MESAFE
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

MESAFE

30 Ocak 2020 - 06:36

MESAFE! 

Schopenhauer’a göre, çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen yalnız kirpiler ciddi bir ikilem ile karşı karşıya kalacaklardır: Ya birbirilerinden uzak durarak tek başlarına soğuktan ölecek ya da birbirilerini ısıtmaya çalışırken, birbirilerine dikenlerini batırarak canlarını acıtacaklardır!

Kirpiler önce donmamak için birbirlerine bir hayli yaklaşırlar, yaklaştıkları anda dikenlerinin farkına varır ve ayrılırlar. Pek çok bir araya gelme ve dağılma döngüsünden sonra nihayet kirpiler birbirlerine ne fazla uzak ne de fazla yakın olmanın hem soğuğa hem de karşındaki kirpinin dikenlerine karşı korunmada en iyi yol olacağını keşfederler. Ama bu “mükemmel” mesafenin hem öğrenilmesi hem de muhafaza edilmesi zordur...

İkili ilişkilerin bütün problemi bu. “Mükemmel mesafe” eksikliği...

İnsan insanın kara sularına girdikten sonra daha fazlasını ister.  Daha çoğunu... Ama insanın da dikeni vardır! Yaklaştıkça batar. Girdikçe boğar. Uzaklaşmak zaten dondurucu!

İlişkilerin huzursuzluğu burda tezahür eder. Uzaklaştıkça donma, yaklaştıkça can yakma acıtma... Mükemmel mesafeyi yakalayanlar zaten mutlu. Yakalayanların içinde lirik bir sessizlik.

İkinci dünya savaşı sırasında nazilere esir düşen teğmen Yakov Cugaşvili:

Kendisi Stalin'in öz oğlu olduğu için Naziler, onu propaganda amacıyla kullanmak istedi. Babası aleyhine konuşması halinde canı bağışlanacak ve ömrünün sonuna kadar hayatı garanti altına alınacaktı.

Yakov, tekliflerinin hepsini reddetti ve Naziler son çare olarak onu, Stalingrad Savaşı'yla esir düşen mareşal Friedrich Paulus ile takas etmek istedi. Stalin'in bu teklife cevabı; "Yakov benim milyonlarca oğlumdan yalnızca birisi bir teğmene karşılık bir mareşali takas etmeyeceğiz" olunca öz oğlu Naziler tarafından kurşunlanarak öldürüldü. 

Kendi evlatlarını kollayan sözde bazı Müslüman siyasilerin bizleri iliklerimize kadar sömürdüğü yerde kominist üstelik diktatör olarak anılan bir ismin hikayesine benzemiyor değil mi?

İslama en uygun ülke araştırmasında ilk 40 ülke sıralamasına tek bir İslam ülkesinin girmediği gerçeği bile siyasal islamın Müslümanlar, müminler arasında açtığı aşılmaz mesafeyi gösteriyor görebilene...

Tamı tamına 49 çocuğun tecavüze uğradığı vakfa ülkenin en önemli yardımlaşma kurumunun 8 milyonluk bağışının vicdanları, inancı, insan olma melaykelerini yerle bir ettiği bir zamanda mükemmel mesafeyi ayarlamak ne kadar mümkün olabilir ki!?

Urfa da kendi tarzı ile gazetecilik mesleğini icra  eden gazeteci bir arkadaşımız olan Ali Şen'in dün sosyal medyasında ortaya attığı bir iddiaya göre; Şanlıurfa BŞ Belediyesi Mutlu Yuva Derneğine 370 Bin lira bağışta bulunuyor!

Kimse de çıkıp, mutlu yuva derneği nedir arkadaş? Kuruluş gayesi, şartları ve topluma faydalı çalışmaları, kapsama alanı nedir? diye sormuyor! Çünkü soramıyor yada sürü psikolojisinde zavallı bir kabullenme zehirlenmesi geçirmiş durumda.

Vicdanlar, adalet, hak, hukuk her bağlamda komada!

Bir başka gazeteci arkadaşın dediğine göre derneğin resmi İnternet sayfasında dernek başkanı olarak Şanlıurfa şube başkanı TBMM idari amiri Ak Parti Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan, yönetim kurulunda ise eski bir milletvekili bulunuyor.

Gazeteci dostumun dediği ve Ali Şen arkadaşın iddiaları doğru ise doğru ise; hem başkana hem eski vekile sormak isterdim "BŞ Belediye bağışları ne ara mutlu yuvaların varlığına sebep olmaya başladı?"

Daha da önemlisi: Para tek başına mutlu bir yuvanın kurulması için yeterli midir?

Yeterli gördüyseniz bu bağış kaç aileyi mutlu etti ve bu aileler kimler?

Bir profesör çıkıyor ve Elazığ ile Malatya da onlarca vatandaşımızın ölümüne; on binlerce vatandaşın da evsiz kalmasına neden olan 6.8 şiddetindeki depremin çocuk yaşta evliliklerin yasaklanmasına bağlıyor!

Şimdi ben bu sapkın, bağnaz, insan olma onurundan yoksun profesör ile hangi kusursuz mesafeyi bulacak ve kuracağım!?

Yahu bu tiplerin dikenlerinden zehir akıyor zehir ve böyle dikenleri olanlar sayesinde ısınmak yerine donarak ölmeyi tercih etmez miyim!?

Şanlıurfa'nın kültür, bilim, tarih ve sanatını araştırma ve tanıtma amacı ile kurulan ŞURKAV Ankara şubesi bütünü ile siyasetin şubesine dönüyor ve biz hala saf saf dünya inanç ve tarih turizminin başkenti olma kapasitesine sahip Şanlıurfa'nın tanıtılmasını bekliyoruz...

İnsanlar birbirlerine olan güvenlerini yitirmiş! İşsizliğin diz boyu yaşandığı koca Şanlıurfa da iş bulan belediye emekçilerinin çoğu tedirgin!

Belediyelerden etkinlik ve abonelik adı altında hatırı sayılır paralar kazanan veya gazeteci televizyon medyacısı ama belediyelerden maaş alan bazı isimlerin yarattıkları algılar yüzünden şehre atılan kazıkları hizmet diye okuyor bu şehir halkı!

Şimdi, basını, siyaseti bu kadar akrep zehiri dikenlere çevrili bir şehirde bu zihniyetyeki kirpiler sayesinde ısınmak yerine donarak ölmeyi şeref saymaz mıyım?

Kurumların çoğu siyasilerin ajandacısı müdürlerin elinde adeta oyuncak olmuş!

Şimdi hangi kirpiden bu şehrin eğitiminin, sanayisinin, tarım ve hayvancılığının donmadan can vermesini bekleyeceğim!?

Mükemmel mesafe öyle mi; Liyakat, bilgelik, birikim, emek yerine elinde güçlü videolar, ses kayıtları olduğunu iddia edenlerin makam sahibi olduğu bir şehirde kiminle nasıl bir mesafe de durmaya cesaret eder insan!?

Beni az çok tanıyanlar demli çay tutkunu olduğumu bilirler... Kahve içenlere saygı duymakla beraber pek kahve içmeyi sevmem!

Denyonun biri çıkıyor ve süslü bir kahve fincanı paylaşarak kendince bana, Ahin Güneş' e bir mesaj veriyor...

Zırto he valla; mesele ne içtiğin, yediğin ve nasıl  ne şartta zıkkımlandığın değil; mesele yediğin, içtiğin, zıçtığın şeyin arkasında durabilmektir...

Mesele, yediğin içtiğin şeyin alın teri ürünü olmasıdır ki zıçarken ağzından burnundan gelmesin...

Nemalandığın siyasiler için bir şehrin Halkını kandıracak sonra da dürüst gazeteci pozları ile cafcaflı fincanlar görseli ile bize mesaj göndereceksin öyle mi!?

Ahin Güneş ve Ekrem Arpak gibi adamlar bu şehrin gerçeklerini haykırır ve o kahveleri adama zehir eder bilin...

Sizin gibiler ile kusursuz mesafeler kurup nefes almaktansa donarak ölmeyi tercih eden iki gazeteciye mesaj atmak değil sizin, ağabanalarınızın haddine değil zırtolar...

Elbette ben ve Ahin Güneş'in de ayarlayamadığı mesafaler, düş kırıklığı yaşadığı siyasiler ve bürokratlar olmuştur ama hiç bir zaman bu halkın umutlarını, yaşama sevinçlerini bir kahve süslü fincana da satmadık ulan!

Herkes kendine yakışanı yapar dedik yanıldığımızı anladığımızda. Yeri geldi özür dilemesini bildik ama haddini aşana had bildirmesini de çok iyi biliriz...

Mesafe hayati derecede önemlidir evet. Mesafeleri hadsizce aşanlara mesafe dersi vermek de bizim işimiz...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar