KORKAKLAR TARİH YAZAMAZ!
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

KORKAKLAR TARİH YAZAMAZ!

02 Ocak 2019 - 11:25

"Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver."

Bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta Saramago'nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar...

Sevgili Dostlar; tarih, bireysel veya toplumsal bağlamda tek bir korkağın bile kahramanlık hikayesini yazmamıştır!

Rahmetli Kemal Sunal'ın özünde pısırık, cahil ve fakat mucizevi bir şekilde mahallenin, genç bir kızın kahramanı karakterleri  aslında muhalif ve düşündüren, toplumun olaylar karşısında sessiz kalışına atfen atılmış imzalardan ibarettir.

Şimdi dizi karakter ise enses ilişkilerin, kimin eli kimin cebindelerin, altı boş hikâyelerin ve hayatı sadece aşk üzerinde kurgulamanın KOF karakterlerinden ibarettir!

Neden; çünkü konuşan, sorgulayan, gören, gözlemleyen ve tepki veren değil, uzaktan kumanda robotuna dönüşen insan olmanın zavallı hallerindeyiz!

Gelin korkaklığın bilinç altı sebebini net bir şekilde ortaya koyan bir gerçeğimizi ortaya koyarak bugünkü konumuza geçelim.

"Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan John Steinbeck'in çağımızın toplumsal ve insani meselelerini ustalıkla resmettiği eserleri modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Steinbeck romanlarında yalın ve keskin bir gerçeklik sunarken yine de her seferinde çarpıcı bir öykü ile çıkar okurunun karşısına. Tarihin bir kesitindeki dramı insani ayrıntıları kaçırmadan sergilerken, "tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun" türküsünü dillendirir. Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir."

Lütfen son cümleyi bir kez daha dikkatle okuyalım ve altını kalın çizgilerle çizelim.

"Tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun" türküsünü dillendirir. Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir."

Buradan da anlaşılacağı gibi; korkaklık bir kavgadan, mesele, husumet veya olaydan, silahtan, savaştan kaçılan durum değildir sadece. Asıl korkaklık, gerçekleri söyleyememek, haksızlıklar karşısında susmak veya muhalif bir duruşla gerçekliğin yanında duramamaktır...

Dolayısı ile insanoğlunu onurlu bir yaşama bağlayacak en önemli değerler cesaret ve gerçeklerin yanında durabilmek refleksidir.

Bakınız; Orhan Pamuk'un çoğul anlamda siyasi nedenlerle aldığı Nobel ödülü dışında dünya çapında kaç ödüllü yazarımız var diye sorgulayalım.

Benzer bir sorgulamayı ülke müzik, sinema, tiyatro hatta bilim alanlarında da şöyle bir geriye gidelim; elde var birkaç cılız çıkış dışında kocaman bir 0!

Biliyorum, az biraz kafanız karıştı; yahu Ekrem konuyu nereye bağlayacak diyorsunuz.

Aslında çok basit ve başta kendim olmak üzere bu satırları okuyan, okumayan herkese sesleniyorum: Nedir bu zavallı korkaklığımızın sebebi?

Nereye gidiyoruz ve ne ara bu kadar duyarsız, pısırık, duygusuz, gerçeklerden uzak, taş kalpli olduk?

Olduk da ne kazandık veya kaybetiklerimizin farkında mıyız?

İnanın ve tarihte örnekleri çoktur. Bir ülkenin sanatçısı, aydını, düşünürü ama ille de basını başını kuma gömmüş, derin bir sesizliğe bürünmüş ve sürü psikolojisinde yaşamaya başlamışsa; o ülkede adalet iflas etmiş, vicdanlar kurumuş, akıllar durmuş ve umut tükenme noktasına gelmiştir.

Bir ülkede halk büsbütün toz pembe bir yalanın figüranları olmaya başlamışsa; o filmin finalinde derin acıların bol gözü yaşlı sahnesi olacaktır.

Bu arada cesaret veya korkaklık sadece düşmana karşı gösterilen tepkilerden de ibaret değildir!

Bilakis sevdiklerimize söyleyemediğimiz hataları, yanlışları aslında en büyük korkaklığımızdır! Ve bu korkaklığın sevdiklerimizi kendi ellerimiz ile yanlışa itmek gibi rezil, kötü bir yanı vardır. Aynı şekilde sevdiklerimizin hatalarını yüzlerine söylemek cesaret ister ve bu cesaretin onları belki de geri dönüşü olmayan bir felaketten kurtarmak gibi güzel yanı vardır.

Şu cahil aklımda 80 milyonluk ülkemin içinde olduğu pusmuş, küçük büyük dillerini yutmuş, realiteden uzak ve tepkisiz ve duyarsız ve sorgulamaktan aciz hallerini sorgulayamayacağım ama bir Karacadağlı olarak da Urfam için memleketimde yaşanan haksızlıklar, yanlışlar, ayıplar karşısında da asla bir korkak gibi de susmayacağım!

Ve bence gelin sizler de susmayın!

Okuyan olduysa bilir, bilmeyenler lütfen okusun henüz birkaç saat önce kaleme aldığım "KİM BU ADAMLAR KİM?" başlıklı köşe yazımı.

O yazımda kaderimizin bizleri zırnık tanımayan insanlara verilmesine nasıl ki sessiz kalmadıysam; sizler de kalmayın...

Her bağlamda bu ülkenin çatısı olabilecek 2 milyonluk Urfa halkının derin yokluklar, çaresizlik içerisinde kalmasına ve buna sebep olanlara karşı da sessiz kalmayın...

Elektriği üreten ve ülkeyi aydınlatan barajı, su kaynağını bağrında taşıyan Urfa'nın DEDAŞ zulmü ile karanlıkta kalmasına; aynı kurumun acımasız cezalarına, abartılı faturalar ve bloke uygulamaları ile Urfalı çiftçilerin hayatlarını karartmalarına karşı sessiz kalmayın...

Zaten yoksul, zaten işsiz, zaten yorgun Urfa halkını bir de tefecilik ile sömüren kam emicilere karşı sessiz kalmayın...

Liyakat yoksunu, vefasız, hırsız, rüşvetçi siyasilerin memleketimi her geçen gün bataklığa sürüklemesine sessiz kalmayın...

Ülkenin en verimli tarım arazilerine, su ve güneş, bor, bazalt, tarih ve turizm kaynaklarına sahip Urfa'nın halkını zavallı mevsimlik işçiler yaşamına mahkum edenlere karşı sessiz kalmayın...

Dünyanın ilk üniversitesini bağrında taşıyan Urfa da öğretmen, okul, derslik açığına çözüm bulamayıp bu şehri okuma yazma oranında 80. il utancına mahkum edenlere sessiz kalmayın...

İnsanoğlunun birlikte yaşamaya başladığı toprakların esmer alınlı çocuklarını yolsuz, sussuz, okulsuz, işsiz ve ortaçağ çaresizliğine itenlere karşı sessiz kalmayın...

Neden biliyor musunuz?

1- Çünkü ancak doğruları haykırabilen cesurlar kendi kaderlerini belirleme şansına sahip olurlar...
2- Urfa an itibari ile içinde bulunduğu kötü durumdan beterine doğru gitmemeli...

Konuşmak, sorgulamak, farkında olmak ve yanlışların, bilinçli bilinçsiz hataların, haksızlıkların karşısında olmak asilik, hainlik, münafıklık değildir...

Bilakis başta ülken, milletin, bayrağın olmak üzere; memleketin, çocukların, ailen hatta kendin ile savunduğun değerleri, parti ve ideolojiler ile liderine yapacağın en büyük iyilik; hayata karşı göstereceğin en erdemli cesarettir...

Sözün özü konuşun lütfen. Sevdikleriniz için, insanca yaşamak için!

Zira korkaklar tarih yazamaz ve ancak keşfedilmemiş adaları keşfedeceğine inananlardan çıkar kahramanlar.

Belki NOBEL gibi prestijli ödüller almayacaksın! Belki kimse alkışlamayacak seni hatta sen de haksızlığa uğrayacaksın ama "En azından susmadım, en azından uyardım, mücadele ettim!" diyebilmenin mangal yürekli kahramanı sen olacaksın SUSMA!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar