İMPARATORLUK'TAN CUMHURİYET'E
Yaşar Duru

Yaşar Duru

Yaşar Duru

İMPARATORLUK'TAN CUMHURİYET'E

25 Aralık 2017 - 15:44

Sinemanın Türkiye Serüveni; -1- 
İMPARATORLUK'TAN CUMHURİYET'E

İnsanlarımız Sinema ile 1896-97 yıllarında tanışır. 
Lumiere Kardeşler'in dünyanın çeşitli yerlerinde çektikleri güncel filmler önce sarayda, sonra da açık yerlerde şehrih seçkinlerine gösterilir. 
Sultan II. Abdülhamid Han’ın kızlarından Ayşe Osmanoğlu anılarında, Bertrand adlı bir Fransız'ın saraya sinemayı getirdiğinden söz eder.
Halka açık ilk film gösterisi ise, yine 1896-97'de, İstanbul-Galatasaray'daki Sponeck Birahanesi'nde yapılır. Bazı kaynaklarda; Lumiere Kardeşler'in, 1895’te çektikleri ”Arrivee d'un train en gare de la Ciotat / La Ciotat Garına Bir Trenin Girişi" adlı filminin gösterildiği de iddia edilir.
Film gösterileri bundan sonra Cambon adlı bir Fransız ve Sigmund Weinberg adlı bir Romanya Yahudisi tarafından sürdürülür. Gösteriler; bu süreçte birahanelerde veya tiyatrolarda bir anlamda fazladan eğlence olarak yer alır. 
Weinberg'in gösterilerinde bazen bir görevli ayağa kalkarak izleyicilerin daha iyi anlamasları için film hakkında açıklamalar yapar.
Cambon ise bu amaçla Türkçe açıklamalar bastırıp izleyicilere dağıtır. Bu arada Lumiere Kardeşler'in kameramanları Türkiye' ye gelerek İstanbul'da ve Osmanlı Devleti'nin öteki bölgelerinde güncel filmler çekerler. Bunlar da Türkiye'de yapılan ilk film çekimleri olur.
Türkiye'de düzenli film gösterileri yapan ilk sinema salonunu ise 1908'de Sigmund Weinberg açar. Film gösterme makineleri yapan ünlü Pathe Freres şirketinin temsilciliğini alan Weinberg, Tepebaşı'nda açtığı bu salona "Pathe Sineması" adını verir. Bunun ardından açılmaya başlayan sinema salonları şehrin Beyoğlu ve Şehzadebaşı bölgelerine yayılır.
Kimi sinema tarihçileri; 14 Kasım 1914 tarihli, "Ayastefanos'daki Rus Abidesinin Yıkılışı"nın görüntülerini tarihte çekilmiş ilk Türk filmi olarak kabul ederler. Kimi tarihçiler de: o yıllarda ımparatorluk sınırları içinde yer alan Selanik'te Manakis kardeşlerin çektikleri filmlerin ilk Türk filmi kabul edilmesini savunurlar. Ancak: yaygın kanaate göre söylersek; Türk Sinema tarihi’nin ilk filmini, I. Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay çeker. Ayastefanos taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşıyan ve tarihi değeri olan bu film, 150 metre uzunluğunda bir belgeseldir. 14 Kasım 1914’tel Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir.
Bir yıl sonra, 1915’te dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Ordu Sinema Dairesi kurulur. Kurumun başına, Türkiye’de sinemayı tanıtma konusunda büyük hizmetleri bulunan Sigmund Weinber getirilir. Fuat Uzkınay da yardımcısı olur. Weinberg savaşla ilgilive Türkiye’yi ziyarete gelen yabancı hükümdarların belgesellerini çeker. Bir ara Enver Paşa’yı ikna ederek uzun metrajlı film denemesine de girer.
O yılların en çok seyirci toplayan tiyatro oyunu Leblebici Horhor’u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarıda kalır. 
İkinci konulu filmi olan Himmet Ağnın ızdivacının ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin acı akıbetine uğrar. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığına getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın ızdivacı’nı savatan sonra, 1918’de tamamlar.
Aynı dönemde Ordu Sinema Dairesi gibi Askeri nitelik taşıyan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti kurulur ve Belge Yönetmenliği görevi Fuat Uzkınay’a verilir. Uzkınay bu görevinin yanısıra, konulu filmlerin yapılması yolundu yoğun çaba gösterir. O yıllarda henüz 20 yaşlarında olan Sedat Simavi, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Pençe” ve “Casus” filmlerini çekerek sinema seyircisiyle buluşturur.
1919’da sadece iki tane hikayeli film çekilir. Türk Sinema Tarihine “Mürebbiye” ve “Binnaz” adıyla geçen her iki filmin yönetmeni Türk Tiyatrosu’nun kuruluşunda emeği bulunan Ahmet Fehim beydir. Filmlerin oyuncuları; Raşit Rıza Samako, Behzat Butak ve Hüseyin Kemal Gürmen gibi dönemin ünlü tiyatrocularıdır. Kadın oyuncuları ise; Eliza Binemeciyan, Mimi Kalitea ve Bayzar Fasülyeciyan hanımlardı.
1921’e gelindiğinde; dönemin en ünlü güldürü sanatçılı olarak bilinen tiyatrocu Şadi Fikret Karagözoğlu, “Bican Efendi Vekilharç” adıyla 22 dakikalık kısa filmiyle Türk Sineması’nda ilk güldürü tipini yaratır. “Bican Efendi Mektep Hocası” ve “Bican Efendi’nin Rüyası” ile bir dizi oluşturur. 
Sinemacı Ali Efendi, yeğenleri ve ortakları Şahir ve Kemal Seden kardeşlerle yeni bir “aile ortaklığı”na girişir ve “Sinema ışçileri Şirketi”ni kurarlar. Yabancı Sinema Filmleri ithal etmek amacıyla kurulan şirket, faaliyetlerine 1928’e kadar devam eder.
1922’de;Cumhuriyet’in ilanından bir yıl önce; 1916’dan beri Almanya’da yönetmen ve oyuncu olarak film çalışmaları yapan tiyatro sanatçısı Muhsin Ertuğrul’un yurda dönmesiyle, Türk sineması ivme kazanır ve yeni bir dönem başlar. 
Türkiye’nin ilk prodüksiyon firmesi olarak tarihe geçen Kemal Film bu dönemde kurulur. Kemal Film’i kuran Seden Kardeşler, aynı yıl içinde, Eyup’taki Feshane Fabrikasının Dikim Atölyesi bölümünü kiralayarak Türkiye’nin ilk film stüdyosunun da kurucusu olarak Türk Sinema Tarihi’ni geçerler.
İlk sinema deneyimini yurt dışında gerçekleştiren Muhsin Ertuğrul, Seden Kardeşlerle birlikte, “ıstanbul’da Bir Facia-i Aşk-Şişli Güzeli Mediha Hanımın Facia-i Katli” filmini çeker.
İkinci filmi “Nur Baba” ise, bazı istenmeyen olaylara sahne olur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan filmin çekimleri sırasında Bektaşiler film setini basarlar. Bektaşiler, filmin tarikatlerini kötüledeği ve aleyhlerine sahneler içerdiğini ileri sürerek çekimlere engel olurlar. Olaylar polisin müdahalesi ile yatıştırılır ve filmin çekimine devam edilir.

Yaşar Duru

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar