Bürokraside Tehlike Çanları Çalıyor Cemaat Mensubiyeti Değil...
Ömür Çelikdönmez

Ömür Çelikdönmez

Ömür ÇELİKDÖNMEZ

Bürokraside Tehlike Çanları Çalıyor Cemaat Mensubiyeti Değil Liyakat Esas Alınmalı

27 Ocak 2020 - 21:31

Bürokraside Tehlike Çanları Çalıyor Cemaat Mensubiyeti Değil Liyakat Esas Alınmalı

Bugün günlerden Cuma ve bu yazı bir Cuma Hutbesi değil.

Hutbe, bir tavsiyedir, nasihattir. Ancak 'ele verir telkini kendi yutar salkımı' sözünün işaret ettiği  sosyal gerçeklik nedeniyle, cami cemaati üzerinde pek tesiri olduğu söylenemez.

Anayasamızın İkinci Maddesi derki; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

Ne var ki bazı politik müdahalelerle bu Anayasa maddesini ihlal eden hatalı idari tasarruflar sözkonusu.  Belliki yıllardır bu cephede  değişen bir şey yok.

Aklı başında her bireyin bir ütopyası vardır, olmalı da.

Milli Eğitim Bakanlığı tarikat ve sendikal kuşatmadan fırsat bulabilirse, eğitimin her kademesini kapsayan, tüm öğretmen ve öğrencilerin katılması zorunlu ‘Gelecek Tasarlaması’ adı altında her öğrenciye bir ütopya yazdırmalı.

Sonra ütopya seçki serisini yayınlamayı akıl eden birisi umarım bulunur.

Hayal Ülkesine giriş ücretsiz vize yok sadece akıl gerekiyor 

Tommaso Campanella’nın 'Güneş Ülkesi' ütopik eserlerden. Okuyanlar bilir, adaletsizliğin bilincinde olan, toprağından sürülmüş, zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekmiş ve bunun acısını taşımış bir insanın, adil ve dayanışmacı, baskı ve sefaletten arınmış bir toplum hayalinin somutlaştırıldığı bir ideal kent tasarımıdır.

Hatta çok tanınmış bazı ütopist yazarların İngiliz İstihbarat örgütünün üst düzey yöneticisi olduğunu, çoğu kimse bilmez. Bazı ütopist yazarların kitapları CIA tarafından propaganda amaçlı yayımlandı, basıldı, dağıtıldı.

Neden ütopya meselesine daldığıma gelince. Afrikalı-Amerikalı Baptist papaz ve Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi Martin Luther King’in “Bir Rüyam Var” sözünü Barack Husein Obama’da başkan seçildiğinde referans göstermişti.

Martin Luther King’in 28 Ağustos 1963’te yaklaşık 200 bin kişiye seslendiği Lincoln Anıtı’nda gerçekleştirdiği “Bir Hayalim Var” (I Have a Dream) başlıklı konuşması tarihe geçen unutulmaz anlardan biri kabul edilir.

Nasıl edilmesin?

Martin Luther King’in, bu konuşması genel olarak insan hakları, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinde hâlâ anıtsal bir nitelikte.

Ancak ruh hastası despot kişilikler bu söylemin altına imza atmaz.

İşte benim de bir hayalim/rüyam/ ütopyam var.   Belki bu hayalim, yıllar öncesinde bir dava eri statüsünde gönül verdiğimiz "Ne ezen ne ezilen / Adil devlet hakça düzen" sloganıyla bezenmiş siyasi hareketin  bizdeki yansımasıydı.

Emanetin ehline verildiği, liyakatin gözetildiği, adam kayırmacılık ve iltimasın yapılmadığı, hukuk sisteminin zengin ve yönetici zümrenin egemenliğini ve saltanatının korumayı görev bilmediği, hakça kazanan hakça bölüşen, insani değerlerin gözetildiği yaşanabilir bir ülke düşlüyorum.

Nisâ Suresi - 58 . Ayet Emaneti Ehline Vermeyi Emreder

Anketlere, kamuoyu araştırmalarına bir bakın, bu ülkenin hukuk sistemini ayakta tutan Adalet Bakanlığı, Din İşlerini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı, güvenilir kurumlar arasında kaçıncı sırada yer alıyor, hiç düşündünüz mü? 

Adaletin mülkün temeli olduğunu söylemek kolay ama adaleti tesis etmek zordur.  Dini referanslara ihtiyaç duyan siyasilerin söylemlerinde olduğu kadar icraatlarında da inandıklarını söyledikleri ahlaki ve insani ilkelere uymaları gerekmez mi?

Nisâ Suresi - 58 . Ayet emaneti ehline vermeyi emretmiyor mu?

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا  "يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعاً بَص۪يراً  / “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” *

Devlete, bir sınıfın, zümrenin, inancın, siyasi bir grubun, derneğin, vakfın, daha düşük ölçekte bir mezhep veya cemaatin gölgesi düşmemeli. Tıpkı Tommaso Campanella’nın 'Güneş Ülkesi' gibi.

Gökyüzünü dolduran güneş, nasıl  insanları ışıldatıp, ısıtırken, dünyamıza hayat verirken, din, dil, ırk ayırımı yapmıyorsa, yönetim sistemi de  güneş gibi kapsayıcı olmalı.

Türk Tarihinde Emaneti Ehline  Vermenin  Örnekleri

Ülkemizdeki Muhafazakâr demokratların en çok sevdikleri tarihi şahsiyetlerden Sultan II. Mehmet (Fatih), surları yıkmak için gerekli büyüklükteki topların çizimini yapmış ama maalesef  emri altında bu çizimleri gerçeğe dönüştürecek  usta yoktur.

Macar topraklarındaki Hristiyan Macar Urban Usta, tüm masrafları karşılanarak Edirne’ye getirilir. Şâhi adı verilen topları yapabilmesi için bütün imkânlar verilir; hiçbir masraftan kaçılmaz.

Uzun denemelerden sonra toplar hazır hâle gelir. Meşhur topun namlusu 91.5 cm'dir. 680 kilogram ağırlığındaki güllesinin menzili 1200 metredir.  Ve Konstantiniyye fetholunur.

Bir Hristiyan olan Urba Usta, sıhhat derecesi tartışılan hadis-i şerife, müjdelenen fethin gerçekleşmesine hizmet etmiştir. Fâtih Sultan Mehmet'de hiçbir özgüven kompleksi olmadığı için, işini en iyi yapan kişi olarak bir Hristiyandan yardım almaktan gocunmaz.

Ne yapmıştır? Emaneti ehline vermiştir.

Yine Fatih Sultan Mehmet'i  doktorlarından  birisi İtalya’nın Gaeta şehrindenYahudi asıllı Maestro Jacopo"  yani Yakup Paşa’dır.

Kanuni'nin Hekimbaşısı, Yavuz Sultan Selim ve II Bayezid'in Hekimbaşısı olan Jozef Hamon'un oğlu Moses Hamon değilmiydi?

Portekizli Dona Gracia ‘Kanuni’nin Yahudi Bankeri' olduğu gibi bütün yaşamını kendi ırkı Yahudileri, Avrupa’daki engizisyon belasından kaçırıp kurtarmaya adayan bir zengin bir kadındı.

Yıllarca Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Hıristiyan taklidi yaparak saraylarla yakın temas içinde büyük bir servet sahibi olan Dona Gracia, 1552’de geldiği Osmanlı’da bu ilişkileri sayesinde büyük nüfuz elde etmişti.

Dona Gracia’nın hem yeğeni hem de damadı olan Jozef Nasi'ye. Kanuni ve Ukraynalı Hürrem Sultandan doğma oğlu 2. Selim; Andros Lordu, Tiberias Lordu ve Nakşa Dükü gibi çok önemli unvanlar verdi ve Fransız Kralı’ndan alacaklarını takip ettirmediler mi?

Yüzlerce örnek sıralanabilir.

Osmanlı yurttaşı Ermeniler, Türkçeyi iyi konuştukları için çeşitli resmi ve özel devlet işlerinde görevlendirilmediler mi? XVI. yüzyılda Ermeni asıllı muhtedi bir Osmanlı veziri dahi yokmuydu? 

XVIII. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve darphane nazırları, Şaşyan ailesinden saray hekimi, XIX. yüzyılda Bezciyan ailesinden darphane müdürleri, Dadyan ailesinden baruthane nazırları çıkmadı mı?

Mesela  Balyan Ailesi 18. ve 19. yüzyıllarda hassâ mimarı olarak Osmanlı padişahları ve hanedânı tarafından yaptırılan birçok mimarî esere imza atan ve birçok mimar yetiştiren Ermeni bir aile değilmiydi?

Duyuyorum, tehlike çanları son sürat çalıyor. Sonraki aşamada bu sesler dıyulmayabilir.

O nedenle  tehlike çanlarının sesini dahada yükselten ve tehlikeyi büyüten bir soruna işaretle, bürokrasideki atamalarda cemaat mensubiyeti değil liyakat  esas alınmalı diyorum.  

Ha bu arada unutmadan, Demirel'in dediği gibi  "kendim için birşey istiyorsam namerdim"

Kula kul olmamak kararımız var

Cemaate mensubiyet eğer bürokraside atanma gerekçesiyse bu devletin temellerine dinamit koymaktır. 

Oysa din insanlara güzel ahlakı, haksızlık yapmamayı ve yüce Tanrıdan başka kimsenin önünde eğilmemeyi öğütler.

Makam mevki, üç kuruşluk menfaat için bin takla atan şaklabanlara bu eğitimi hangi cemaat verebilir?  Veyl olsun onlara.

Merhum Hüseyin Nail Kubalı’nın (1903 – 1981) ‘Nefes ‘ başlıklı şiiri, Müslüman Türk milletinin varoluş kavgasını en iyi en güzel şekilde özetlediği gibi bu vesileyle hatırlayacağımız mübarek şehitlerimizin, âleme nizam verme (Kızıl Elma) kavgasını da bizlere hatırlatmaktadır.

Bu kavgayı çağımızda en uç noktaya taşıyan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 1921 Anayasasından mülhem söylediği “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.(egemenlik kayıtsız şartsız milletindir) İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” maddesinde özetlenen ruh, Allah’tan başka kula kulluğu reddeden öncü tevhit erlerinin davasıdır. 

Hüseyin Nail Kubalı’nın Nefes şiiri:

“Allah’a kul olduk ” Kalu belâda ”
Yalnız bu yolda ikrarımız var;
Üç günlük ömür için kahbe dünyada
Kula kul olmamak kararımız var

Hayra hayr oluruz, şerre belâyız,
Bu zevk – i cidale pek müptelâyız,
Fazilet ehline biz müktedayız,
Bizim de nurumuz ve narımız var.

Dertliyiz, devaya muhtaç değiliz,
Asiyiz, duaya muhtaç değiliz,
Fakiriz, atâya muhtaç değiliz
Kibirli değiliz, vekarımız var

Katre görünürüz, umman gibiyiz;
” Ben Nuhum! ” diyene tufan gibiyiz
Faruka yakışan ferman gibiyiz,
Bir ruhu adalet medarımız var

Kâbe – i mahviyet âsitanıyız
Mağrurun adüvvü bi amanıyız,
Tabasbus ehlinin hasm – ı canıyız,
Misli bulunmaz bir şiarımız var

Bu mihnethanede acaba neyiz?
Heyheyler içinde nâle – i neyiz,
Canana sunulan cur’a – i meyiz
Ne yaman tesiri sehharımız var

Geyada gedayız, şah ile şahız,
Bazen pür neşveyiz, bazen pür ahız,
Asla diyemeyiz ” Biz bi günahız ”,
Kemend – i sevdada şikârımız var,

Sakın zannetmeyin hülya perestiz,
Ne dünya ve ne de ukba perestiz,
Mecnunuz, yalnız Leylâ perestiz,
Bizim de dilimiz, dildarımız var.”

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar