YA BEN YA ONLAR! (2)
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

YA BEN YA ONLAR! (2)

20 Kasım 2019 - 10:06

YA BEN YA ONLAR! (2)
       "Başım Belada!" 

"Bir şehrin kurtuluş hikayesi..."

"Felsefenin, Sokrates'in ben kimim? sualiyle komşuda  başlayıp; sen benim kim olduğumu biliyor musun?" sualiyle de, bittiği topraklarda felsefeyi, bilimi, hakkı, hukuku, adaleti arayan bir deli çoban olmanın yorgun halleri çöktü omuzlarına.

O an çokça karşılaştığı sevgi dolu bir "Merhaba; siz Ekrem Arpak'sınız değil mi?" sualiyle oturduğu yere sokulan kadına baktı.

Esmer alnında hayatın acımasızlığı yazılı; titrek, hüzünlü merhabasında bile çaresizliğin acılarının sessiz çığlıklar attığı Ellili yaşlarında kadın vardı karşısında.

Başörtüsünün altından alnına dökülen ak saçları kalın siyah kaşlarına zıt bir görsellik katıyor; üstbaşı kimsesizliğin solgun renklerini taşıyordu.

Utangaç, masum hali ile sözlerine devam etti kadın.

"Sizi önce bir TV kanalında dilimize sahip çıkışınız ile sevdik! Sonra yazılarınızı okumaya başladım. Biliyorum rahatsız ediyorum ama bir daha nerde karşılaşabiliriz ki diyerek konuşmak istedim. Öncelikle ülkemizde sesleri duyulmayan bütün KHK mağdurlarının, EYT, KPSS, MEB Mülakat mağdurlarının sesi olduğunuz için izin verirseniz ellerinizden öpmek istiyorum! "

" Estfarullah... " diyerek ayağa kalktı. Oturması için rica etti. Çıkık elmacık kemikleri, küçük burnu, sağ yanağına konudurulmuş gibi duran kocaman beni ile yaşının bütün hallerini taşıyordu kadın. Bir o kadar utangaç, mahcup... Oturması için tekrar rica etti.

-Lütfen ayakta kalmayın. Buyurun en azından bir çay için. Dedi bütün samimiyeti ile.

İri iri gözleri nemlendi kadının. Dünyanın bütün gamını yüklemişcesine çöktü omuzları. 

-Peki, dedi zoraki bir gülümseme ile. İki taze çay istedi Ekrem.

Çaylar yola çıkarken, kadının ellerine dikkat etti. Sol eli sağ elini mahkum eder gibi kavramış; buruşuk bir evrak taşıyan sağ avucunu sıkıyordu. Konuşmaya başlamak için söz aradı Ekrem. Bir şey bulamadığı için;

-İyi misiniz? Diye saçma bir soru sordu iyi olmadığı her halinden belli kadına...

Çaylar masaya gelmişti. Bir kesme şekeri attı kadın. Acı acı bakıp;

-Düşenin, düşürülenin bitmek bilmeyen çaresizliğinde hergün ölürken; ne kadar iyi olunursa o kadar iyi Ekrem Bey kardeşim! Sahi hem rahatsız ettim hem de böyle kardeşim falan konuşuyorum ama... Özür dilerim gerçekten.

-Lütfen rahat olun. Bu coğrafyanın kaderdaşları olarak elbetteki hepimiz kardeşiz. Ayrıca zırnık rahatsız olmadım. Bilakis bu ağır kaçak çay tek başına içilmiyor işte. Ne güzel eşlik edecek bir bacı buldum ne mutlu bana.

Bu sözler kadının yüzüne hafif rahatlama ifadesini kondururken;

-Sosyal medyadan takip ediyorum sizi. Çok yoğun olduğunuzu biliyorum. Bu yüzden hemen söze gireceğim.

Eşimi 10 yıl önce korkunç bir cinayete kurban verdim! 

Eşinden bahsederken dünyanın bütün acıları dadandı gözlerine. Sesinde eşini yitirdiği günün hüzün çığlıkları, bakışında bitmeyen kara bir yas vardı.

-Başınız sağ olsun çok üzüldüm.

-Dostlar sağ olsun diyeceğim ama sağ olmadı dostlar maalesef!

Acı kokan sesine bu kez sitem tonları karışıyordu. Elindeki evrağı sıka sıka ufaltmış, öfkesini ondan çıkarır gibi sıkıyordu yumruğunu.

-Üniversite öğrencisi bir kızım var. Daha doğrusu okumak için çırpınan bir kızım... 

Eşim öldükten sonra hem anne hem baba olmaya çalıştım kızıma. Eşimin ölümünden sonra  devletim beni işten atmasaydı aslanlar gibi de başarıyordum hem anne hem baba olmayı!

Yani ben de bir KHK mağduruyum hem de tarihte eşine az rastlanır bir mağdur...

Şükürler olsun yine de şerefim ile ayakta duruyorum ama sizi görmüşken içimdeki irini patlatmak istedim.

Ekrem Bey kardeşim; zaman zaman özel şirketlerde bulduğum kısa süreli işlerde çalışarak ayakta durmaya çalıştım.

Yazılarınızı mütemadiyen okuyorum. Şanlıurfa valisine olan sevgi ve güveninizi de bildiğim için kırmadan ifade etmek istiyorum.

Valimize giderek en azından kızımın eğitimi için iş konusunda yardımcı olmasını rica ettim. BŞ dahil bütün belediyelere baş vurdum ama nafile: Yüzüme bile bakmadılar!

Ama bunları söyleyerek kafanızı şişirmek istemiyorum. Bu şehirde halkın sorunlarını dile getiren Ekrem Bey kardeşimi görmüşken şu su faturasını size göstermek istiyorum!

Sağ avucunda pestili çıkan faturayı uzattı. Merakla faturaya göz gezdirdi Ekrem.

Kullanım bedeli  28
Çtv                          3.9
                    
Tuhaf bir ücretlendirme ibaresine ilişti gözleri.

Muhtelif.      28 lira.

Hafızası onu yanıltır ihtimali yüzünden muhtelifin TDK da kelime karşılığını Google Amcaya sordu. Eğer Google amca da (xırrifi) bunamadıysa; çeşit, çeşitlilik, zıt ve karşıtlık anlamına geliyordu.

Yine özellikle nalbur ve züccaciyeler de birçok çeşit malzeme anlamında kullanılıyordu.

İyi de; su faturasında 28 liraya mal olma gerekçesi neydi?

-Lütfen Ekrem Bey kardeşim. Üniversite mezunu olmama rağmen ben cahil bir kadınım artık! Sen söyle: Muhtelif adı altında ne ücreti ödüyorum?

Diye sordu kadın. Bir süre düşündü. Kadının sorduğu haklı sorunun sürü ile haksız cevaplarından hangisini söyleye bilirdi ki!?

-Efendim; belli ki sizi çeşit çeşit sömürmüşler! Dese olmayacak. 

Bu arada aklı kadının valinin ilgisiz kaldığına dair kurduğu cümleye takıldı. Zira çok sevdiği Abdullah Erin' in kızını okutmak için çırpınan bir anneyi hele de günde bir simit yiyerek eğitimini sürdüren çaresiz genç bir kızı görmemesi imkansızdı.

-Burada bir yanlışlık var. Muhtemelen Valim konuyu anlamamış veya yoğunluktan unutmuştur... Diye geçirdi içinden.

Kadının ağlar gibi bakan yüzüne baktı. Faturayı katlayıp cebine koymak istedi.

-Müsaaseniz olursa bu faturayı ben yatırmak istiyorum dedi kibarca. Ancak kadın birden ayağa kalktı.

-Ekrem Bey kardeşim işte bundan korkuyordum. Sizin bile beni yanlış anlamanızdan... Ben dilenci değilim kardeşim. Ayrıca diyelim ki bugün siz yaptırdınız peki gelecek ay, sonraki ay?!

-Peki, sizin yaptırmanız su ve elektrik faturalarında hanemize yazılan abuk subuk kesintileri masum ve meşru mu kılıyor?!

İyi niyetinizi biliyor ve teşekkür ediyorum ama lütfen faturamı verir misiniz.

-Ekrem Bey kardeşim; biz sesi çıkmayanlar senden razıyız, Allah da razı olsun. Lütfen yazmaktan vazgeçme olur mu?

Perişan hallerimizi yaz ne olursun. Ben çalışmak istiyorum kardeşim. Ben devletine aşık bir kadınım kim ne istedi benden bilmiyorum ama yaşamaya takatim kalmadı kızım olmasa.

Konuşurken gözbebeklerine dadanan gözyaşı yağmurları dilinden dökülen hüzünlü çaresizliğe eşlik ediyor; yorgun, yaralı ve evladı için çırpınan bir anne ağlıyordu.

-Özür dilerim! Böyle zavallı ağlak bir kadın değilim aslında...

Dedikten sonra hızlı adımlarla uzaklaşıp kalabalığın arasında kayboldu. 

Yediği şıllığın ve üzerine içtiği ağır demli kaçak çaylar ile hiç tanımadığı bir anneden kalan hüznün  parasını ödemek üzere iken, Ahmet Kaya şarkısı ile çınladı kulakları!

Doğru ya; bugün iki gözünün ölüm yıldönümüydü!

-Senin ve onurun kaldı aramızda. İki gözüm; ruhun şad olsun...  diye mırıldandı...

Etrafındakiler kendi kendine konuşan bu yabancıyı sokak delisi edası ile süzdüler
-Fakat üstü başı pek deli işi değil! dedi birisi.

-Yok, yok; en çok zengin olanlar kafayı yer bilirim!

Sözü ile bir anda tırlatmış zengin bir şımarık ilan edildi! 

Gerçi bu iddialara yabancı da değildi ya! Kalemi ve duruşu ile başedemeyen bazı alçak gazeteci ve siyasiler mütemadiyen kendisinin mesela il milli eğitimden 500 bin, falanca belediyeden bilmem kaç yüz bin aldığı iftirası ile itibar suikastı yapıyorlardı! 

İşin garibi: A başkanın B başkanı, B başkanın A başkanı seviyor diye haklarını gasp ettiği de oluyordu. 

Yani başkanların sevgi fukaralığının rezil kini ona ödetiliyordu!

Yani siyasi rekabeti birbirlerinin altını oymak olarak görenler; kurdukları belaltı utanmaz kumpaslarını ona ödetiyorlar; bitmek bilmeyen ve kendileri kadar rezil bir itibar suikasti yapıyorlardı.

Mahkeme, tehdit, rüşvet, hak gaspı ile ona boyun eğdiremeyenlerin son oyunu da; "Ekrem Arpak M. Kasım Gülpınar' a zarar veriyor!" algısı yaratarak sözde itibarsızlaştırmaktı.

Hikaye çok basitti aslında: Ekrem Arpak hiç bir kan, ekomoik, makamsal, ideolojik bağı olmadığı Gülpınar'ın siyasi vizyonunu, bilgi birikimini, temiz geçmişini yazdıkça birilerinin yüzlerindeki maske, sırtlarına geçirdikleri sahte derviş hırkası dökülüyordu!

Çünkü Ekrem Arpak şehirde veya Ankara da kendine, yakınlarına ihale, İş ve imtiyaz peşine düşen siyasileri alkışlamıyor; bilakis korkusuzca su yüzüne çıkarıyordu.

Ee; dünü de bugünü de temiz olan Arpak' ı ancak  bu şekilde susturabileceklerini düşündüler ama oda yemedi.

Çünkü Ekrem Arpak'ın M. Kasım Gülpınar'ın ne makamına, ne parasına ne siyasi gücüne zerre ihtiyacı yoktu.

Üstelik Ekrem Arpak bazı gazeteci bozuntuları gibi herhangi bir vekilden, belediye başkanından, kurum amirinden maaş alıp kapı köpekliği yapmıyor bilakis köpek terbiyecisi olarak ortalığı duman ediyordu

Çünkü Ekrem Arpak Ankara'ya gidip siyasilere torpil pusulası vererek onlar üzerinden halkı sömüren gazeteci de değildi.

Mesela Ekrem Arpak Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı'yı eleştiriyor gelen bütün tehditlere rağmen geri adım atmıyordu.

Mesela Ekrem Arpak fake sayfaları kimlerin kullandığını biliyor fakat şehrin huzuru için ifşa etmiyor ama sosyal medya da ve özelde analarını ağlatıyordu.

Mesela Ekrem Arpak hala diğer verdiği Zeynel Abidin Beyazgül'ün hatırına, haram tırnağına kurban ettiği birilerini deftere yazmıştı ve günü geldiğinde o birilerini makamlarında tokatlayacak, yüzlerine tükürecek, nasıl bir rezilliğin içinde olduklarını hem hukuken hem şehrin ananelerine uygun şekilde ortaya koyacaktı.

Çünkü Ekrem Arpak Siverekli göçerlerin sorununu çözme noktasına getirdiği gün Halil Özcan'ın sanki kendi çözmüş gibi attığı tiwiti yemezdi.

Çünkü Ekrem Arpak abonelik adı altında halkı resmen soyan DEDAŞ ve Şuski yetkililerine yalakalık yapmazdı!

Çünkü Ekrem Arpak kendisine atılan iftirayı adama yedirirdi.

Ve en önemlisi Ekrem Arpak ülkenin en zengin kaynaklarına sahip Şanlıurfa'nın liyakat yoksunu bazı siyasiler yüzünden bu kadar yoksul olmasına sessiz kalmayacaktı.

Çünkü Ekrem Arpak yeni bir Fakıbaba bakanlığı krizi ile Urfanın daha fazla zarar görmesini istemiyordu.

Ve çünkü ne Özşavlı ne de Özcan Urfa adına kabineye girecek bilgi birikime, vizyona sahip değillerdi arkadaş. 

"Başım belada!" diye haykırıyordu Ahmet Kaya!  Meydanı titreten alkışlar arasında "Bu ülkede başı belada olmayana adam demem!" diyerek haksızlıklar karşısında yaşadıklarını anlatıyordu.

Telefonu çaldı. İstanbul emniyetinden arıyorlardı. İfadeye çağrılıyordu bilmem kaçıncı kez!

DEDAŞ, Resul Yılmaz ve diğerleri derken Halil Özşavlı suç duyurusunda bulunmuştu.

Aslanlar gibi gitti ifade vermeye.

Kendine akademisyenim diyen Özşavlı Efendi Ekrem Arpak'ın fake sayfalar ile ilişkisi olup olmadığını kendisine hakaret saydığı şu tiwit üzerinden soruyordu.

-Kaymakamım
-Efendim Vekilim.
-Babama bir araç, araca yakıt istiyorum.

Yani isimsiz bir tiwit atmıştı aslında. Fakat Urfayı vekil olarak temsil eden Özşavlı böyle bir şikayet ile aslında o görüşmeyi yaptığını kabul ettiğinin farkında bile değildi.

Ekrem Arpak da soruyordu: Viranşehir sizin ve ailenizin ralli pisti mi vekil efendi?

Yok bu vekil sen değilsen neden üzerine alındın?

Ve Ekrem Arpak Şanlıurfa Başsavcılığını şehrin bütün siyasilerinin, basın mensuplarının ve kendisinin fake sayfa kullanıp kullanmadığımın tespiti için göreve davet ediyordu.

Arpak diyordu ki "Eğer benim tek bir fake sayfam tespit edilirse bir daha yazmam ama ey Özşavlı; senin fake sayfa açıp İlçe belediye başkanına dair itibar suikastı yaptığın tespit edilirse istifa edecek misin?

Etmezsin, etmeyeceksiniz, edemeyeceksiniz bilirim de hodri meydan vekil.

Belki Lehrin zengin kaynaklarını A noktası bilip; bu kaynakları ancak M. Kasım Gülpınar gibi birikimi, vizyonu olan B noktasına götüren bir davayı savunduğu için herkesi heryere götüren halayı çekmediğinden sanatçılığına da dil uzatılıyordu ama o coşku ile söyleye söyleye yürüdü Haşimiye caddesinde.

Başım belada!
Tabancamı unutmuşum helada!
Nerden baksan tutarsızlık
Nerden baksan tutarsızlık!!!!

Devam Edecek.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar