PADİŞAH 109. VURGUNCU ABDÜL'ÜN TAHT İLE BİTMEYEN...
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

PADİŞAH 109. VURGUNCU ABDÜL'ÜN TAHT İLE BİTMEYEN İMTİHANI!

13 Şubat 2018 - 23:35

109. VURGUNCU ABDÜL'ÜN TAHT İLE İMTİHANI!

13 Şubat 2018 - 23:20

 

PADİŞAH 109. VURGUNCU ABDÜL’ÜN TAHT İLE İMTİHANI!

Bir varmış, bin yokmuş! Evvel zaman içinde, herkes para peşinde, pireler hortumcu, develer faizci, vatandaş yoksulluktan kalbura döner iken! Nenem: 8 kez resmi, 18 kez gayri resmi, milyon kez kucaktan kucağa atlayarak evlenmiş Derda ablanın çöpçatan programı karşısında beşiğimi tıngır, mıngır sallar iken..

 Görünürde pos bıyıklı maço ama özünde hafif yumuşak modacılar ve jüri üyelerinin tv ekranlarından körpe beyinleri yanlış yollara salar iken'i de eklemeden edemeyeceğim..

Masal bu ya; halkının %95’i Müslüman olan ülkelerden birine bağlı Harikastan adında küçük bir ülke ve bu ülkenin 1009. VURGUNCU ABDÜL adında bir padişahı varmış..

Abdül'ün tahta atanışının 6. Yılında ülke de önüne geçilemez bir isyan başlamış! Rivayetin birine göre isyanın gerçek nedeni: Artık 109. Vurguncu Abdül’ün yönetim biçimine konulan tepki olsa da; gerçek rivayete göre ise Abdül’ün bizzat paşalığa ve önemli makamlara terfi ettirdiği en yakınları tarafından başlatılmış bir isyan olduğudur.

Canı cehenneme isyanın da, her telde oynayan hokkabazların da! Biz dönelim masalımıza..

Hiç beklemediği anda ortaya çıkan bu isyan Vurguncu Abdül’ü derinden yaralamış ve ziyadesi ile üzmüş. ( Burnundan gele Abdül! Rahat rahat uyuyamıyasan Abdül! İshal olup WC'lerden çıkamayasan Abdül! ) Yemeden, içmeden kesilen padişah artık ne dediğini bilemez olmuş. Toplamış etrafına en göbekli tellah ve çığırtkan habercileri ve demiş ki; ‘’Fermanumdur: Bundan kelli ülkem de erkekler pantolon yerine sarı etek giysinler!’’ Aman padişahım, yaman padişahım; yapma, etme derken; Vurguncu Abdül dinlememiş kimseleri ve daha ileri gidip ‘’ Ben hayvanlar ile uğraşmaktan çok yoruldum! ‘’ diyerek cılkını çıkarmış padişahlığın!Tövbe, Tövbe..

Ve ikinci bir ferman ile ülkedeki bütün paşa, ulema, akıl hocası var ise tiz elden sarayında toplanmasını emretmiş..

Sadrazam // Rüşvetçi Azam //  Şakşak-i_i Nizam // Kadıl_ü Hırsızzam //  Hileci Baş-ı u Ferüzam // İspiyonci u Hilezam //  Telekulak-u Takipzam // Korucu Başı u Sefilzam //  Cariye-i Muntazam //  Bankacı u çarpazam //  Siyasetül Derdezam //  İhaleci Başı u Topalakzam //  Dansöz Gibi u Yumuşaksam // Sahtekar u Dinsizzam //

 Velhasıl omuzlarında ne kadar zam olan paşa varsa toplanmışlar saraya..

Padişah buyurmuş:

-Ey paşalarım; ey akıl-daşlarım, Bre havası kaçmış top patlakları; senelerdir sayemde oturduğunuz koltuklarda hazineden, yetmedi halkın sırtından sömürdükleriniz ile zevki sefa içinde yaşadınız! Gün vefa borcunuzu ödeme günüdür! ( Borca bak borca! Milyoncuklardan bahsediyoruz ha…) Her kim ki bu isyanı bastırır ise; ödül olarak kendisine sonsuz çalma yetkisi verecem! Zevceleri ve dahi zina ettiği cariyelerle beraber Paris’e tatile gönderecem! Buda yetmedi sesi güzel olan paşaya albüm yaparak, pop star ilan edeceğim. Ulan örümcek beyinli cahil paşalarım; ben olmasa idim değil paşa; mok bekçisi olamazdınız be!

Ödülleri duyan bütün paşaların ağızları sulanmış. Halkın parası ile günlerce 5 yıldızlı bir kervan da tıka basa yemiş, içmiş, zıçmış ve isyana bir hal çare aramışlar. Çare bulunca yanlarına halktan bir sözcü alıp haber salmışlar padişaha..

Söze giren kişi Sadrazam Göbekli Paşa olmuş:

-Devletlüm; bu sevimsiz, hain isyanı nasıl bastıracağımızın hal çaresini bulamadık! Ancak yediğiniz bütün haltların Büyük Padişaha ulaşmaması ve kıçınızı kurtaracak bir hal çare bulduk!

Padişah bir yandan çok sevdiği tahtan ineceğine üzülürken, için için de; ‘’Oh be; en azından yaptıklarım yanıma kar kalacak galiba!’’ diye geçirmiş. Ve söze devam etmiş hizmetlerinden çok göbeği ile ünlü Rüşvetçi Paşa;

-Padişahım; öncelikle itiraf etmemize müsaade ediniz. Ve  doğrudur;  bugüne kadar el birliği ile sömürdük halkı! Sayenizde yoksulu iliklerine kadar sömürdük. Ama bir öğrendik ki; kepçe ile götürürken bize çay kaşığı kadarını veriyormuşsunuz! Biz de topladık işsiz bir avuç genci ve ceplerine birkaç akçe koyup yuhalattık zatı şahanelerinizi!

Bunu duyan padişah hiddetlenecek olmuş ama:

  • Otur oturduğun yerde padişah. Otur da kıçını kurtaracağımıza şükret! Yoksa ne senin ne bizim elle tutulur bir tarafımız yok!

Padişahın keyfi yerine gelmiş ve derhal aşçı başını huzura çağırmış!

  • Bana bak aşçı başı; öyle bir sofra kur ki, tıka basa doyalım! Ama sakın yakınlarım vurgun yapsın diye halka sattığımız hastalıklı hayvanların etini kullanma yoksa giderayak kelleni alırım ha!

Devletlüm; gerçi biz zatı şahanelerinizi yuhalatmasak halk yuhalayacaktı! Neden derseniz;

1-Daha birkaç gün önce hastalıklı binlerce hastayı ihalede yakınızın sahip olduğu bir firmaya sattınız. Amacınızın yerinize geçecek padişahı zor durumda bırakmak olduğunu anlamayacak kadar aptal değiliz ama hiç mi vicdanınız yoktu yahu?

2-İçimizden birini paşa yapmak için 4 milyon aldınız ama bize zırnık koklatmadınız! Yakıştı mı yahu? Hani hep beraber vurgun yapacaktık?

3-11 Mart Deve Güreşi Meydanını Pazar yeri yapmak için etmedik rezilluk bırakmadınız ve oradan da cebe indirdiniz!

4-Size ait yol yapma öküzlerinin teptiği bütün yollar bozuldu! Çünkü öküzleriniz bir adım tepme karşılığında korkunç akçeler aldı!

5-5 Yıldızlı bir kervanın satışını Kıbrıs da kumar borcu yüzünden batan yeğeninizi kurtarmak için her türlü pazarlığı yaptınız!

6-Ceypandar’a muhtar atamak için 4 milyon akçe aldığınızı sağır sultan duydu ve cukka ettiniz!

7-Güreş takımıza bağış adı altında cebe indirdiğiniz milyonlar karşılığında devlet arazilerini el âleme peşkeş çektiniz!

8-Sizin fitne fesatlarınız yüzünden bütün paşalar birbirine girdi. Halk arasında bile huzursuzluk var ve kimse kimseye selam bile vermez oldu!

9-Zatı şahaneleriniz dış ülkelerden pahalı kürkler, pantolonlar alırken ve dahi saçlarınıza hazineden tonla jöle alırken kalktınız ülke halkına etek giyin fermanı çıkardınız!

10-Kendi muhtarınızı ülkede iki halkı kışkırtmakla suçladınız!

Seni gidi seni!!! Yerine gelecek padişahı bilmiyorsan aha şu göbeğim erisin emi? Ya var ya; az değilsin sen ha ve senden korkulur vallahi!

Padişah bir el hareketi ile susturmuş Rüşvetçi Paşa’yı.

-Sus Paşa sus! Ben bile yaptığım rezaletler karşısında tahammül edemedim! Midem bulandı yahu.. Paşalarım; bütün bunlardan sonra var ya; kıçımızı kurtarırsak dua edelim..

-Hah

Demiş Rüşvetçi Paşa.

-Ama bu o kadar da kolay olmayacak Padişahım! Zira eğer Büyük Kral Bilge Adamı tahta atarsa toptan ayvayı yediğimizin resmidir!

-Ulan yine mi Bilge Adam! Yahu biz bu Bilgeyi büyük padişaha az mı şikâyet ettik? Az mı karaladık ve yalan, yanlış, iftira dolu dosyalar ile önüne az mı engel koyduk? Siz hala bana Bilge Adam diyorsunuz..

Rüşvetçi Paşa üzgün üzgün başını emme basma tulumbası gibi sallamış..

-Padişahım; kabul buyurun ya da buyurmayın ki; Bilge Adam gerçek bir Müslüman! Bizim gibi sahtekâr değil! Haram yemez, torpil yapmaz, rüşvet almaz, kimseye minnet etmez, kimseden korkmaz. Üstelik bütün bunlar yetmiyormuş gibi hepimizi cebinden çıkaracak kadar bilgi birikimi ve kültüre sahip.. Şimdi bu adam tahta geçerse biz ne … yiyeceğiz padişahım..

-Bre bırak sızlanmayı, çözüm ne çözüm?

Rüşvetçi Paşa başlamış kepçik ağzından salyalar akıtmaya:

-Hangi şartta olursa olsun Bilge Adamın atanmasını sağlayacak bütün yolları önceden kesmemiz, gerekirse bunun için en yakınındaki birkaç satılık şahsiyetsizi bile satın almamız gerek! O olmasın da kim olursa olsun şartı ile son kozunuzu oynayacaksınız. Yakın bir dostu var ve sizin de buyurduğunuz, tahta geçmesi için alttan alta çalıştığınız bu dostu bile yerinize gelirse bir şekilde kandırırız. Hatta size ihanet etmiş gibi davranıp, ona dost görünür böylece siz yeniden dönene kadar ( … döner!) idare ederiz. Ama Bilge adam gelirse vay halimize!

-Bu arada ey devletlüm; siz gidene kadar bir ferman yayınlayıp '' Yeme, içme, konuşma, düşünme dahil bütün insani dürtüleri yasaklayınız! '' demiş Rüşvetçi paşa. Yani her şey yasak!

Sözcü dayamamayıp atılmış söze;

-İyi de padişahım; ne kaldı yasak olmayacak?

Abdül atlamış hemen;

-Ula sözcü; yıllardır anlamadın mı? KOYUN GİBİ YAŞAMAK! 

Hep birlikte günlerce çalışmışlar. Padişah Bilge Adam dışında kendi yerine geçme ihtimali olan herkes ile oturup pazarlık yapmış ve ‘’ Ben sizi desteklerim ama iki şartım var: 1- Bilge Adam tahta geçmeyecek! 2- Asla benim yolsuzlukları, sömürüleri, ihaleden ve hazineden çaldıklarımın üzerine gitmeyeceksiniz! ‘’

Nihayet Büyük Padişah 109. Vurguncu Abdül’ü uzaklara şutlamış. Uzaktan bile olsa ülkeyi karıştırma seanslarına devam ede dursun; hesaplarını bozan bir garip Deli Çoban olmuş! Kafayı yemiş bu deli çoban başlamış Abdül ve arkadaşlarının bütün kötülüklerini yazmaya. Bütün ülke bu rezaleti duymuş tabi.. O da kafayı mı yedi nedir? Oğlum otur oturduğun yerde işte. Güd sürünü, çal kavalını gitsin değil mi?

Ama yook illa kaşınacak! Tutup üstüne yemin etmiş. And olsun ki ülkemde tahta ve paşalık koltuklarına adil, dürüst, samimi, vizyon sahibi ve yüreğinde Allah sevgisi ile korkusu olan padişahlar gelene kadar susmayacağım..

Not: Bu masal da adı geçen karakterler, yer ve mekanların gerçek hayat ile uzaktan yakından ilgisi yoktur ve tamamen hayal ürünü bir masaldan ibarettir..

Mecburen lo ;)

Son Yazılar