YA BEN YA ONLAR! (3)
Ekrem ARPAK

Ekrem ARPAK

DELİ ÇOBAN

YA BEN YA ONLAR! (3)

21 Kasım 2019 - 17:34

YA BEN YA ONLAR! (3)
                      "Ah Ne Fayda!"

          Bir şehrin kurtuluş hikayesidir!...

Nerden baksan tutarsızlık, 
Nerden baksan ahmakça!

Olup bitene karşı takınılan ahmakça bir sağırlığın; vicdan yoksunu bir körlüğün ve çıkar ilişkilerine bulaşmış dilsizler ordusunun ortasında tabancasını helada unutmuş yürür gibi hissetti kendini.

Kirli puslu bir gecenin mor karanlığı dadanıyordu Peygamberler şehrinin sokaklarına. Yüzlerinde acının, çaresizliğin, öfkenin ağır izleri ile alakacakaranlık kuşağının en işlek caddesinde gibi irkildi.

Bağlaması geldi aklına. Nede olsa ses sanatçısı apoleti de vardı. O an aklına düştü: Sürü ile ne yaptıkları neye yaradıkları belli olmayan STK'ların var olduğu bir şehirde mutlak ölü ozanlar derneği olmalıydı!

Öyle ya; ülkenin en ünlü ses sanatçılarını çıkaran bir şehrin evladıydı.

Kazancı Bedih sobadan sızan gazla vefat ederken, Müslüm Gürses'i de edebiyete uğurlayalı çok olmuştu.

Allah razı olsun! Halkı halay çekerek her yere götürme yetisine ve mantıklı olmayı reddeden  Mahmut Tuncer dışında ölü taklidi yapıyorlardı herhalde diye geçirdi içinden.

Şöhretin doruğunda iken bütün gücünü  Urfa'dan alan Tatlıses, yaşadığı talihsiz saldırı sonrası bütün yatırımlarını İzmir' e yapmıştı.

Çiğköfte, lahmacun ve kebap sattığı kendi restaurant zincirinin reklamı dışında çok da umurunda değildi Urfa, acı çeken Urfa Halkı.

Evet evet; mutlak bir şekilde ölü ozanlar derneği olmalıydı Urfa da!

Zira bu kadar ünlü sanatçısı olan bir şehrin yaşadığı sorunların bu kadar ünsüz olmasının başka tarifi olamazdı.

Ama Tatlıses önemliydi! Çünkü bütün dünyadan milyonlarca turisti şehre getirecek Göbeklitepe'yi boşveren şehrin ileri gelenleri; eski BŞ Belediye başkanına "Kaşmer" diye seslenme cüreti gösteren Tatlıses'e Müze hediyesi ile diyet ödemekle meşguldü.

Çünkü Tatlıses de Nihat Çiftçi'yi karalama operasyonun en önemli figürlerinden birisiydi!

Dernekleri var mıydı yok muydu bilinmez ama ünlüleri yaşarken ölmüş bir şehirde olduğu kesindi.

Öyle ya; memleketinin yaşadığı sorunlardan bihaber sanatçı, ünlü mü olur!?

3 yıldır her geldiğinde aylarca kaldığı Harran Otelinin tam karşısına gelmiş; Berceste Cafe de kendisini bekleyen Ceylanpınarlı hemşehrileri ile buluşmak için akan trafiğin seyrelmesini bekliyordu.

Gece karanlığına karanlık katan deri siyah montu, koyu mavi kotu ve küçük siyah gözleri ile bir adam yanaştı yanına.

-Ekrem Arpak değil mi? Dedi aradığını görmüş olmanın ümit dolu ses tonu ile.

-Merhaba, buyurun benim.

Diye Cebap verdi. Yüzüne ironik bir gülümseme takıp "Aha şimdi kıstırdım seni!" der gibi sokuldu adam.

-Doğrusu eleştiren, arayan, sorgulayan yazılarınızı keyifle okuyorum. Siverekliyim, yani hemşeriyiz sizinle. Ancak bu kez ben sizi eleştireceğim! Diye devam etti.

-Mutlak haketmiştir ki çoğu kişi eleştiriyorsunuz da dikkatimi çekti; son zamanlarda sıklıkla övgü ile bahsettiğiniz ............. İlçe Belediye Başkanı .......... 'yi hiç eleştirmediniz! Ve ben bunu sizin gibi yürekli, doğruları haykıran bir gazeteciye yakıştıramadığımı söylemek istiyorum. Diye ekledi.

Hafifçe elini sıktı adamın. Gözlerinin içine baktı ve;

-Bireyleri, kurumları, makamları, ideolojileri, partileri, kurum amirlerin vs vs eleştirmek bir hobi mi sandınız benim için?!

Üstelik sizlerin ancak işte böyle sokakta dedikodu misali sessizce birilerinin kulaklarına fısıldadığı fakat çözüm noktasında hakkını hukuki yoldan arayamadığı; toplumsal bir tepki vermediği bir şehirde ne zaman kurtulacaksınız dedikodularınıza veya doğruysa bile hak arayışlarınıza benim gibi bir kurban aramaktan?!

Yüzü kireç beyazı soldu adamın.

-Ama ama diye bir şeyler  geveledi fakat devam etti Ekrem.

-Evet, o başkanı çok severim. Evet, benim için çok kıymetlidir ama hangi makalem de o başkan dokunulmazdır diye tek bir cümle okudunuz? Elbette yanlışı varsa kaleme alırım lakin salt siz istiyorsunuz diye araştırmadan, bilgi belge olmadan neyini eleştirmemi bekliyorsunuz?

-Orada durun Ekrem Bey dedi adam.

-Vereceğim bilginin teyide ihtiyacı yoktur! Bakın; ilçenin merkezi ve en güzel yerinde bulunan ve özel mülkiyet olan bir okul arazisi üzerindeki alan hukuksuzca belediye başkanının amcasının oğluna peşkeş çekilmiş!

-Bütün ilçenin bildiği ve konuştuğu bu hukuksuzluğu sizin duymamış olmanız mümkün değil sanırım.

-Mesele de bu ya! Dedi adama. Bütün ilçenin bildiğini iddia ettiğiniz bir hukuksuzluğu sadece Ekrem Arpak'ın kaleme almasını bekliyor sonra da kaleme alınca beğenmekten, kendi sosyal medyalarınızda yayınlamaktan bile korkuyorsunuz! Yetmedi Ekrem Arpak bunları yazınca da "Vay şundan para aldı vay bundan şunu aldı vay korktu!" gibi alçakça saldırılar karşısında gıkınız çıkmıyor!

-Ekrem Arpak'ın doğruları dile getirmesi karşısında foyaları meydana çıkan bazı yavşakların "Ekrem Arpak Ak Partiye şehre zarar veriyor!" algı operasyonu karşısında çıkıp "Yahu bizim ilettiğimiz sorunları kaleme alıyor ve adam doğru söylüyor..." diye biliyor musunuz?!

Belli ki bu adam da koca şehirdeki milyonlar gibi Ahmet Kaya'nın sözleri ile bakıyordu kendisine.

Vur sırtına vur sırtına, 
Dostun olam vur sırtına!
Madem ki ben kaldıramam:
Derdimi al vur sırtına!

Sahip olduğu yeraltı yerüstü zengin kaynaklara rağmen ırgat ırgat ülkenin dört bir yanına dağılıp; günde 10 saat 40 lira yevmiye ile çalışmak, tefeciliğin altında ezilmek, işsizliğin, çaresizliğin pençesinde kıvranmak ve gençlerinin uyuşturucu belasına kurban gidişine seyirci kalmak durumunda kalmış; basınının büyük kesimi abonelik adı altında satın alınmış, kalanları dışlanmış bir şehrin insanları ondan bütün dertlerini yüklenmesini bekliyorlardı.

Ah ne fayda ah ne fayda,
Kefen beyaz ah ne fayda!

Kızsa da, kırılsada memleketini seviyordu ve faydasız bir kefeni giymeye niyeti yoktu!

Dizboyu vefasızlık, diz boyu ihanet, diz boyu alçakça saldırılara rağmen; o yükü sırtına vuracaktı çünkü fıtratında bu vardı.

Adam ayaküstü bir okula ait olan arazi üzerinde yapılan İşyerinde belediye başkanının amca oğlu para kazanıyor diyordu.

-Peki kardeşim; dedi Ekrem. Konuyu araştırıp kaleme alacağım söz.

Adamla ayrılmak üzereydiler ki 3 kişi daha yanaştı yanlarına. Üçlünün ortanca yaşlısı olanı

-Oo Ekrem kardeşim; iyiden iyiye memleketimizi mesken edindin bakıyorum!

Gibi tuhaf bir cümle kurdu. Bir anda kendi memleketinde yabancı durumuna düşürüldü yani.

-Ne o; Sivereklileri bu memleketten saymıyor musunuz?

Diye cevapladı. Adam şaşkınlığını gizlemeye çalıştı. İşin tuhafı adamın kendisi Maraşlıydı! "Ah şu Maraşlılar :)"

Saçmaladığını anlayan adam, farklı saçma cümleler kurmaya ve konuyu değiştirmeye çalıştı!

-Ya Ekrem Bey; kaç gündür Zeynel Abidin Beyazgül'ü eleştiriyormiyorsun! Nedense birden bire sustun?

Adamın her halinden ukalalık akıyor; kurnaz köylü hinliği dökülüyordu paçalarından.

-Neden acaba? Diye soruya soruyla karşılık Cebap verdi.

Avına saldırmaya hazırlanan çakalın ruh hali çöktü adamın çirkin suratına! Salyaları akıyordu kirli sakallarına.

-Şehir bunu konuşuyor! Dost sohbetlerinde konuşulan "Allah'ı var; para ile susturamazlar Ekrem'i!

-Ee? dedi. 
-Ne buldunuz merak ettim.

-Diyenlerin yalancısıyım tabi! Söylenenlere göre Zeynel seni tehdit etmiş, araya bayağı kodaman adamlar gitmiş! Korktu da artık eleştirmiyor diyorlar.

Adamın sözleri Ekrem'in kemerini çözmeye başlaması ile kesildi.

-Ekrem Kardeşim ne yapıyorsun? Dedi şaşkınlıkla.

Bir yandan kemerini çözen Ekrem bir yandan da adama cevap verdi.

-Merakınızı gidermeye çalışıyorum. Daha doğrusu haklı tespitinizi size göstermeye çalışıyorum...

Zeynel Başkan geçenlerde beni eski konağa çağırdı gece yarısı. Saf ve iyi niyetim ile tek başıma gittim. Ne bileyim bana tuzak kurduklarını!

Bilmediğim bir şey daha vardı: Ben hep naif, kibar olarak bilirdim Zeynel Abidin Beyazgül'ün... Nerden bileyim sinirlenince içinden eli sopalı acımasız bir canavar çıkacak!? Allah seni inandırsın: Beni eline aldı ver babam ver, ver babam ver. Bildiğiniz komalık oldum! Hatta dur size bacaklarımın ve d.....mın ne hale geldiğini göstereyim size!

Görsen d..... larım aynı senin o mor kafan kadar şişti ve morardı! Sen olsan Zeynel Başkandan korkmaz mısın? Ama işin güzel tarafı da var! Sana söyleyeyim de belki denersin.

Zeynel Abidin Beyazgül eşek sudan gelinceye kadar dövdükten sonra 3-4 milyonluk ihale veriyor adama! Tam senlik yani!

Kemerini yeniden bağlarken üçlünün genç olanı baktı ki Ekrem arkadaşını paçavraya çevirecek; saçmalama sırasını kendisi aldı!

-İlahi Ekrem Abi; güldürdün bizi! Asıl ben sana bir şey soracaktım: Hafız nedir Ekrem Abi?

Belki Pandora'nın değil ama Urfalının gizemli kutusundan çıkan bir başka soru daha. Ama sabırla cevap verdi.

-TDK (Türk Dili Kurumuna göre;

hafız
ad
1.
Kuran’ı tümüyle ezberlemiş olan ve ezberden okuyabilen kimse.

2. sıfat:
ARGO
ahmak, aptal, bön, saf.

Tam olarak Hafız, Kuran-ı Kerim'i baştan sona ezberleyen ve ezbere okuyabilen kimse demektir. Arapçada korumak, ezberlemek manasındaki "hıfz" kökünden türemiş bir sıfat olan hafız, Kur'anı Kerimi ezberleyen ve hafızasında koruyan kişidir. (İlgili cümle kaynağı: M. Paksu)
Yüce Allah'ın isimlerinden, El Hafız. Koruyan, gözeten, muhafaza eden demektir. Ama Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir... (Yusuf Suresi 64. ayetten)

İşte böyle de; bilmediğin için sormadın herhalde. Kus bakalım içindekini!

Aradığı fırsatı bulmuş mahalle o... su edasıyla

-İşte bizim Urfa da Hafız o tanımını yaptığın değil. Diyerek birden bire yüksek perdeden entel kuntel takılmaya başladı genç.

-Merak ettim doğrusu. Neymiş Hafızın Urfa da karşılığı?

-Anlatayım anlatmasına da, yazabilecek misin bilmiyorum.

Uyanığa bak. Gaz vermeyi de ihmal etmiyordu.

-Biz de Hafız, çalıştığı belediye üzerinden eşini İŞKUR da işe koyup; işe gitmeyen eşini aldığı haksız maaşla umreye gönderen adama denir!

Gencin konuşmaları arasında yeni sünnet olmuş çocuklar gibi sekerek yürüyen bir başka genci Fark etti Ekrem. Hızlı adımlarla gence doğru yürüdü ve selam verip durdurdu! Sohbet ettiği adamlar şaşkın şekilde takip ettiler onu.

-Kusura bakma yolundan ettim! Baktım zorlanarak yürüyorsun. Sebebini tahmin edip yardımcı olmak için kestim yolunu.
Muhtemelen basurun meme yaptı ve yürürken büyük acı çekiyorsun!

Tanımadığı bir adamın yolunu kesip; hem sorununu hem de derdine kesin çözüm reçetesini anlatması karşısında oldukça şaşıran genç, can kulağı ile dinledi. Sözleri bitince artık hatırı sayılır bir kalabalığa dönüşen topluluğa döndü ve sordu.

-lütfen bundan sonra basurunuz azarsa yazın bana! Onları da yazmak gerek çünkü bu çok önemli bir konu... Neden; çünkü tuvalete çıkamayan, içindekini atamayan bir şehir topluca yaparsa mok altında kalırız!

Sözleri bittiğinde hızlı adımlarla Berceste Cafe de kendisini bekleyen hemşehrilerine doğru yürümeye başladı.

Dudaklarında aynı nakarat:

Kalan kalır kalan kalır;
Giden gider kalan kalır! 
Ben giderim geri gelmem, 
Benden sonra kalan kalır!

Bu kez kararlıydı memleketinden dönmemek üzere gitmeye...

Devam Edecek....

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar