çok övüyor, haklarını gasp edelim" saldırılarına maruz kalan bir köşe yazarı olarak şehrimin umudu olacak siyasetçisidir diyerek Gülpınar gerçeğini üstelik M. Kasım Gülpınar'ın şahsıma yapılanlara karşı iddia edilenin aksine sessiz kalmasına rağmen haykırmaktan ancak şeref duyarım...

Doğruları dile getirmek, şehre barış ve huzurun gelmesi için kalemim ve dahi bedenim; aylarca çoluk çocuklarından ayrı alın terimle verdiğim mücadele de Abdullah Erin bir değerdir demekten şeref duyarım; Abdullah Erin valime aman zarar gelmesin diye onu seviyor olmanın şahsıma ödettirilen bedellerine rağmen.

Urfa'nın yok olması için kıyamet düğmesine basma meraklıları ile mücadelem bitmeyecek arkadaş...

Tıpkı  Gülpınar'ın siyasi lider olarak sadece Urfa adına değil her iki bölge adına  kabine de olmasının kıyamet düğmesini sonsuza kadar kırıp atacağına inancımdan geri adım atmayacağım gibi.

Sizler nükleer başlıksanız ben beyaz çiçeklerden polen toplayan arı olmaya devam edeceğim.

Balık olacağım denizlerde ve yaşama sevincimi, memleketimin kurtuluş umudunu haykırmaya devam edeceğim.

Nokta.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar