Ahvaz saldırısı ve 88. kuruluş yıldönümünde Suudi Arabistan!
Ömür Çelikdönmez

Ömür Çelikdönmez

Ömür ÇELİKDÖNMEZ

Ahvaz saldırısı ve 88. kuruluş yıldönümünde Suudi Arabistan!

23 Eylül 2018 - 21:11

Dün İran Irak savaşının kutlandığı İran şehri Ahvaz’da bir terör saldırısı yaşandı. Iraklılar İran’a saldırdıklarında II. Kadisiye Savaşı yaptıklarını iddia ediyordu. Saddam Hüseyin’in en büyük destekçisi ABD ile birlikte Suudi Arabistan’dı. Bugun ise 23 Eylül 1932’de Kral Abdulaziz Bin Abdurrahman tarafından kurulan Suudi Arabistan Krallığı’nın kuruluş yıldönümünü coşkuyla kutlanıyor.

Abdülaziz bin Suud, İngilizler ile yaptığı 1915 tarihli Darin Anlaşması ile 1915-1927 yılları arasında Britanya İmparatorluğu’nun egemenliğini kabul etti. İngilizler İslam’ın ilk doğduğu topraklarda kendi mevcudiyetini meşrulaştıran bu gelişmeyi, Osmanlı Devleti’nin tasfiyesinde büyük bir beceri ile kullandılar. 1918’de Abdülaziz bin Suud, İngilizlerin teşviki ile bir beyanname yayınladı. Mekke’ye ve Taif’e saldırdı. Fakat, bu şehirleri Şerif Hüseyin Paşa’dan (Mekke Şerifi) alamadı.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiliz emperyalizmi tarafından yenilgiye uğratılmasıyla Arap Yarımadası’nda üç ayrı otorite ortaya çıktı: Hicaz Şerifi Hüseyin bin Ali (batıda), Hail’den İbn Reşid (kuzeyde) ve Necd’den Emir İbn Suud (doğuda) ile, dinsel açıdan fanatik takipçileri olan Vehhabiler. 1924’te İngilizler, Mekke Emiri Şerif Hüseyin bin Ali Paşayı yakalayıp, Kıbrıs’a götürdü. İngilizlerin bu hareketinden sonra, meydan kendisine kalan Abdülaziz bin Suud, 1924’te Mekke’yi ve Taif’i rahatça ele geçirdi.1921-1926 arasında Ha’il, Mekke, Cidde ve Asir’i ele geçirerek topraklarını genişletti ve 1926’da Hicaz kralı, 1932’de Suudi Arabistan kralı ilan edildi.
Daha öncesinde kendisini “Necid Sultanı”, “Hicaz, Necid ve çevresinin Kralı” ve “İmam” olarak adlandıran Abdülaziz, 1932 yılında kendisini “Suudi Arabistan Kralı” ilan etmesinin önünde bir engel kalmamıştı. 1937 yılında Amerikan araştırmacılar Dammam bölgesinde zengin petrol kaynakları bulunduğunu tespit ettiler, bu tarihten önce Suud Ailesi büyük bir yokluk içerisindeydi. 1936’da ilk petrol yatağı bulundu. Suudiler, İngilizlerin yardımıyla bölgede kontrolü sağlayınca, Osmanlı Devletinden sonra halifelik makamına sahip olmak istedilerse de başaramadılar.

İbn-i Suud’un, 1953’te ölümünden sonra, yerine oğlu Suud bin Abdülaziz geçti. 1964’te tahtan indirildi. Yerine kardeşi Faysal getirildi. 1977’de sarayında yeğeni tarafından öldürüldü. Yerine kardeşi Halid geçti. O da 1982’de ölünce kardeşi Fahd geçti.

Suudi Arabistan 1948, 1967 ve 1973 yıllarında vuku bulan Arap-İsrail harplerine katıldı. İngiltere, Fransa ve ABD’den milyarlarca dolarlık silah, malzeme, savaş uçakları, güdümlü mermiler alındı. 1990 ortalarında Kuveyt’in Irak tarafından işgal edilmesine karşı olan Suudi Arabistan, Irak’ı Kuveyt’ten çıkarmak için harekete geçen “çok uluslu güce” üs vazifesi yaptı.

Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine gibi dini merkezlerin yanısıra stratejik açıdan önemli görülmesinin bir diğer nedeni de petrol gibi önemli enerji kaynağına sahip olmasıydı.Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz binbaşı ve jeolog Frank Holmes Körfez ve Arap Yarımadası’nda büyük bir rol üstlendi ve petrol endüstrisi tarihinde önemli bir etki bıraktı.

Körfez ve Arap Yarımadası’ndaki deneyimleri, Binbaşı Frank Holmes’un, 6 Ağustos 1920’de “Doğu ve Kamu Sendikaları (EGS)” adlı bir şirket kurmasını sağladı. Holmes, bölgedeki liderlerle petrol imtiyazı anlaşmaları yapmaya çalıştı ve başarılı oldu. Kral Abdulaziz el-Suud, ülkesinin ekonomik sorunlarını ortadan kaldırmak için petrolün çıkarılmasının en iyi yol olduğunu fark etti. Bu fırsatı değerlendiren Kral Abdulaziz, Ağustos 1922’de Binbaşı Holmes’u petrol imtiyazı hakkında görüşmek üzere Riyad’a davet etti. Binbaşı Holmes’un ziyaretine Kral’ın Londra temsilcisi Dr. Mann eşlik etti. Holmes bu görüşme sırasında bölgeye yönelik imtiyaz taslağını Kral’a sundu. Doğu Bölgesi’nden petrol imtiyazı elde edebilmek için Kral Abdulaziz ile temaslarını sürdürdü. 28 Kasım 1922’de gerçekleşen El Akir Konferansı’nda Kral Abdulaziz ile ikinci kez görüşme fırsatı bulan Holmes, 6 Mayıs 1923’te Doğu Bölgesi’nde petrol imtiyazını elde etti. EGS Şirketi hisselerinin büyük bir kısmı Necid Sultanlığı (Suudi Arabistan) tarafından satın alındı. EGS ile yapılan imtiyaz çerçevesinde Arap Körfezi ve Arap Yarımadası’nın ilk petrol arama çalışmaları başladı. Çalışmalar EGS tarafından finanse edildi ve çıkarılacak petrolün kalitesinin tanımlanması için araştırma ve jeolojik çalışmalar yapıldı. Ülkedeki ilk petrol araştırma çalışmaları, Doğu Bölgesi petrol imtiyazı alanının jeolojik saha çalışması aracılığı ve Kral Abdulaziz’in onayıyla Frank Holmes ve İsviçreli jeolog Arnold Heim liderliğinde Şubat 1924’te başladı. İmtiyaz anlaşmasının imzalanmasından iki yıl sonra Heim’in çalışmasının olumsuz sonuçlandığına işaret etmesi şirketin, Kral Abdulaziz’e karşı yükümlülüklerini ihlal etmesine neden oldu. Arama çalışmaları durduruldu ve üç yıl boyunca hiçbir çalışma yapılmadı. Bu yaşananların ardından Kral Abdulaziz, Holmes’u uyardıktan sonra imtiyaz anlaşmasını feshetti. Dünyanın en zengin topraklarında petrol bulma fırsatını kaybeden Holmes’un Kral Abdulaziz ile ilişkisi bozuldu. Bu durum, Holmes’un bölgedeki itibarını derinden etkiledi.

Bu olaylar yaşanırken, “Standard Oil of California (Socal)” adlı ABD petrol şirketi, Bahreyn ile imzalanan petrol imtiyazı öncesinde Arap Yarımadası’nın doğusuna odaklandı. Bahreyn imtiyazını elde ettikten ve tüm jeologlarıyla Bahreyn’de çalışmalara başladıktan sonra Socal, Doğu Bölgesi’nin, özellikle Bahreyn’den görülen Zahran Tepeleri’nin ön jeolojik çalışmalarını üstlenmek için Kral Abdulaziz ile birçok kanaldan temas kurmaya çalıştı. Başta İngiliz şirketleri olmak üzere uluslararası şirketler bu bölge için imtiyaz anlaşması imzalamaya çalışıyordu. Socal ile üç ay süren müzakerelerin ardından şirketin bu görevi üstlenebileceği sonucuna varıldı. Suudi Arabistan hükümeti içerisinde konuya ilişkin görüşmeler başladığında Kral Abdulaziz, 29 Mayıs 1933’te Maliye Bakanı’na “Allah’a tevekkül et ve imzala” talimatı verdi. Böylece, İngiliz EGS ile imzalanan imtiyaz anlaşmasının üzerinden 10 yıl geçtikten sonra Amerikan Socal şirketi ile imtiyaz anlaşmasına gerçekleşmiş oldu.

7 Temmuz 1933’te yayınlanan Kraliyet Kararnamesi ile Kral Abdulaziz’in onayından geçen anlaşma resmi gazetede yayımlandı. 15 ay süren arama ve sondaj çalışmalarının ardından hayal kırıklığı yaşandı. Zira çıkarılan petrol miktarı ancak masrafları karşılayabiliyordu. Petrolün satış yapılabilecek miktarlarda olduğuna emin olunduğunda şirket, 16 Ekim 1938’de resmi olarak, “satış yapılabilecek miktarlarda petrol keşfedildiği” haberini Kral Abdulaziz’e gönderdi. İmtiyaz anlaşmasının imzalanmasından beş yıl sonra, 1 Mayıs 1939’da ilk petrol tankeri uluslararası pazara açılmak üzere yola çıktığında Kral Abdulaziz de bölgeye bir ziyaret gerçekleştirdi.

O günden bu güne Arabistan köprüsünün altından çok sular aktı. Bütün gücüne rağmen Suudi hanedanı diken üstünde. Suudi Arabistan, yalnızca ABD’den silah satın alma çemberinden çıkıp Fransa, Almanya, Rusya, İspanya, Hindistan ve Çin’den silah satın almaya başladı. Eşşark-Elavsat yazarı Sevsen Şair’in belirttiği gibi Suudi Arabistan, seçenekler kutusunu çeşitlendirme kapsamında yatırımın kapılarını Batı’ya açtığı gibi doğuya da açtı. Çünkü sadece ABD’den faydalanma dönemi bitti.

Suudilerin en büyük korkusu dışarıdan bir askeri müdahale değil, halk ayaklanmasından çekiniyorlar. İslami cemaat ya örgütleri takmadıkları kesin. Onlar kendilerine İbni Reşid’in mensubu olduğu Şammar aşireti ile Mekke Şerifi Hüseyin’in torunu Ürdün kralının birleşerek saldırmasından korkuyor. Nasıl korkmasınlar?

Bu aşiret; Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak’a yayılmış olan Arap Yarımadası’nın en büyük aşiretlerinden ve 1’inci Dünya Savaşı sırasında son güne kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında yer almıştı. 5 milyon nüfusa sahip Şammar aşireti, S. Arabistan merkezli bölgesel güç mücadelesinin kilit taşı. Aşiret, Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt’ten Akdeniz kıyılarına dek geniş bir alana yayılı. Örneğin Şanlıurfa’daki İdveci aşireti, Şammar’ın bir kolu. Veliaht Prens Selman, aşireti arkasına alıp İran’a karşı Akdeniz’den Basra Körfezine kadar uzanan yeni bir müttefik kazanmak istiyor. Bu denli büyük bir alana yayılı aşiretin esas güç merkezi, Irak’ın kuzeyindeki Tikrit ve Musul şehirleri. Buralar Şammar aşiretinin adeta kalesi. Irak’ta DEAŞ’a karşı yürütülen operasyonlarda en büyük Sünni güç olarak yer alan aşiretin aynı zamanda Şii mensupları da var. Suudi hanedanı Şammarilere kancayı taksa da, bu aşiret nezdinde güvenirlikleri çokta yok. Şammarîler ile Suud ailesinin ihtilafı yüzyıl öncesine uzanıyor. İngilizlerin desteklediği Vehhabi aşiretlerini sevk ve idare eden Suudîler, Osmanlı idaresine isyan ettiler, 1912’de Riyad’a girdiler oradaki tüm Şammarî prenslerini öldürdüler ve onların eşleriyle evlendiler. Bu insanlık dışı vahşetin ardından Şammar aşiretinin kalan üyeleri Riyad’dan kaçtılar, Suriye’ye ve çoğunlukla Irak’a yerleştiler. Bu Sünnî aşiret, Suriye rejimine muhalif olduğu gibi, Irak’ın Şiî hükümetine de mesafeli. Şammar aşiretinin Stratejik konumu itibariyle “geçiş döneminde” önemli bir rol oynaması uzun süredir gündemde. Ancak aşiret mensuplarının en büyük hedefleri, yüzyıl öncesinde terk etmek zorunda bırakıldıkları Arabistan coğrafyasına geri dönmek. Suudî Arabistan Millî Muhafız Gücü’ne bazı Şammarî subaylar kumanda ediyor. Şerif Hüseyin ve El Suud ailesinin rakibi Reşid ailesi Şammar aşiretinden. Asıl bağlantıları Türkiye Cumhuriyeti devletinedir. Zamanı gelince ne demek istediğim daha iyi anlaşılır diye umuyorum.

Ömür Çelikdönmez

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar