Yahudi Kürt işbirliğinin perde arkasında ne var?
Ömür Çelikdönmez

Ömür Çelikdönmez

Ömür ÇELİKDÖNMEZ

Yahudi Kürt işbirliğinin perde arkasında ne var?

13 Eylül 2017 - 16:19

Türkiye’de siyasi Kürtçülerin silahlı propagandayı amaç ve araç gören terör örgütlerine kızanlar hızlarını alamaz, Kuzey Iraklı Kürt liderlerden Mesut Barzani ailesi içinde birazda hakaret amaçlı Yahudi kökenli olduğu iddiasında bulunur.

Türk askerinin Kuzey Irak’ta yer almasını istemeyen Barzani Ailesi’nin, Kürt Yahudisi olduğu ve ailenin pek çok haham yetiştirdiği söylenir.

Buradan hareketle Molla Mustafa Barzani ile oğlu Mesut Barzani’nin, İsrail’le kurduğu iyi ilişkilerle tanındığı ve İsrail’in öteden beri Irak Kürtlerinin bağımsızlığını desteklediği belirtilir.

Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan Prof. Yona Sabar, 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) başlıklı kitaptaki bilgilere göre 16. ve 17. yüzyılda Kuzey Irak’ta yaşayan ailelerin en ünlülerinden biri Barzani ailesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduğu Yahudi eğitim kurumları büyük bir itibara sahipti.

Öyle ki, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu’nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu.

Hatta, Haham Nathanel Barzani, bölgede nadiren görülen zenginlikte bir kütüphaneye de sahipti ve kitapların büyük çoğunluğu da elyazmasıydı.

Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani’ye miras kalacaktı. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabul edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani’nin kızıydı ve ismi de Asenath Barzani’ydi. Ancak Barzani ismini taşıyan herkesi Kürt Yahudisi olarak görmenin doğru olmadığını savunan Prof. Yona Sabar, Barzan doğumluların bu isimle çağrıldığını özellikle belirtiyor.

(1) Barzan bir coğrafi yer adlandırmadır.

“Barzan Aşireti, adını aşiretin merkezi olan Barzan köyünden alır.

Barzani (Ahmed Barzani; Molla Mustafa Barzani, Mesud Barzani ve yeğeni İdris Barzani’nin mensup olduğu Kuzey Irak’taki Kürt ailenin adı.

Bu aile 19. yüzyılda Nakşibendi Şeyhlerinin halifeleri olarak Barzan köyüne yerleştikten kısa bir süre sonra aşiretleşme süreciyle Beroji, Mizorî, Şarvanî ve Dolemari aşiretlerinin dahil olduğu dört aşiretten müteşekkil bir aşiret konfederasyonu oluşturdu.

Barzaniler ile birlikte bölgeye Nakşibendî-Halidi tarikatı da yerleşmiştir.

Barzan bölgesi Irak’ın Erbil iline bağlı olup ülkenin en kuzey ucunda yer almaktadır.

Zaten Barzani ailesinin şimdiki ikamet ettikleri coğrafi alana bakıp Kürt olduklarını söylemek doğru olamayabilir çünkü bazı kayıtlarda Barzanî ailesinin Siirt’in Şirvan kazasından 18. yüzyıl sonlarında Irak’taki İmadiye kazası yakınlarında bulunan Barzan bölgesine göç ettikleri ve Arap asıllı oldukları belirtilir.

(2) İsrail Barzani ilişkileri ne zaman başladı?

İsrail kurulduktan sonra, Kuzey Irak ve Suriye’de yaşayan 200 bin Kürt Yahudisi, büyük bir operasyon ile İsrail’e getirildi.

İsrail parlamentosunda önemli mevkilerde bulunan Kuzey Irak Kürt Yahudi parlamenterlerin sayısı hayli fazladır.

Bugün de İsrail’de 250 binden fazla Kürt Yahudi’sinin yaşadığı tahmin ediliyor.

Irak Kürtlerinin bağımsızlık hareketini Türkiye’nin bilgisi ve oluru dışında düşünmenin nesnel bir bakış açısı olduğunu sanmıyorum.

O nedenle Barzani ailesinin İsrail, Rusya ve ABD ilişkilerinin her sürecinden Türk istihbaratının bilgisi vardır, gayrısı mümkün değildir.

Kuzey Irak Kürtlerinin kendi bölgelerinden İsrail’e göç eden Yahudilerle irtibatından dolayı Molla Mustafa Barzani, 1950’den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail’de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kaldı.

İsrail ile Irak Kürtlerinin ilk teması, 1963’te Barzani ile MOSSAD başkanı General Meir Amit’in Kürtlere yardım konusunda görüşmeleri ile başlamıştı.

Mossad Başkanı Meir Amit, Barzani aşiretinin mesken tuttuğu dağlara gidip bir Kürt devletinin kurulması için her türlü yardım sözü vermesi bu ziyaretlerin hızlandırdı.

(3) Molla Mustafa Barzani MOSSAD başkanı ve ajanlarının kendisini ziyaretlerinin hemen sonrasında ilk kez 1967’de İsrail’in kapısını çaldı.

Kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’a, hediye olarak bir ‘Kürt hançeri’ ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin planlarını da götürmüştü.

İsrail’de bu hediyeleri karşılıksız bırakmadı, Mart 1969’da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalandı, tahrip edildi, tesisler ağır hasar gördü.

(4) 1967 Arap – İsrail Savaşı’nda ele geçirilen Sovyet yapısı silahların, İsrail tarafından KDP’ye verilmesi, silah ve mühimmat sıkıntısı çeken Kürtleri İsrail’e yaklaştırdı.

Barzani ikinci olarak 1973 yılında İsrail’i ziyaret etti. Bu ziyaretinde de, ilkinde olduğu gibi, 1950’de İsrail’e göç etmiş Kürt Yahudisi David Gabay’ın misafiriydi. Moşe Dayan’ın eşi için hediye olarak Kuzey Iraklı Kürt sarrafların işlediği altın bir kolye getirmişti. Görüşmeden Her iki tarafta memnun ayrıldı.

Şimdi soru şu; İsrail yönetimi Kuzey Iraklı Kürtleri neden destekliyordu?

Bu desteğin ve karşılıklı muhabbetin arka planında hangi trajedi vardı?

1 Haziran 1941’de Bağdat’ta yaşanan Yahudi katliamı ile ilgisi bulunuyor mu?

(5) Ortadoğu’da Nazi ideolojisiyle Arap milliyetçiliğinin birleşmesi Irak Yahudileri için inanılmaz dehşete yol açtı, Farhud katliamı yaşandı.

Farhud; “Şiddetle el koyma” demek. Yıllarca sonra bile, 2600 senedir o topraklarda yaşayan Irak Yahudilerini üzerlerine çöken bu kâbusun birdenbire olduğunu sandılar.

Oysa bir sürecin sonucuydu.

Hitlerin iktidara gelişiyle yakın ilgisi vardı.

Almanya’nın Bağdat temsilcisi, ve Alman Arap uzmanı Fritz Grobba; ‘Al Alem AL Arabi’ adlı Hıristiyan Irak gazetesini satın alarak bunu Arapça Nazi propagandası yapan bir gazeteye dönüştürdü.

Hitlerin “Kavgam” kitabını tercüme ederek yayınladı.

Berlin radyosu Ortadoğuya yönelik Arapça yayınlar yapmaya başladı.

Filistin sorunuyla gündeme daha çok gelen Yahudiler üzerine Nazi ideolojisinde geliştirilen komplo teorileri Irakta benimsendi.

Arap milliyetçiliği ile Hitlerin ideolojileri kaynaşınca, Irakta bir çok Nazi usulü gençlik örgütleri oluşmaya başladı.

En önemli grup olan Futuwwa Hitler Gençleri’nin bire bir kopyasıydı.

1938 de Futuwwa üyeleri Nürembergde gece mum ışığında yapılan bir Nazi partisi mitingine katıldılar.

Delegasyon Almanya’dan döndüğünde Arapça “Yahudileri ve böcekleri öldüren Hitler sen çok yaşa” ilahi gibi söylenen bir sloganları vardı.

İkinci dünya savaşı başladığında Kudüs müftüsü Hacı Emin Hüseyin ve etrafındaki çok uluslu “Filistinli” Arap zümresi Bağdat iktidarının içine çoktan sızmışlardı.

Örneğin Irak genel kurmay başkanı Taha al Haşimi aynı zamanda Filistin savunma komitesi de başkanıydı.

Arapları Nazi davasına daha da çok bağlamak için Grobba çekici Alman kadınlarını ordu generallerine servis yaptı ve politikacılara nakit para dağıttı.

Berlin radyosu devamlı Filistin’den Yahudilerin yaptığı katliamları rapor etti.

II Dünya savaşının en çetin zamanlarında, 1 Nisan 1941 de Nazi sempatizanı “Altın Kare” diye bilinen bir grup Iraklı asker darbe yaparak İngilizlere yakın hükümeti devirdi ve ülkeyi Berlin’in istekleri doğrultusunda yönetmeye başladı.

Bu ortaklık her iki tarafa da yarıyordu: Alman taraftarı Iraklılar, Almanların ülkedeki İngiliz ve Yahudi nüfuzunu yok etmesini istiyordu.

Naziler de toprağın altındaki zenginliğe göz koymuşlardı: Irak petrolleri bir İngiliz petrol şirketi tarafından kontrol edildiği sürece Almanya Rusya’ya saldıramazdı.

Irak yönetiminin Mayıs 1941 de İngiliz askeri ve petrol tesislerini ele geçirme denemeleri İngiliz askerleri tarafından başarısızlığa uğratıldı. Altın Kare subayları ve Grobba Bağdat’ı terk etmek zorunda kaldılar.

31 Mayısta Irak belediye başkanı beyaz bayrak çekerek teslim oldu.

İngiliz hakimiyetini tekrar sağlamış olan İngiliz ordusu Bağdat’ın dışına çekildi.

Altın Kare de kaçtığından İngiliz kuklası Prens Abdullah Irak’a geri döndü.

Presin geri dönmesi zaman aldı ve birkaç saatlik iktidar boşluğu Farhud diye hatırlanacak kan banyosuna dönüştü.

Yahudilere karşı girişilen bu hareket İngilizlerin bu yarı kalmış zaferinden çok önce planlanmıştı ve Nazilerin Avrupa’da yaptığı katliamlara benzer bir katliam en ince noktasına kadar düşünülmüştü.

Yahudilerin listeleri hazırlanmış, Yahudilerin yaşadıkları evler kırmızı bir “hamsa” – beş parmak – ile işaretlenmişti. Radyodan katliamı ve sınır dışı edilmeyi veren haber yazılmış ve yayın saatini bekliyordu.

Yahudi cemaat liderleri bu planları öğrenince geçici iktidar olan belediye yetkililerinden yardım istediler.

Onlar da katliamı planlayanları Bağdat’tan kovmayı başardılar.

31 Mayıstaki radyo haberi sadece İngilizler tarafından tahta çıkartılan Prens Abdullah’ın geçici olarak gittiği Ürdün’den geri döndüğü olmuştu.

Bağdat’ta yaşayan Yahudilerin sevinmeleri için bütün nedenler vardı: 1 Haziran, Musa’ya 10 emrin verildiği günün anısına kutlanan Şavuot bayramıydı. Yahudiler, 2,600 senedir yaşadıkları toprakların tekrar güvenliğe kavuştuğunu sanıyorlardı.

Çok büyük yanılgı içindeydiler.

1 Haziran günü saat 15:00 civarında Prens Abdullah’ın uçağı Bağdat yakınlarında bir havaalanına indi.

Al Hur köprüsünden sarayına doğru yol alırken bir grup Yahudi onu karşılamaya gittiler.

Yahudiler köprüye yaklaştığında silahlarını İngilizlere teslimden dönen mutsuz bir ordu birliğiyle karşılaştılar.

Yahudilerin sevince bu askerleri çılgına çevirmeye yetti.

Askerler Yahudilere köprüde bıçak ve baltalarla saldırdılar.

Birçoğu köprünün üzerinde öldürüldü.

Planlanmış katliam durdurulmuş olsa bile bütün şehirde Yahudilere karşı katliam başladı.

Bağdat birden Cehenneme dönüştü.

Gözü dönmüş ayak takımı sokaklarda Yahudilere saldırıp öldürmeye başladı.

Kadınlara ailelerinin gözleri önünde tecavüz edildi. Dükkânlar ve evler yağma edildi.

Saatler boyu şehirden yükselen silah sesleri ve çığlıklar durmadı.

Kafa kesmeler, açılan göğüsler, kolları bacakları kopartılan bebekler, korkunç işkenceler sürdü gitti.

Bazı saldırganlar koparttıkları kol ve bacakları ganimet gibi sallıyorlardı.

Bağdat’tan yükselen alevler Yahudilerin oradaki yaşamlarını kül ve dumana çeviriyordu.

Yahudi dükkân ve evleri önce yağma edilip sonra da ateşe veriliyordu.

Tipik bir Nazi uygulaması şeklinde istila edilen bir sinagogdaki kutsal kitaplar yakıldı.

İngiliz askerleri ise, Londra’dan gelen emirle Arapların gazabını kendilerine ve petrol işletmelerine çevirecekleri korkusuyla hiçbir müdahalede bulunmadılar.

Artık Bağdat Yahudiler için emin değildi.

Evleri zaten çoktan işaretlenmişti.

Polis, asker ve sivillerden oluşan yağmacı gruplar rahatça Yahudi mahallelerine saldırıyorlardı. Her evde aileler kendilerini korumak için eşyaları kapıların önüne barikat yaptılar.

Yağmacılar ilerlediğinde evde daha arka odalara kaçıp barikatlara devam ettiler.

Nihayet bir adım önde kalabilmek için damlara sığındılar.

Kaçan Yahudiler bir damdan diğer dama atlayarak kaçtılar.

Bazen anne babalar çocukların damdan, aşağıda battaniyelerle bekleyenlere attılar.

Gidecek yerleri kalmayanlar saldıranlara kızgın yağ, taş ve ne buldularsa onunla karşı koydular.

Kadınlar her tarafta dolaştırıldılar. Araplar Yahudi kız okuluna saldırdılar ve talebelere tecavüz ettiler.

Altı Yahudi kız birkaç kilometre uzakta bir köye götürüldü ve ancak birkaç gün sonra bulundular.

Tecavüz ettikleri genç kızların göğüslerini kesmek o gün yapılan tipik dehşetlerdendi.

Saldıranlar fark gözetmeden genç veya yaşlı Yahudi kadınlara toplu tecavüz ettiler ve uzuvlarını kestiler.

İki gün sonra Belediye başkanı, o sırada ülkedeki en yüksek yetki sahibi Prens Abdullah’ı aradı ve kendine sadık askerlere emir vererek bu katliamı durdurması için yalvardı.

Prens bu emri verdi. Prense bağlı askerler, özellikle hızını alamayıp Müslüman mahallelere de saldırmaya başlayan çetelere ateş açtılar. Ateş edilmeye başlandığında asiler kaçmaya başladılar.

Olayların yatışmasından çok sonra İngilizler şehre girdiler.

Petrol tesisleri artık güvendeydi Fakat Yahudiler güvende değildi.

Hiç kimse asla o iki karanlık günde kaç Yahudi’nin öldürüldüğünü bilemeyecek.

Irak resmi kayıtlarında 110 kişinin öldürüldüğü ve yüzlercesinin de yaralandığı belirtiliyor.

Yahudi cemiyeti ise bu rakamın çok daha yüksek olduğunu söylüyor.

Bir Iraklı tarihçi 600 kişinin katledildiğini söylüyor.

Yahudi Cenaze Kurumu cesetleri gömmeye korktu.

Cesetlere hiçbir saygı gösterilmeden en aşağılayıcı şekilde sokaklardan toplandılar ve yuvarlak, francolaya benzer bir toplu mezara gömüldüler.

(6) İşte geçmişten bugüne İsrail’in Kuzey Irak Kürtlerine yardımının perde arkasında ve Iraklı Kürtlere yardım eden Yahudilerin kolektif bilinçaltında, Irak Yahudilerinin yaşadığı Farhud katliamın çok büyük etkisi vardır.

Kimse kalkıp ta İsrail Türkiye’ye karşı Iraklı Kürtleri kullanmak için Kürdistan kurulmasını istiyor gibi absürt iddialarda bulunmasın, kargalar dahi güler. 1 Haziran 1941’de Alman ve İngiliz sempatizanı Kral Faysal yönetimindeki Bağdat’ta öldürülen Yahudilerin intikamını alıyorlar, İsrail’in refleksi budur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar