MÜDÜRENİN 80'Nİ HALKIN 350'SİNDEN BÜYÜKMÜŞ!
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

MÜDÜRENİN 80'Nİ HALKIN 350'SİNDEN BÜYÜKMÜŞ!

04 Aralık 2018 - 09:02


Öyle rezil, öyle kokuşmuş ve öyle riyakar bir seçim sürecinden geçiyoruz ki; anlatılır, anlaşılır gibi değil!

Başta doğduğum yer olan Siverek, büyüdüğüm yer Ceylanpınar ve BŞ olmak üzere memleketinde kimler aday olacak; acaba 2 milyonun üzerine karabasan gibi çöken DEDAŞ zulmü, tefecilik, işsizlik, kutuplaşma, madde bağımlılığı  eğitim, sağlık, tarım  hayvancılık ve tam bir mülteci hediyesi olan fuhuş sorunlarının çözümüne dair proje üretecek isimler aday olacak mı?

O bir türlü gerçekleşmeyen sanayileşme hamlesini yapacak isimler ortaya çıkacak mı?

Urfa geçmişinden dersler alıp bir liderin etrafında tek yürek olacak mı umuduyla girdiğimiz seçim süreci henüz adayları belirleme safhasında her türlü pisliğe bulaştı!

Küçücük bir ilçe adaylığı için 15-20 milyonun olduğu çantaların hatta yüzlerce tonluk fıstık rüşveti verildiği; bazı adayların birkaç ay önceden işi bağladığı dedikodularının ortasında Allah için kimse çıkıp dinden, imandan dem vurmasın!

Hele de çanta dolusu rüşvetle aday olacağı söylentileri kabak tadı veren bazı isimleri cuma namazlarının ön safhasında namaza dururken gördükçe; dürüstlükten, asaletten, adaletten, müslüman olmanın güzelliklerinden dem vurmalarına tanıklık etmiyor muyum; üzerlerine kusasım geliyor.

Ama inanın bırakın benim gibi dişlerini düzenli fırçalayan bir insanın: bir öküzün kusmuğundan bile daha beter kokuyorlar!

Bakınız; sadece son bir aylık Ankara sürecinde duyduklarımı, gördüklerimi, dinlediklerimi, şahit olduklarımı kitap haline getirsem ve sonra da senaryoya döküp Hollyvood sinema sinemasına pazarlasam "Komedi, dram, skandal, kumpas, aksiyon, çirkeflik" dallarında Oscar almazsam adam değilim!

Bu kadar pis bir süreçten geçiyoruz işte ve yapabildiğim tek şey: Mazlum, mağdur, fakir fukara hemşerilerime bir beş yıl daha acılara, rüşvete, tefeciliğe, zulme, açlığa, haksızlığa dayanma gücü dilemek sadece...

Bir beş yıl daha memleketin anasını ağlatacak isimleri duydukça iki evladım olmasa ölesim gelecek kadar nefret ediyorum hayattan.

Bozova da kurulduğu ve encümen pazarlığı yapıldığı iddiaları mı desem; tehdide varan dayatmalardan mı başlasam?

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin Allah aşkına.

Bu kadar pisliğin ortasında halkın adına gram ümidi olan var mı?

Sistemin rüşvet, tehdit üzerine kurulduğu iddialarının ortasında kimin aday olduğunun ne önemi var ve kime ne kadar güveneceğiz?

Gerçi adım gibi biliyorum: Bu beş yılda da anamızı ağlatacak bazı isimleri avuçlarımız kızarıncaya kadar alkıilayacak, beş yıl sonra kendisi ve akrabalarından oluşan yeni sömürü milyonelerlerine "İş Adamı, beyefendi!" diyecek ve çaldıklarının tek kuruşunun hesabını sormayacağız.

Açıkçası yerel seçime dair bütün umudumu yitirdim ben!

Orada Abdullah Erin adında bir Vali var ya; işte Allah onun yar ve yardımcısı olsun!

Bunca kirlenmişliğin içinde hele de 10 tinercinin artık alenen haraç kesebildiği şehir merkezleri olduğu iddialarının ortasında daha ne kadar dayanacak bilmiyorum.

Dedim ya; bir dönüm arazi, bir tavuk, bir çoban köpeği için akrabayı öldürüp; sonra milyonluk barışma ücretini ödeyene kadar kan davası ayıbını yaşatan bizde!

Tefeci bizde!
Rüşvetçi bizde!
Halkın sırtına binmiş DEDAŞ zulmü bizde!
Tinerci bizde!
Canı sıkılınca Urfalı öldüren, fuhuş, uyuşturucu, organ mafyasının üstadı azgın göçmen bizde!
Madde bağımlısı bizde!
Ağa bizde, paşa bizde!

Şimdi sorarım sizlere; bizde olmayan tek şeye yani insanı insan olduğu için ve memleket ve ülke sevgisine sahip Erin vali tek başına ne yapsın?

İşte bu yüzden bu yazımda biraz başka bir soruna parmak basmak istiyorum müsaadeleriniz ile.

İyi ve başarılı birer fotoğraf sanatçısı olan sevgili Sedat Kıran ve Gül Ertunaan ulusal ve uluslararsı ses getiren sergilerinden sonra son bir yıldır tarihin derinliğine ciddi bir arşiv olacak belgesel çalışması yapıyorlar.

Öyle ya; her iki başarılı sanatçı meslektaşları gibi metropollerin lüks otellerinde kokteyli sergi açmak yerine "ZILGITIN SESİ" adı ile Siverek ilçemizin "Ağlayan Gelin" Ters Lale üreticiliğine dikkat çekmek adına bu güzelim endemik çiçeğin tarlasında açtılar sergilerini.

Çekimlerine KAVALIN SESİ adı ile başlayan ve Kültür Bakanlığının proje desteğine rağmen; uzun zamandır nasıl zorluklar içerisinde insan üstü bir emek verdiklerini yakinen biliyorum!

Zira iki başarılı sanatçı normal şartlar altında belgeselin teknik, senaryo, cast sıkıntıları veya beklenmedik hava değişimi engelleri ile uğraşacakken; kaybolmaya yüz tutmuş 1.000 yıllık bir kültürü ve sayıları 1.500-2.000'ni bulan insanların çilesini, dramını, ekmek ve hayat kavgalarını da omuzlamış haldeler!

GÖÇERLER NE YAPSIN?

Yaklaşık 1.000 yıldır bu topraklarda yaşayan ve geçimini hayvancılık ile sağlarken aynı güzergah üzerinde göçebe yaşayan 350 ailenin içine itildiği yok olma dehlizini konu almak istedim.

350 aile deyip geçmeyin sakın! Zira hani bizim 11 aylık başarılı GTH bakanımız Fakıbaba'nın sözde 300 koyun dağıtarak hayvancılığı kurtarma projesi vardı ya; işte o projenin yüzlerce katı bir emek veriyorlar ülkelerine! Çünkü totalde 350 bin baş hayvana, dolayısı ile o hayvanlardan elde edilen et, süt, yün ürünlerine hükmediyorlar!

Öyle böyle bir kaynaktan ve ülke hayvancılığı için önemli bir güçten bahsetmiyorum sadece. Belki de ülke hayvancılığını yeniden canlandıracak bir kültürden, gelenekten ve gerçekten bahsediyorum.

İnanın çoğu okula gitmemiş bu göçer hemşerilerimin hangisine koysan: Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba'dan daha yararlı olurdu bakanlığa!

Neyse; biz gelelim göçerlerimizin sorunlarına.

AFGANA/SURİYELİYE İŞGALİYE PARASI VERİYORLAR!

Gelişen teknoloji ve betonlaşma yüzünden sürüleri ile yaşam alanları giderek azalan göçerlere en büyük darbeyi Ceylanpınar sınırları içerisinde yer alan TİGEM vurmuş durumda!

Çünkü TİGEM Genel Müdürlüğü ta Erzurum, Bingöl, Adıyaman ve diğer uzak memleletlerden gelen göçerlere kucak açarken; her nedense bizim Karacadağ göçerlerine verecek yer bulamıyor!

İşin daha vahimi TİGEM aslında ellerinden aldığı topraklara sokmuyor göçerleri!

Çünkü 60/70 yıl öncesine kadar bu arazide olan göçerlerin mezarları bile olduğu topraklara sonradan sınır çizen TİGEM'in ta kendisi.

Canımı acıtan bir acı gerçek daha var ki; Karacadağ Göçerleri mecburen göç ettikleri alanlarda işgaliye parası olarak ödemeyi kendilerinden binlerce yıl sonrasında ülkemize gelmiş ve toprak sahibi olmuş Afgan veya Suriyeli  dostlara yapıyor!

Tabi burası ayrı bir tez konusudur diyor sorunun çözümüne yönelik TİGEM Genel Müdüremiz Hanımefendinin takındığı tavra geliyorum.

Hani yeni ülke yönetim sisteminde bakanlarımız nasıl özel sektörden oldu ya; TİGEM'in başına da hayatı boyunca bir ağaç nasıl yetişir; beri, tezek, göç, sürü nedir bilmeyen bir müdüre geldi!

Ve geçenlerde mecliste ağırlayarak milletvekillerimize götürdüğümüz; tek arzuları işgaliye ücretini devlete ödemek sureti ile 3 aylığına kendilerine yer verilmesi olan göçerlerimize verilen cevap: Efendim biz 80 bin baş hayvanımıza yer bulamıyoruz!

Şaka olamayacak kadar komik bir cevaptır bu.

350 bin dönüm mera alanında TİGEM hayvanları 50 bin dönümünü dahi kullanmazken bu insanlara neden yer verilmez?

Öyle ya; o çok övündüğünüz ve dünyanın bilmem kaçıncı büyük üretme çiftliği olduğunu savunduğunuz TİGEM sadece 80 bin baş hayvan barındırabiliyorken; kalacak yer bile vermediğiniz Karacadağ göçerleri 350 bin baş hayvana sahiplik yapıyorlar.

Sahi sizin profesyonel özel sektör anlayışınız 1.000 yıllık bir geleneği ve bölgede hayvancılığın temel direği olan aileleri yok edecek projeler üretmek mi?

Yüz yıllardır geçimini buradan sağlayan ve başka bir iş bilmeyen 2.000 nüfusü yok olmaya mahkum etmek nedir?

Buradan sevgili TİGEM Genel Müdüremize seslenmek isterim: Sn. Müdürürem; bu ailelerin tek bir ferdi tek bir sabah öyle AVM'lerden satın alınmış süt ve et ürünleri ile beslenmediler sizin gibi.

Sizler her sabah sıcacık evinizde merhaba derken güne; onlar karda kışta, yağnurda çamurda yer sofralarında nasırlı elleri ile helal lokma yediler.

Onlar bölge hayvancılığının belki de son umudu ama daha önemlisi ekmek derdinde insanlar.

Şimdi sorarım müdürem; senin 80 bin hayvanın bizim Karacadağ Göçerlerinin 350 bin hayvanından nasıl daha değerli olur?

Hayvancılığın temel direği insanlara üç ay barınacak yer tahsis etmeyen profesyonellik anlayışı ile mi ülke hayvancılığını yöneteceksiniz?

Sahi, TİGEM ülkenin kalbidir ve TİGEM'in %60'ı Ceylanpınar'da iken tek bir müdür muavini Urfalı olmayan Genel Müdüreden ne bekliyorsam!


Siyaset kirli!
Bğrokrasi tıkanmış
Sahi yaşanacak ne mi kaldı bizlere;
Çok basit dostum çok basit:

KOYUN GİBİ YAŞAMAK.

Ama and olsun bu ablayışa karşı meleleneyeceğim yahu.

Çünkü ben koyun değil insanım, insan.

Not: Meclis ziyareti sırasında göçerlerimizden ilgi ve alakalarını esirgemeyen AB Uyum Komisyonu Başkanı Sn. Mehmet Kasım Gülpınar, Milletvekillerimiz Sn. Halil Özşavlı ve Sn. Mehmet Cevheri'ye bütün kalbim ile teşekkür ediyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar